11 Eylül saldırısını kimler niçin planladı?
Üzerindeki kara bulutların hâlâ dağılmadığı ve bilinenlerden çok bilinmeyen bazı gerçeklerin de aydınlatılamadığı 11 Eylül 2001 saldırısı, aslında tamamen bir kurguydu.
Bu gerçeği anlamak için müneccim olmaya gerek yok.
Bazı olayların spontane bir gelişme veya hadiselerin konjonktürel seyrinin bir sonucu mu yoksa bir plan ve kurgulamanın sonucu mu meydana geldiğini anlamanın yolu yaşanan olayın sonuçlarından çok sebepleri ve olayın sonrasındaki süreçte yaşananların seyri irdelendiğinde anlaşılır.
Berlin Duvarı’nın yıkılması (9 Kasım 1989) ve Sovyetler Birliği’nin dağılması (26 Aralık 1991) sonrası, mevcut uluslararası sistem de geçerliliğini kaybetmiş oldu. Sistemdeki değişim ile birlikte, uluslararası sistemin temel aktörleri olan devletleri, dış politika yönelimleri, rolleri, hedefleri, yaklaşımları ve stratejileri içeren yeni konseptler belirlemeye zorlamıştı.
İki kutuplu sistem, yerini belirsizliğe bırakmasıyla ABD’ye ‘Başat ülke’ yani, dünyayı yeniden şekillendirme gücüne sahip olma yolunu açmıştır. Çünkü, değişime en hazırlıklı ülke Amerika Birleşik Devletleri’ydi.
New York’taki Dünya Ticaret Merkezi ve İkiz Kulelere 11 Eylül 2001 tarihindeki saldırı, George W. Bush, başkanlığındaki ABD’nin doğan boşluğu doldurma ve dünyadaki hegemonik mücadeleyi başlatma hazırlığı olduğu anlaşılmaktadır.
11 Eylül saldırılarının ardından, ABD başkanı George W. Bush’un terörizm adı altında uygulamış olan saldırı ve işgaller ile tehdit politikalarının devreye sokulması bunun en bariz örnekleridir.
Bush, başkanlığındaki ABD, dünyayı kendi çıkarları yönünde şekillendirme adına Ortadoğu ülkelerine demokrasi ve özgürlükler getireceğini iddia etti. Bu çerçevede, ABD, Afganistan ile Irak’ı işgal ederken, Kırgızistan, Ukrayna ve Gürcistan’da meydana gelen halk ayaklanmalarına destek vermek suretiyle bu dünyanın barış, huzur ve güvenini sarsan kaos ve trajik olaylara sebep olmuştu.
11 Eylül saldırısının zamanlaması, saldırı şekli ve sonrasında yukarıda izahına çalıştığım olaylar, iyi tahlil edildiğinde; İslam ve Müslüman ülkeleri hedef alan yeni bir Haçlı Savaşı olduğu gerçeği görülecektir.
Ayrıca bu tahliller sonrası dünyayı değiştirecek ve yeryüzünde ABD öncülüğündeki Batı hakimiyetini sağlama adına 11 Eylül 2001 saldırısının Amerikan istihbaratının masalarında hazırlanmış bir plan olduğu anlaşılacaktır.
•
ABD, tarih boyu önce krizlerin oluşumunu hazırlamış, sonrasında ise kendisinin hazırladığı krizleri fırsata dönüştürmüştür. 11 Eylül 2001 saldırısı de bunun bir benzeridir.
ABD, yine tarihi boyunca kendini bir öteki üzerinden şekillendirmiştir. 11 Eylül saldırısında da aynı yolu izlemiştir. Usame Bin Ladin’in radikal kimliği bahane edilerek, 11 Eylül saldırısını fırsat bilen ABD; İslam ve Müslümanları “öteki” göstermek suretiyle hedef almıştır.
Afganistan, Irak gibi ülkeler işgal edilirken, onlarca Müslüman ülke ise hedef gösterilerek, sıranın onlara da geleceği açıkça ve bir tehdit olarak ortaya konuldu.
Ayrıca, ABD’nin istihbarat örgütü tarafından kurdurulan ve yönlendirilen sözde ‘İslamcı’ (El-Kaide gibi) örgütlerin kanlı eylemleri üzerinden İslam dinini çağdışı, Müslümanlar ise her an kanlı eylemler gerçekleştirmeye hazır potansiyel suçu ilan edilmiştir.
Böylece, İslam ve Müslüman karşıtı propagandalarla Batı dünyasında İslam karşıtlığı ve İslamofobia yeniden hortlatılmıştır.
Kısacası 11 Eylül saldırısı, bana Samuel Huntington’un Medeniyetlerin Çatışması tezini hatırlattı. Huntington, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından çatışmaların artık ideolojik ve siyasi görüşler nedeniyle değil, din ve kültür farklılıkları nedeniyle ortaya çıkacağını vurgulamıştır.
Yine bana göre onun bu tezi, 11 Eylül saldırı planının önemli bir örneğidir.







