Vahyi anlamaya doğru

04 Mayıs 2019 Cumartesi

Kur’an, kainat okumalarıyla; kainat, Kur’an okumalarıyla açılır, yorumlanır, tefsir edilirse elde edilen sonuç bizi fert, aile ve cemiyet hayatında hakiki hayata; makro-mikro alem düzleminde gerçek bilgiye, yani irfan ve hikmete ulaştırır. 

Her iki cenahı birbirinden ayırdıkça, Kur’an-ı kâinattan, kâinatı Kur’an’dan tecrit ettikçe fert, aile ve cemiyet hayatında ölü doğumlar başlar; bilgi doğurganlığını kaybederek kısırlaşır, irfan ve hikmet boyutuna sıçrama yapamaz ve kendi dar mahbesine hapsolur. 

Kur’an, lafzıyla manasıyla bir vahiydir ve vahyin bütün evrelerini mucizelik zirvesinde kapsayıcı özelliğe sahip tek semavi kitaptır. O, Kelam sıfatındaki varlığı itibariyle nurdur. Kur’an’ın nur olduğunu bildiren bütün ayetler (Araf, 157; Maide, 15; Nisa, 174; Teğabun, 8) bu hakikate işaret eder. Nur olan vahiy Hz. Cibril’de, kavle/ söze dönüşür.( Tekvir, 19; Hakka, 40) Bu kavil ve söz, Peygamber Efendimizin bütünüyle masum olan beşeri mahiyetinde lisana, apaçık Arapça beyana inkılap eder. (İbrahim, 4; Nahl, 103; Şuara, 195; Ahkaf, 12; Meryem, 97; Duhan, 58) 

Vahyin bu halinde Hz. Cebrail ve Peygamberimiz Efendimiz sadece birer elçidir, Kur’an’ın ne lafzına ne de manasına herhangi bir müdahaleleri söz konusu değildir. Her iki elçi de vahiy kendilerine nasıl indi ise onu biri kavle diğeri de lisana dönüştürmüşler; fakat kendilerince hiçbir müdahalede bulunmadan bize ulaştırmışlardır. Kur’an’ın her türlü dış müdahaleden korunmuş oluşu daha bu son iki evrede başlar ki ayetten (Hicir, 9) kastedilen anlamlardan belki de en derini bu manadır. Ayrıca, el-Hakka, 44-47 ayetleri de bu hakikate açıklık getirmektedir.

Eğer, Hz. Cebrail’in kavli vahiy nuruyla irtibatlı değil de kendisine aitse, bu söz sadece o kategoride değerlendirilir ve onlara asla Kur’an denilmez. Nitekim Efendimizin Hz. Cebrail ile bu tür muhavereleri çok vuku bulmuştur. Ve yine eğer Hz. Cebrail’in sözü vahiyle irtibatlı olsa da onu lisana çevirmede Peygamberimizin iradi bir müdahalesi olmuşsa o söze de Kur’an değil hadis denilir. 

Kur’an, vahiy olması özelliği ile aynı zamanda zaman üstüdür. Muhatabı olan insanların ve diğer şuurlu varlıkların zamanla kayıtlı halleri ve bu sınırlı keyfiyetle Kur’an’a muhatap olma zorunlulukları Kur’an’ın zaman üstü oluşuna ve alemşümul duruşuna asla etki etmez. 

Kur’an’ın muhkematı, hükümleri yönüyle her devrin muhatabını aynı şekilde kuşatıcıdır; bu bağlamda değişen sadece söz konusu hükümlerdeki gaye, hikmet ve maslahatı anlama, algılama, yorumlama durumudur. Hükümlerde ise maslahat, gaye ve hikmet hiçbir zaman yönlendirici konuma sahip değildir, yani illet konumunda değildir. 

İllet, ilahi emir ve yasakların bütünüdür. Bu bütünlük manzumesinde şeriatın müessis olduğu konularla muadil olduğu konuları da birbirinden ayırmak gerekir. Şartların değişmesiyle değişen konular şeriatın muadil olduğu alanlarla ilgilidir. Kölelik ve çok evlilikle ilgili konularda olduğu gibi. Ama bir miras hukukunda, bir ceza hukukunda şeriat müessistir; gaye ve maslahatı esas alarak bu hükümlerin zaman aşımına uğrayacağını iddia etmek, Şari-i Hakiki olan Allah’ı yanılmayla ya da bilgisizlikle itham etmekten farksız bir sapma halidir.    

Kur’an, lafız ve mana bütünlüğü esasına bağlı olarak, kendisine iman, salih amel ve güzel ahlak içirilmiş hayat verici bir ruhtur. (Şura, 52) İnsan samimi bir kalple Kur’an’a yöneldiğinde daha onu okumaya başladığı andan itibaren, iman, salih amel ve güzel ahlak değerlerini kazanmaya da başlar. (Kur’an’ın bu özelliği henüz işlenmemiş bakir bir alandır. İşin ehli pedagog ve psikologlarımıza duyurulur) Muhatabın keyfiyet farkı istifadeyi de farklılaştırsa da samimi olarak ona yönelen hiç kimse Kur’an’ın irşadından mahrum kalmaz. Hatta samimi bir ami insan, Kur’an’ın külli ve umumi irşadından, samimiyeti daha düşük bir alimden daha fazla istifade edebilir.

Vahyin önemini kavramamız bakımından şu olay gayet çarpıcı bir örnektir: Doğumundan ahirete irtihaline kadar Efendimizin yanından hiç ayrılmamış ve onun hayatına yekpare şahit bulunmuş tek sahabe Ümmü Eymen validemizdir. Peygamberimizin vefatını takip eden günlerde uzun süre evine kapanır ve gözyaşı döker. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer, aralarında bu durumu konuşarak gidip teselli edelim, derler. Uzun uzun teselli edici sözler söylerler. Efendimizin de bir beşer olduğunu, ölümün kaçınılmazlığını, onun ahiretteki durumunun dünya hayatından daha mesut, daha bahtiyar olacağını anlatırlar. Ümmü Eymen validemiz konuklarını sessiz sessiz dinledikten sonra, iyi ama ben zaten onun vefatına üzülüp gözyaşı dökmüyorum ki, der. Onlar, ya niçin günlerdir ağlıyorsun, diye sorduklarında, ben vahyin kesilmiş olmasına üzülüyor, onun için gözyaşı döküyorum, cevabını verir. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer aldıkları bu cevap karşısında şaşkına dönerler ve birbirlerine “Biz kendi halimize ağlayım” derler ve ağlayarak geri dönerler. 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • ali kemal pekkendir ali kemal pekkendir 1 ay önce
    Bizi de ağlattın hocam... Allah razi olsun senden..
  • Süleyman Sırrı DinçerSüleyman Sırrı Dinçer1 ay önce
    Kaleminize..sağlık..zaman..zaman..bizler..gibi..bu..konularda..maalesef..yetersiz..okurlarınız..için..ÖĞRETİCİ..yazılarınızın..devamını..bekliyoruz..selamlar.
  • Hasan Hasan 1 ay önce
    Kuranı iyi dinleriz kimimiz hüzünlenerek sese göre dinler. Kimimiz için arka plan fönmüziği Kuran. Kitabımız bize ne diyor Allah subhanehu ve teâlâne emrediyor, bizi cennetine koymak için nasıl af edeceğini anlatıyor. Af olmak için Tagut belasından şirk belasından kurtulup nasıl iman edeceğimizi Allah subhanehu ve teâlâher kişinin laf anlamayan bile anlayacağı dilden ayet ayet sayfa sayfa anlatıyor ve sadece munafık lar anlamaz diyor ayetinde .
  • kibarcikkibarcik1 ay önce
    ahmet öz kardeşime ömrüne bereket guzel bır gercek tesbıtvahyın muhatabı olanmresulı kıbrıyanın yaşantısına benzemek onunla hemdem olmak şiarımız olsun ınsallahu rahman veselam
  • DoğruDoğru1 ay önce
    Doğru tefsirleri bulup okumalıdır
  • Abdulmuddalibb el arrabiAbdulmuddalibb el arrabi1 ay önce
    1500 senedir anlamaya calisiyoruz ama anlamiyoruz.. ve sonucta "deist" oluyoruz:) muhterem bazi dil alimleri diyor ki o donemin arapcasi ile simdiki arapca cok FARKLI ayni degil, simdiki araplar da Kurani anlamiyor..
  • FakirFakir1 ay önce
    Ah bildiklerimizi bir de yaşasak islama bir dönsek
  • Yaşlı DoçentYaşlı Doçent1 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız; malumunuz, Profesör olmak için Doçent olarak 5 yıl beklemek gerekmektedir. 25-30 yıl boyunca Üniversitelerde öğretim elemanı olarak çalışmış; 10 binlerce öğrenci mezun edip deneyim kazanarak EMEKLİLİK HAKKINI ELDE ETMİŞ Yaşlı Doçentleri, yaşlılıkta beklenmesi bir ömür kadar uzun olan söz konusu bu 5 yıllık bekleme süresi belasından (profesörlük kadrosuna başvurmak için hazırlanması gereken yayınlar dosyasını hazırlayıp sunmak önkoşuluyla) kurtarmanızı saygılarımızla istirham ediyoruz.
  • Ahmet ÖzAhmet Öz1 ay önce
    Latif Bey;Vahiy kesildi diye karalar bağlayacak değiliz.Ümmü Eymen validemizin hassasiyeti kişisel ve de çok önemli bir husus olsa da,Hz.Peygamberimizin vefatı da bir gerçektir.İslam,Hz.Peygamberimizin vefatı ile son bulmayacağına göre,kainat okumalarına devam etmeliyiz.Kainatı okuyabilmek,anlayabilmek için çaba gereklidir.İlim tahsili gereklidir.Bu ilim tahsilini Risale-Nur'lara has kılarsak ölümcül vak'alarda aspirin tedavisi uygulamış duruma düşeriz.Uzay bilimleri hususunda ülkemizin bir çabası var mı?İmam hatiplerde okutulan meslek derslerini yeterli görmek,sizce doğru mu?Bilim ve fende dünya ülkeleri arasında nerelerdeyiz,araştırırsanız görürsünüz.Demem o ki,elin gavuru kainatı okuyor,bilim ve fende ilerliyorken,bizler toprağımızı,suyumuzu kirletiyor,Ergene Nehri ve benzerleri,en canlı misallerdir.Yeri göğü betonlaştırdık.Tarım ve hayvancılığımızı bitirdik.İthalatla hayatımızı sürdürüyoruz.Oysa ki,resmi verilere göre 85 bin camimizin minarelerinde ezan okutuyoruz.Mesele ezan okutmak,bayrak sallamak,tekbir getirmek,hamasi duyguları diriltmek meselesi değildir.Plansız proğramsız,günlük,anlık yaşayışımızdır.Yarına dair bir tedbirimiz yok.Başımıza bir şey gelirse,kader,deyip kabulleniyoruz.Japonya'da 6-7 şiddeti ve civarında o kadar deprem olur,Japonya,bizdeki deprem felaketini yaşamaz.Çünkü,çalışmış ve tedbirini almış,kendi kaderine cüz'i iradesi ile katkıda bulunmuştur.Koruma korunma işini meleklere,Allah'ın korumasına bırakmamıştır.Hayat planlamamızı yapmamızın zamanı geldi de geçiyor bile.Dünya ülkelerinden çok gerilerdeyiz.Önce hukuk'tan başlamalıyız.Afrika ülkeleri bile bizi geride bıraktı.Bugünkü yazınızın muhteviyatı fevkalade güzel.Kaleminize,ruhunuza sağlık.Bir okurunuz olarak,düşüncelerimi paylaşmak istedim.Bu güzel yazınızdan karar vericiler keşke istifade etmiş olsalar!Saygılarımla.
  • Bir kul.Bir kul.1 ay önce
    Risaleller den bahsetme sona ermiş,Kur'an ve ayetlerden bahsetme aşamasına gelinmiş.

Günün Özeti