--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dünyayı saran büyük musibet ve alınması gereken önlemler

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
0

Toplumsal bir istiğfar ve tövbeye hem de çok şiddetli ihtiyaç var. Bu kadar bela ve musibetin sökün edip üzerimize üşüşmesi hiç de hayra alamet bir durum değil. Kaderin tövbe çağrısı bela ve musibetlerle olur. Kul bu çağrıya uyar, yaptığı hata ve günahlarından dönerse bu uyarılar onun hakkında hayra dönüşür. Fakat aksi durumda netice de aksi olur; bu uyarılar kahhâr bir tecelliyi netice verir.

Çoğunluğun işlediği günahlar ancak çoğunluğun tövbesiyle bertaraf edilir. Çoğunluk gafletini sürdürdükçe umumi belaların refi imkansızdır. İşte o zaman “Öyle bir fitneden korkun ki, geldiği zaman  sadece zalimlere  isabet etmez” (Enfal, 25) ayetinin ikaz ettiği gerçekle yüzleşmek zorunda kalınır. Musibet masumları da istisna etmez, umuma gelir, masumların mükafatı ahirete kalır.

Kuraklık yağmur duasının, güneş ve ay tutulmaları küsuf ve husuf namazlarının vakti olduğu gibi, umumi bela ve musibetler de umumi istiğfar, umumi tövbe ve umumi duaların vaktidir. Bu tür vakitleri bu mantıkla değerlendirip dua ve istiğfara yönelenler riski fırsata çevirmenin en güzel örneğini sergilemiş olurlar.


Gafletlerini sürdürenler ise sadece insanların, sadece meleklerin değil, hadisin ifadesiyle, bütün varlık aleminin lanetine hak kazanırlar. Gökte uçan kuşlar, ormanlarda yaşayan vahşi hayvanlar, denizlerdeki balıklar, bu tür gafillerin sebep oldukları kuşatıcı bereketsizlikten şikayet ederler.

En büyük musibet dine, ahlaka, milli ve manevi değerlere gelen musibettir. Bu zaviyeden bakıldığında bütün insanlığın böylesi büyük bir musibete maruz kaldığı görülür. “Yapay etkenler”in bütünü bu musibeti körükler vaziyettedir. Yığınlar kendilerini ateşe atan kelebekler gibi felakete atılmakta adeta birbiriyle yarışmaktadır. Bilmem ki insanlık olarak kıyameti davet ettiğimizin farkında mıyız?

Bu büyük felaketten kurtulmanın tek çaresi, kavli, fiili, ıstırari duanın her çeşidine sarılmaktır. Kavli dua, malumdur. Bütün insanlığın hidayeti için dua etmektir. Fiili dua, insanların hidayetine vesile olacak vasıtaları onlara günün şartlarına uygun olarak ulaştırmaktır.


Istırari dua ise, Nebi ahlakıyla ahlaklanıp, saptırıcı sebeplerin ortadan kalkması ve insanların hidayet nuruyla buluşması için kendini bitirip tüketinceye kadar gayret göstermektir. Yani, “Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye arkalarından kendini helak edeceksin” (Kehf, 6)  ayetiyle amel, “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır” (Al-i İmran, 104) ayetini bütün kurumlarıyla hayata geçirmektir.

Peygamberimiz Efendimiz: “Sizden kim bir münkeri (dinin yasakladığı çirkinlik) görürse onu eliyle değiştirsin, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle değiştirsin. Bu da imanın en zayıfıdır” buyururlar.

Değiştirme, sadece münkeri ortadan kaldırma ameliyesi değildir. Münkeri ortadan kaldırdıktan sonra onun yerine maruf olanı ikame etme de  “tağyir/ değiştirme” işlemine dahildir. Bu da ya güç kullanarak olur ya dil ile uyarı yapılır ya da kalben taraftar olmamakla gerçekleştirilir.


 

Güç kullanma devlete ait bir sorumluluk olmakla beraber, meselenin psikolojik baskı yönü sivil inisiyatifler tarafından da gerçekleştirilebilir. Kastım elbette mahalle baskısı değildir. Kastım, her münkerin antisini kurumsallaştırarak, dernek, vakıf, platform vs. ile münkerle mücadele etmektir. Bu kurumlar, hem münkerin ortadan kaldırılması hem de marufun ikamesi adına faaliyet göstermeli, yapılan çalışmalar gönüllülük esası üzerine ve günün şartları göz önünde bulundurularak yapılmalıdır.

Dil ile uyarı yapmak, sözlü, yazılı ve görsel olarak gerçekleştirilebilir. Kitap, dergi, gazete, radyo, televizyon, sinema, internet bu mevzuda çok önemli birer araç konumundadır. Kavl-i leyyin esas alınmalı, muhataplara bilgiler, uyarılar, dersler yumuşak bir dil kullanarak ulaştırılmalıdır. Anlatımlarda mantiki boşluklar bırakılmamalı, insanlara kültür seviyelerine uygun konuşulmalıdır.


 

Davette basiretli olunmalıdır. Atın önüne et, aslanın önüne ot atmak kabilinden yanlışlara düşülmemelidir. Anlatılanlarda doğrudan ayrılmamalı; fakat doğruyu doğru yerde, doğru şekilde konuşmalıdır. İnsanların en çok ihtiyaç duydukları konulara öncelik verilmeli; asıl dururken füruatla meşgul olunmamalıdır.

 Maruflar özendirilmeli, somut örneklerle olaylar ve kahramanlar sürekli anlatılmalıdır. Özellikle peygamberimiz, diğer peygamberler, ashab-ı kiram ve Allah’ın veli kulları her konuda örnek teşkil etmelidir. Aynı usulle münkerler korkutucu neticeleriyle somut örnekler verilerek anlatılmalıdır.

Kalp ile değiştirme, sempati kaynaklı sinerjiyi kesmektir. Böylece münkerle içli dışlı olanlar, çirkinliklerini devam ettirmede cesaretlendirici dış dayanaklardan yoksun bırakılır. Hadis-i şerifte kastedilen nötr kalma değil, aktif bir yalnızlaştırma operasyonudur.

Ayette :“Zalimlerin yanında olmayın; sonra ateş sizi de yakar. Allah’tan başka dostlarınız olmadığına göre bir yerden yardım da göremezsiniz!” (Hud, 113) denilerek bize, itikadi ve ahlaki zulüm ve münker karşısında nasıl bir tavır sergilememiz gerektiği bu şekliyle öğretilir.

Ve yine bir başka ayette: “Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) ‘Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz’ diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır” (Nisa,140) denilerek aynı davranış şekline vurgu yapılır.

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle