İsveç hükümeti, faşist R. Paludan’ın suç ortağıdır
Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde aynı zamanda İsveç vatandaşı olan Danimarka aşırı sağcı Sıkı Yön Partisi genel başkanı Rasmus Paludan, kameralar önünde ve basın mensupları eşliğinde Kur’an-ı Kerim’i yakmasının bir devamı iki gün sonra bir saldırı da yine kameralar önünde ve yine polis nezaretinde İslam karşıtı örgüt PEGIDA’nın lideri Edwin Wagensveld, Hollanda’nın Lahey şehrinde Kur’an sayfalarını yırtıp çiğnedi.
Bu alçak saldırılar, siyasi hem de vicdani açıdan izahı mümkün olmayan bir sadist ruhun yansıması olan düşmanlığın en aşağılık halinin ifadesidir.
Hollanda’da resmi bir müsaade alınıp alınmadığı henüz belli değil.
Ancak, Türkiye, resmi olarak önceden bu nefret suçuna müsaade etmemesi yönünde uyarmış olduğu halde İsveç makamlarının tüm bu çağrı ve uyarıları dikkate almamış olması ve bu küstah eylemin İsveç makamlarının izniyle gerçekleşmiş olması ise hem bir hukuk ihlali hem de kelimenin tam anlamıyla bir kepazeliktir.
Unutulmasın ki, suçlu kadar suça müsamaha gösteren yani izin verenler de aynı derecede suçludur.
Bu utanç tablosu eylem asla bir ifade özgürlüğü olamaz. Özgürlük adı altında hangi amaçla olursa olsun kutsal değerlere hakaret edilmesi asla kabul edilemez.
Bu eylemin fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi ise sadece İslâm dinine değil, aynı zamanda tüm mensuplarına yapılabilecek en büyük ihanettir.
Gerçekleştirilen bu “öfke kusan ve tiksindirici alçakça eylem” ne ilktir ne de son olacaktır. Çünkü Avrupa başta olmak üzere Batı dünyasında aşırı sağcı unsurların, defalarca işlediği bu provokatif eylemler, tarihin derinliklerinden gelen bir kinin ve nefretin kronikleşen bir hastalığa dönüşümüdür.
Deva bulmaz bu hastalıktan kurtulmadıkça Müslümanları ve kutsal değerlerini hedef alan bu saldırı ve çirkef eylemler devam edecektir.
•
Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’e yönelik gerçekleştirilen bu barbar eylem bir provokasyondur.
Bu eylemi yapan sıradan bir İsveçli değil, eylemci bir partinin genel başkanıdır. Ayrıca sıradan bir yerde değil, Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde yapmış olması dikkat çekicidir.
Ayrıca İsveç makamlarından resmi müsaade almış olması ve yakma eyleminden önce olay yerine gelen basın mensuplarına yaptığı açıklamalarda İslâm dinini ve Müslümanları aşağılayan ifadeler kullanmış olması eylemin çok planlı bir şekilde gerçekleştirildiği ve aslında bir mesaj verilmek istendiği açıktır.
Bu eylem, İslamofobi, kin, nefret, bağnazlık ve yabancı düşmanlığının karşılığı olan faşizmin ulaştığı ürkütücü seviyenin bir başka örneğidir. İsveç başta olmak üzere dünya genelinde Müslümanlar oyuna gelmemeli ve onların seviyesine inmemeli ve onların provokasyonlarına alet olmamalıdır.
Protesto ve tepki göstermek elbette bir demokratik haktır. Bu hakkı kullanırken nelere dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Prof. Dr. Ali Erbaş hocamızın uyarısına kulak verilmeli: “Savaş halinde bile kutsal kitapların dokunulmazlığı vardır. İslam barış dinidir. Bir arada yaşamanın en önemli şartlarından birisi de insanların inancına, kitabına ve ırkına ve mezhebine saygı göstererek yaşamak zorundayız.”
O ve onların İslâm dinini çağ dışı, Müslümanları ise her an suç işlemeye hazır potansiyel suçlu gösterme adına bu provakatif eylemleri gerçekleştirdiklerinin bilinci içinde inandığımız değerlerden taviz vermeden, İslâm’ın doğrularını yaşama ve yaşatma mücadelesi içinde olmalıyız.
Hedef ve amacımız insanlığın barış ve huzuruna hizmet etmek olmalı.
Ayrıca: İnsan hak ve özgürlükler adına demokrasiyi ve inanç özgürlüğünü benimseyen tüm ülkeler ve uluslararası kuruluşlar, İslâm düşmanlığı üzerinden başlatılan İslâmofobi kampanyalarına karşı dayanışma halinde somut tedbirler almaya ve hem failler hem de İsveç devletine karşı harekete geçmelidir.
Çünkü bu eylem, barış, huzur ve güven zarar verdiği gibi farklılıklara rağmen bir arada yaşama kültürünü yok etmeye yöneliktir.







