--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Siyonizmde maskeler değişir, balo aynı balodur!

Arzu Erdoğral
Arzu Erdoğral
0

İsrail bir kez daha sandık başına gitti, medya yine büyük bir heyecanla “tarihi dönüm noktası”, “hükümetin düşüşü” ve “yeni bir dönemin şafağı” manşetleri attı. Haftalardır ekranlarda koalisyon hesapları yapılıyor, sol-liberal muhalefetin ya da merkez kanattaki eski generallerin iktidarı devralması durumunda her şeyin sihirli bir değnek dokunmuş gibi değişeceği masalı anlatılıyor. Oysa Tel Aviv’in kızgın güneşinin altında, Knesset’in kapalı kapıları ardında oynanan bu tiyatro, yıllardır gerçeği perdelemekten başka bir işe yaramıyor.

Son seçim sonuçlarına bakıp “Netanyahu kaybetti” ya da “Aşırı sağ geriliyor” tesellisiyle sarhoş olanlar, Siyonist ideolojinin köklerine ve bu devletin kuruluş felsefesine tamamen yabancıdır. İster Ben-Gvir gibi radikal çizmeleriyle sokakları ateşe verenler olsun ister “barış havarisi” kisvesi altında gezinip aynı askeri botu giyen emekli generaller; İsrail siyaset yelpazesinde kim iktidara gelirse gelsin, Filistin halkına ve bölgeye yönelik stratejik akıl zerre kadar değişmez.

“Değişim” Söyleminin Aldatmacası

Seçim meydanlarında Netanyahu’nun yıpranmışlığından beslenen muhalefet liderleri, seçmene sanki daha insani, daha adil bir yönetim vadediyormuş gibi bir hava estiriyor. Gadi Eisenkot’undan Yair Lapid’ine kadar kürsüleri inleten isimlerin geçmişine baktığımızda gördüğümüz manzara şudur: Bu adamların tamamı, Filistin topraklarındaki işgalin, ambargoların ve katliamların en az Netanyahu kadar mimarıdır, askeri planlayıcısıdır ya da savunucusudur.


Eisenkot’un geçmişte Lübnan’a ve Gazze’ye karşı uygulanan ve sivil altyapıyı tamamen yok etmeyi hedefleyen, uluslararası hukukta savaş suçu olarak anılan “Dahiye Doktrini”nin teorisyenlerinden biri olduğunu unutmak mı gerekiyor? Bugün Netanyahu’yu “yetersizlikle” ya da “koalisyon krizleriyle” suçlayan muhalefet, Filistinlilerin hakları konusunda ondan daha şahin bir çizgide değildir; aralarındaki tek kavga, işgal politikasının “dünyaya nasıl daha iyi pazarlanacağı” ya da “İsrail’in iç seküler-dindar dengesinin nasıl kurulacağı” kavgasından ibarettir.

İsrail’de seçmen sandığa giderken asla “Barış yapalım, Filistinli komşularımızın haklarını tanıyalım” seçeneğiyle ayna karşısına çıkmaz. Oradaki siyasi rekabet; “Sistemi en sert ve acımasız şekilde nasıl ayakta tutarız?” ile “Batı dünyasını karşımıza almadan, daha sofistike yöntemlerle işgali nasıl kalıcılaştırırız?” soruları arasındadır. Dolayısıyla, sandıktan hangi koalisyon formülü çıkarsa çıksın, Siyonist projenin ana omurgası olan işgal, apartheid rejimi ve yayılmacılık millî mutabakat aslına sadık kalır.

Değişen Aktörler, Sabit Kalan Hedefler

Tarihsel perspektiften baktığımızda da durum farklı değildir. İsrail’in en “güvercin” kabul edilen sol veya merkez hükümetleri döneminde dahi Filistin topraklarındaki yasa dışı yerleşim yerlerinin sayısı katlanmış, operasyonlar ve abluka şiddetini kaybetmemiştir. Rabin döneminden Baruch Goldstein katliamlarına, Peres’in Lübnan’daki Qana katliamından günümüzdeki yıkımlara kadar Siyonist siyasetin ana karakteri hep aynı kalmıştır: Hak gasbı ve güvenlik paranoyası kisvesi altında sömürgecilik.


Bugün seçim sonuçları üzerinden “Netanyahu dönemi kapanıyor” sevinci yaşayanlar, aslında İsrail toplumunun sağa kayış gerçekliğini göz ardı ediyor. İsrail’de artık sol diye bir seçenek kalmamıştır; sol, barış söylemini çoktan terk etmiş, ulusal güvenlik adı altında en katı sağ politikaların arka bahçesi haline gelmiştir. Seçimi kim kazanırsa kazansın, kurulacak her yeni hükümet ilk iş olarak Washington’dan alınacak silah yardımlarının hesabını yapacak, Batı Şeria’daki ilhak adımlarını hızlandırmanın yollarını arayacak ve Gazze’ye yönelik abluka ve baskı mekanizmalarını tahkim edecektir.

Asıl Gerçek ve Mazlumların Direnişi

Şunu net bir şekilde idrak etmeliyiz: İsrail’in iç siyasi krizi, koltuk kavgaları, anayasa mahkemesi çekişmeleri veya Haredi askerlik krizleri bizi aldatmamalıdır. Bunlar büyük geminin içindeki kamara kavgalarıdır. Gemi aynı rotada, aynı buzdağına doğru son sürat ilerlemektedir.

Kim gelirse gelsin Siyonizm; ırkçı temelleri üzerine kurulu, demografik üstünlüğü korumak için her türlü insanlık dışı yöntemi mübah gören ve bölgesel istikrarsızlığı varoluş gerekçesi yapan bir ideolojidir. Bu yapının kendi içinden bir barış ve adalet üretmesini beklemek, çölde su aramak gibidir.

Sonuç olarak; Tel Aviv’de oylar sayılmış, sandıklar kapanmış, yeni koalisyon pazarlıkları başlamış olabilir. Ancak ne Filistin’in mazlum sokaklarında ne de bölgenin kaderinde bu seçimlerin yarattığı en ufak bir olumlu değişim olmayacaktır. Siyonist zihniyet baki kaldığı sürece, gelen gideni her zaman aratacak; direniş ise bu adaletsiz düzene karşı tarihin doğru tarafında durmaya devam edecektir. Maskeler değişir, balo aynı balodur.

 

Arzu Erdoğral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle