‘Terörsüz Türkiye’ nedir, ne değildir...
‘Terörsüz Türkiye’ nedir, ne değildir...
MEHMET KOÇAK
Türkiye, Ortadoğu’da olağanüstü gelişmelerin yaşandığı bir dönemde, iç sorunlarına kalıcı çözümler üretmek ve ülkenin bölünmez bütünlüğü ile milletin birliğini güçlendirmek amacıyla tarihi nitelikte kararlar almaktadır.
Güçlü bir Türkiye istemeyen dış aktörlerin uzun yıllardır ülkemize karşı kullandığı, ekonomiye de ciddi zararlar veren bölücü terör sorununu sona erdirmeye yönelik olarak, güvenlik operasyonlarının yanı sıra siyasi çözüm arayışlarını da içeren yeni bir süreç devreye alınmıştır.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrıları, tutuklu bulunan PKK kurucusu A. Öcalan’ın yaptığı çağrı ve Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın desteğiyle başlatılan süreç önemli bir aşamaya ulaşmıştır.
Bugüne kadar güvenlik güçlerinin başarılı operasyonlarıyla büyük ölçüde etkisiz hale getirilen PKK’nın, Öcalan’ın talimatı doğrultusunda kendisini feshettiğini açıklamasına rağmen silahlı unsurların henüz silahlarını teslim etmemiş olması, kalıcı ve gerçek bir uzlaşının önündeki en önemli engellerden biri olarak duruyor.
Örgütün silah bırakması ve alınan kararlara uyması şartıyla sürecin ilerleyebilmesi amacıyla gerekli yasal düzenlemelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine taşınmasıyla süreç yeni bir boyut kazandı.
Tartışmalar, görüşmeler, karşıt kampanyalar ve çeşitli ertelemelerin ardından, sürecin hukuki altyapısını oluşturması amaçlanan “Çerçeve Kanun Teklifi” AK Parti TBMM Grup Başkanlığı tarafından milletvekillerinin imzasına sunulması hükümetin bu konudaki kararlılığının ifadesidir.
Böylece, iç sorunların çözümüne yönelik olarak başlatılan “Terörsüz Türkiye” girişiminin hukuki ve siyasi boyutunda ilk somut adım atılmış oldu.
Artık gözler Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde.
*
Sürece destek verenler ile karşı olanlar…
Bugün Ortadoğu karmaşası içinde var olan Kürt sorunu; Batı emperyalist ülkelerin (ihtilaf devletlerin) Osmanlıyı parçalama ve topraklarını bölüşme adına yapılan ‘Sykes-Picot’ gizli ihanet anlaşmasının bir sorunudur.
Bu plan sonucu Kürt nüfusu Türkiye, İran, Irak ve Suriye’ye yayılmış durumdadır. Bu ülkelerde yaşayan Kürtlerin tarihsel, siyasi, mezhepsel ve sosyolojik farklılıkları bulunduğu gibi, aşiret ve kabile bağlarının da bazı bölgelerde etkisini sürdürdüğü bilinmektedir. Ayrıca Kürt siyasi hareketleri ve silahlı örgütler arasında da hedef, yöntem ve strateji bakımından önemli görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Osmanlı sonrası Batılı emperyalist güç odakları, Kürtlere kendilerine taşeron olacak ayrı bir Krallık (sultanlık) adı altında bir proje devleti önermişlerdi. Küçük bazı gruplar buna taraf olurken, Kürt aşiret reisleri ve siyasi kanaat önderlerinden oluşan ‘Kürt Beyleri’ bu öneri ve ihanet planlarını reddederek Türklerle birlikte tarih boyu devam eden beraberliği tercih ettiler. Bu gün yine geçmişteki gibi dış mihrakların taşeronu olan bazı siyasi ve silahlı örgütler, ABD ve İsrail ile emperyalist bazı ülkelerin değirmenine su taşımaktadırlar.
Bu nedenle tüm Kürt gruplarının ortak bir siyasi veya askeri plan doğrultusunda birleşmesi bugüne kadar gerçekleşmemiştir.
Bazı Kürt örgütleri ve siyasi hareketleri, ABD, İsrail veya zaman zaman Rusya gibi dış aktörlerin desteğiyle bağımsız bir Kürt devleti kurulabileceğini savunurken, bazı kesimler ise içinde bulundukları ülkelerin yönetimleriyle siyasi uzlaşı ve müzakere yoluyla haklarını genişletmenin daha gerçekçi bir seçenek olduğunu düşünmektedir. Buna karşılık bazı silahlı gruplar, değişen bölgesel dengelerin sunduğu fırsatları değerlendirerek özellikle İran ve Suriye’de etkilerini artırmayı hedeflemektedir.
Tüm bu gelişmelere rağmen Türkiye, güvenlik, ekonomi ve diplomasi alanlarında yeni yüzyıla yönelik hedeflerini hayata geçirmeye çalışmaktadır.
Bugün; Türk devlet politikası yönünde hükümetin aldığı kararları bazı kesimleri rahatsız etmiş olsa da bu bir devlet politikası ve bölgesel gelişmelerin bir sonucu olduğu ise diğer bir gerçektir.