Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ın yanında olmak İran’ı böler
İran rejimi, kendi kendini örgütleyen ve rejimi sarsan, süreklilik dinamiğine sahip bir isyan durumu ile karşı karşıyadır.
Rejim güçleri istikrarın yeniden sağlanması adına daha önceki karşılaşmalarda denediği yöntemin aynısını kullanarak orantısız şiddete başvurması protestocuları sindiremedi ve de sindiremiyor.
Kısacası, kendi vatandaşlarına yönelik yanlış politikalarından dolayı İran rejimi ciddi anlamda muvazenesini kaybetmeye başladığı görülmektedir.
Ülke içinde bu olumsuz gelişmelerle boğuşan İran, dış politikada da benzer yanlışlar nedeniyle çok ciddi sorunlar yaşamaktadır.
İran, Ortadoğu ve Körfez bölgelerinin geleceğini belirleyen yegâne güç, diğer bir ifadeyle bölgesel üstünlüğe sahip önemli bir bölgesel aktör olma arzusu, dış politikasının en önemli hedeflerindendir.
Humeyni’nin ilke ve düşünceleri etrafında şekillenen Şii jeopolitiği, İran dış politikasında etkisini göstermeye ve bölge ülkelerinde Şii oluşumları kullanarak rejim ihracı girişimleri, bölge devletleri tarafından tehdit olarak görülmektedir.
Ayrıca ‘Nükleer program’ çerçevesinde gizli nükleer faaliyetlere yönelmesi önceliklerinden biri olması uluslararası arenada dengelerin kendi aleyhine bozulmasına sebep oldu. Bugün o gizli nükleer faaliyetler nedeniyle ABD öncülüğündeki Batı’nın uyguladığı yaptırımların yol açtığı ekonomik kriz, ülkedeki hoşnutsuzluğun sokaklara taşmasının en önemli sebeplerinden biridir.
Biz millet ve ülke olarak birçok konuda İran rejiminden farklı görüşte olmakla birlikte her zaman ilkeli siyasetimiz, iyi komşuluk ve tüm komşular ile ilişkileri geliştirmeye bağlamında İran ile de iyi ilişkiler ve emperyalist güçlerin saldırı ve baskılarına karşı destek vermiş bir ülkeyiz.
İran-Irak savaşında olduğu gibi Suudi Arabistan başta olmak üzere İran’ın Arap ülkeleriyle yaşanan anlaşmazlıklarda da sürekli olarak tarafsız ve dengeli politikalar kapsamında uzlaştırıcı ve arabulucu rolümüz devam etmiştir ve de ediyor. Ancak, madalyonun öteki yüzünde ise farklı bir gerçek var. Türkiye’nin tüm iyi niyet ve desteğine rağmen İran’ın Türkiye ve Azerbaycan’a karşı dengesiz davranışlarına tanık oluyoruz.
Azerbaycan’ın işgal edilmiş toprakları olan Dağlık Karabağ’ı geri alma harekatı karşısında İran’ın Ermenistan’ın yanında yer alması, Ermenistan’a silah ve gıda yardımında bulunması, Rusya’nın Ermenilere gönderdiği mühimmatların da nakliyesini üstlenmesi ve devamında İran’ın sınır bölgesinde geniş çaplı askeri manevralar gerçekleştirerek “Kudüs Gücü”nden 25 bin savaşçıyı (yani Devrim Muhafızları kuvvetlerinin üçte birini) Azerbaycan sınır boyunca konuşlandırmış olması, ayrıca bu da yetmezmiş gibi mezhebi unsurlar üzerinden İran istihbaratının kontrolü altında dini fikirlerin telkin edilmesi yoluyla oluşturulan gizli ve yasa dışı silahlı bir terör örgüt yapısı oluşturduğunun ortaya çıkmış olması düşmanlık derecesinde girişimler olduğu bir gerçektir.
İran, bu açık-gizli kirli ve karanlık ilişkileri Türkiye ve Azerbaycan’da devlet düzeyinde rahatsızlığa sebep olurken, İran Azerbaycanında (Güney Azerbaycan) ise infiale sebep oldu.
Bu yanlışlarıyla aslında İran, bindiği dalı kesiyor. Çünkü (Güney Azerbaycan) İran sınırları içindedir ve son verilere göre 83 milyon nüfusu olan İran’da yüzde 40 oranında Türkler yaşıyor.
İslam Cumhuriyeti (Şii İçtihadına göre) olarak kendini ilan eden İran yönetiminin Müslüman ve çoğunluğu Şii olan Azerbaycan yerine Hristiyan ve işgalci olan Ermenistan ile yakın ilişkiler kurması, silah ve gıda yardımında bulunması, kara ve hava koridorları açarak destek vermesi, ahlaki, insani ve İslâmi değerlerle bağdaşmadığı gibi makul bir izahı da olamaz.
İran rejiminin öncüleri bilsin ki, Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ın yanında olmak İran’ı böler. Bu gerçekleri İran dikkate almalı ve bazı gerçekleri inkâr ederek kendini savunma yerine yanlışlarından vazgeçerek Türkiye ve Azerbaycan ile tüm İslam dünyasından özür dilemelidir.
Çünkü İran, İslam’ın temel prensiplerine yok saymış ve mezhep bağnazlığı içinde Yemen, Irak, Suriye ve Lübnan başta olmak üzere birçok İslam ülkesinde kendine yeni alanlar oluşturma adına fitne çıkarmış ve çok sayıda Müslümanın katline sebep olmuştur.







