--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

13-16 Ekim 1695 Karadeniz’e inme hayâlindeki Çar Petro’nun Azak hezimeti, Rusya’nın bugün bölgedeki durumu

Halit Kanak
Halit Kanak
0

Viyana önlerinden çekilişimizin üzerinden 12 yıl geçmişti. Rus İmparatorluğu tahtında, 20 yaşında ölen Çar Fyodor’un iki üvey kardeşi oturuyordu. Bunlardan bir tanesi daha sonra Püyük Petro diye anılacak 1. Petro (Pyotr Alekseyeviç) diğeri de kendisinden 6 yaş büyük V. İvan’dı. Birtakım karışıklıklardan sonra birlikte taç giymişlerdi. Bunun için (Moskova silah müzesinde sergilen) iki ayrı taht yapılmıştı.

V. İvan; taht varisi yetiştirilmesi için ablası tarafından kökü 1240’lara Batu ve Berke Hân’a dayanan soylu bir Türk ailesinden gelen Praskovya Saltıkova ile evlendirildi. (Müslüman Tatar Türklerine Ruslar tarafından çok ağır vergiler konulmuş, bu yük altında ezilen bâzıları vergi muafiyetinden kurtulmak için ortodoks olmak zorunda kalmıştı.) Praskovya Saltıkova'nın özellikle Kazan’daki Meryem Ana dinî tasvirine (ikonuna) büyük bir düşkünlüğü olduğu söyleniyordu. Düğün, 9 Ocak 1684'te katedral kilisesinde, Patrik John'un yönettiği törenle gerçekleşti. Bu evlilikten doğan Kızı Anna İvanovna Rus Çariçesi olarak 1730-1740 tarihleri arasında ülkeyi yönetecektir.


 

 

V. İvan ile 1. Petro resmiyette 1696’ya kadar birlikte yönettikleri görülse de Petro çoktan ipleri eline almış, fiziksel ve zihinsel engelli V. İvan bir köşeye çekilmişti. Rus İmparatorluğu tahtı 1725 yılının şubat ayında ölümüne kadar Petro’ya kalmıştı.

 

İşte bu Petro büyük hedefler peşinde koşuyor, akla hayale gelmeyecek işler yapmak istiyordu. Bunlardan bir tanesi de bir Türk Gölü olan Karadeniz’e çıkmak, sıcak denizlere inmekti. Bunun için hedefine Azak Denizi kıyısındaki Azak Kalesini koymuş, fırsat kolluyordu..

 

Osmanlı-Türk tahtında oturan Sûltân II. Ahmed Hân’ın 6 Şubat 1695 tarihinde Edirne Sarayında vefât etmesi, ardından aynı gün tahta çıkan Sûltân II. Mustafa Hân’ın daha üçüncü günde bir hatt-ı hûmâyûn yayınlayarak, Almanya seferi hazırlıklarına başlaması 1. Petro’yu ümitlendirdi. Avrupa’da savaşacak bir Türk Ordusunun kendisiyle ilgilenemeyecek olması Çar’ı harekete geçirdi. Azak Kalesini avuçlarının içinde hissediyordu.


 

 Nihayet II. Mustafa, ordu tamam olunca 30 Haziran 1695 tarihinde Edirne’den Almanya Cephesine hareket etti. Çar Petro’da Türk Ordusunun Avrupa seferine çıkacak olması rahatlığıyla elini çabuk tutmuş, Azak Kalesi’ni kuşatmak üzere çoktan yola koyulmuş, Azak’a 10 günlük yolu kalmıştı. Üstelik 23 yaşındaki Çar işi şansa bırakmamak için akılalmaz bir şekilde 300 bin kişilik (üç yüz bin) bir ordu hazırlamıştı. Aklınca bir de gözdağı vermek istiyordu.

 

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. 10 Temmuz 1695’te kuşatmaya aldığı Azak Kalesinde Sancakbeyi Mustafa Bey vardı. Ancak kale, Mustafa Bey’e yardıma gelen Kırım’ın güneydoğusundaki Kefe Beylerbeyi Murtaza Paşa komutasında savunulacaktı.. Azak Kalesi Don Nehri’nin Azak Denizi’ne döküldüğü yerde bulunuyordu ve kalede beş bin Türk Askeri vardı. Kırım Hân’ı Selim Giray Hân, Sûltân II. Mustafa Hân’ın Almanya seferine katıldığı için Murtaza Paşa’ya destek için Selim Giray’ın 16 yaşındaki oğlu Kaplan Giray gelmişti. (Kaplan Giray ileride üç defa Kırım Tahtına oturacaktır.)


 

 

Muhasara 13 Ekim 1695 tarihine kadar 3 ay, 4 gün sürdü, Bu süre içerisinde yaşanan şiddetli çarpışmalar her geçen gün Rusların zayiatını artırdı. Kalenin bitmek tükenmek bilmeyen mühimmatı karşısında ümitler zayıfladı. Kayıplar da 60 bin askere ulaşınca Ruslar kuşatmayı kaldırıp geri çekilmeye başladılar. 

 

Türk Kalesi de şiddetli top atışları ve taarruzlardan çok yıpranmıştı. Özellikle Rusların kaleye giden su yollarını kesmesi zayiatı artırmış, ancak pes ettirememişti. Azak Müftüsü İsmail Efendi bile elinde kılıç şehit olana kadar haftalarca savaşmıştı. 

 

Azak’ın daha kuzeyine yerleşen Selim Giray Hân’ın amcasının torunu ve Kırım Tahtının ikinci veliahtı (Nureddin) Şâir Şahin Giray’ın da Ruslara giden lojistik yollarını tutması çok işe yaramıştı. Ayrıca, muhasara sırasında 10 gemi dolusu mühimmatı Azak Denizi üzerinden getirerek kaleye sokan Trabzon Beylerbeyi Ali Paşa’nın fedâkarlığı takdire şâyândı. Diğer komutanlarla birlikte ödüllendirildi.


 

 

Ruslar çekilirken bile Türk Askeri peşlerini bırakmadı. 15-16 Ekim Cumartesi-Pazar günleri arkalarından yeniden yetiştiler. Zaman zaman kaleden çıkarak kendilerine taarruz eden Türkleri karşısında gören Ruslar dehşete kapıldılar. Kırım Atlıları ve Osmanlı Askerlerince yapılan saldırılarda 4.000 kayıp daha verdiler. iki büyük topları da Türk Askerinin eline geçmişti..

 

Yaşanan mağlubiyetten ziyâde perişanlık Rusların sıcak denize inme emellerini erteletti. Ancak bu örnekler, Ruslara büyük asker sürüleriyle  başarı kazanılamayacağını öğretememiş, son olarak on binlerce askerî kamyon artı zırhlı araçlarla Ukrayna’ya saldıran ve 24 saatte Kiev’e gireceğini söyleyen Rusların bir kez daha ağır kayıplar vermesine yol açmıştı.(2022 Şubat’ından günümüze bir milyonun üzerinde asker kaybetmiştir.) 

 

ABD’nin ikinci Saddam’ı durumuna düşen Putin’in (Saddam ABD tarafından önce Kuveyt’e saldırtılmış, ardından Irak ABD tarafından işgâl edilerek petrollerine çökülmüştü. Putin de yine ABD’nin oyununa gelerek Ukrayna’ya saldırtırıldı, sonra ABD Ukrayna’nın nadir toprak elementlerine çöktü) savaşı bitirmemesi hâlinde bu kayıpların Rusya’da büyük yıkıntıya sebep olacağı muhakkaktır. 


 

 

Zâten Rusya’nın Ukrayna’ya saldırırken ortaya koyduğu NATO kuşatması tezi de inandırıcılığını kaybetmiştir. Çünkü bundan önce Rusya’nın avucunun içinde olan ve arka bahçem dediği Estonya, Litvanya ve Letonya’nın hem AB ülkesi, hem de NATO üyesi olurken Rusya’nın hiç sesi çıkmamıştır. Yine bütün kızıl demirperde ülkelerinin üye olduğu Varşova Paktını bünyesinde barındıran Polonya ve oraya bağlı Romanya, Macaristan, Çekoslovakya, Bulgaristan bugün yine AB üyesi ve NATO üyesi değiller midir? Rusya’nın sesi çıkmış mıdır? Hayır..Ama sıra Ukrayna’ya gelince NATO kuşatması..

 

Neden? Çünkü Rusya’nın orta vadede işgâl proğramında Ukrayna sonrası Moldova var. Bunun için Moldova Ukrayna sınırındaki “Transdinyester” nüfusunun % 95’ine Rus pasaportu vermiştir. Ancak hesaplar tutmayacaktır. Gidişat onu göstermektedir.

 

Yapılması gereken zaman kaybetmeden 2014 sınırları öncesine dönülmeli, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın “Kırım’ın Rusya tarafından yasa dışı ilhâkını tanımadık, tanımayacağız” ifadesi henüz yeniyken, Misâk-i Millî sınırlarımız dâhilinde olan Kırım’da gerçek sahibi olan bizlere iâde edilmelidir..

 

Halit Kanak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle