Ankara-Şam ilişkilerinde normalleşme geciktirilmemeli
Tarih başlangıcından itibaren milletler ve devletler birbiriyle mücadele içindedir. İşler önce tartışmalarla başlar, süreç içinde çeşitli sebepler tartışmaları kavgalara, kavgaların ise savaşlara dönüştüğü zamanlar olmuştur.
Tarih süreci içinde dünyanın en uzun ve en kanlı savaşlarının yaşandığı bir gerçektir.
Ancak bu büyük kayıplara sebep olan savaşlara rağmen, değişen dünya şartları ve karşılıklı çıkar ilişkileri birbiriyle savaşan birçok ülkenin süreç içinde yeni ilişkiler kurduğu karşılıklı dostluk ve stratejik işbirliğine gittikleri ise diğer bir gerçektir.
“Devletlerarası ilişkilerde ezeli ve ebedi dostluk veya düşmanlık yoktur, ülkelerin çıkarları vardır” sözü diplomasinin ortak dilidir.
Ayrıca ülke liderleri arasındaki sert tartışmalar ve suçlamalar şahsi değil, ülkelerinin çıkar siyaseti gereği olduğu içindir ki, siyasette de küslükler de geçicidir.
Bizim de millet ve devlet olarak önce savaştıklarımızla sonradan birlikte hareket etmek zorunda kaldığımız dönemler vardır. Bunun en bariz örneği NATO içinde müttefik olduğumuz ülkelerdir.
•
Devletlerarası ilişkilerde ezeli ve ebedi dostluk veya düşmanlıklar olmadığı gibi devletlerarası ilişkilerde de “mutlak müttefiklik” diye bir ilişki biçimi de yoktur.
Belli konularda belli sürelerde ve çıkarların karşılıklı kabullerle devam ettiği sürece ittifaklar ve müttefiklikler devam eder.
Hiçbir anlaşma ve mutabakatlar da ezeli olmadı, olamaz.
Bütün bunlar ülkelerin çıkar ilişkileri her şeyin üstünde olduğunu göstermektedir.
Bu gerçeklerden hareketle tarih süreci içinde olduğu gibi yakın tarihte de benzer siyasi, ekonomik ve stratejik olmak üzere belli alanlar ve konularda anlaşmazlıklar yaşadığımız ülkelerle bir ‘Uzlaşı ve ortak çıkarlara dayalı yeni ilişkiler’ dönemine geçilmiş olması çok önemli ve faydalı bir politik gelişmedir.
Başkan Sayın R. Tayyip Erdoğan yönetimindeki hükümetlerde de farklı ülkelerle inişli-çıkışlı siyasi taktik ve manevralar sonrasında başlatılan milli çıkarlara dayalı uzlaşı ve yeni ilişkiler başlıklı dış politika hamleleri sayesinde S. Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır ile ilişkiler düzelmeye yöneldiği gibi aynı şekilde Suriye ile de bu iş yoluna girebileceği ve yeni bir sayfa açılabileceği mesajının sinyalleri veriliyor.
Türkiye insani değerler açısından olması gerekeni yapmıştır ve şartlar içinde tavrını en açık bir şekilde ortaya koymuştur. Ancak bu süreçte Suriye ve Ortadoğu’da Uluslararası Toplumun tavrı, bölge ülkelerinin ve yerel güçlerin inisiyatifi istenilen düzeyde olmamıştır.
Gelinen noktada Türkiye, mevcut şartlar içinde ülke ve milletimizin güvenliği ve çıkarları esas alınarak olması gerekeni yapma yönünde yeni bir politik hamleye hazırlanıyor olması takdire şayan bir girişimdir.
Biz ne ABD ve onun öncülüğündeki Batı gibi ne de Rusya gibi sömürü politikaları veya İran gibi mezhebi hesaplar peşinde olamayız.
Bizim önceliğimiz insani değerler ve iyi komşuluk ilişkileridir.
Bu değerler ve ilkeler çerçevesinde Ortadoğu’dan Avrupa’ya, Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya uzanan geniş coğrafyayı kapsayan yeni dış politikamız bizi gelecek yüzyıla taşıyacaktır.
Ankara’nın başlattığı ‘komşularla çözüm odaklı yeni dış politika konsepti’ kapsamında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır gibi ülkelerle yeniden birçok alanda ülke çıkarlarımız açısından büyük önem arz eden yeni ilişkiler güçlendirilerek devam etmeli ancak Suriye ile yeni dönem daha fazla geciktirilmeden başlatılmalıdır.
Çünkü güvenliğimiz ve ülke çıkarlarımız bunu gerektirmektedir.
Zira Şam yönetimi şartsız bir şekilde görüşmelerin başlatılmasını istiyor. Çünkü Beşşar Esad, Ankara devrede olmadan bölgede yeni bir düzenleme olamayacağını biliyor.
•
Türkiye milli çıkarları açısından bu süreci en iyi şekilde değerlendirmelidir.







