Vicdan üzerine deneme
Vicdan, külli ve cüzi olmak üzere ikiye ayrılır. Külli vicdan Cenab-ı Hakkın “Sadık” isminin arşıdır. Cüzi vicdan, bu arşın insandaki izdüşümüdür. “Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır” (Nisa, 122); “De ki, Allah doğru söyledi” (Al-i İmran, 95) gibi ayetler külli vicdana birer göndermedir. “Sadıklarla beraber olun” (Tevbe, 119) ayeti vicdandan yana olmayı amirdir.
Vicdan aynı zamanda Cenab-ı Hakkın, Hak ismiyle içimize yazdığı bir rehber kitaptır. “O’nun gerçek olduğu apaçık belli oluncaya kadar onlara çevrelerinde (afaki) ve kendilerinde (enfüsi) bulunan ayetlerimizi hep göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahitlik etmesi yeterli değil midir” (Fussilet, 53) ayetinde işaret buyrulduğu üzere Cenab-ı Hak kendi varlık ve birliğini ve kendi varlığının hak ve hakikat olduğunu iki büyük kitapta yazmıştır. Birisi kainat kitabıdır ki afakidir; ikincisi vicdan kitabıdır ki enfüsidir.
İçimizdeki kitap bize bizden daha yakın olmasına rağmen marifet adına biz ondan çok uzaklardayız. Cahilliğimizin ana kaynağı da bu uzak duruştur. O kitabı açabildiğimiz, okuyabildiğimiz ve anlayabildiğimiz zaman dış çevrede aradığımız, bulmaya çalıştığımız bütün irfan bilgilerinin orada kayıtlı olduğunu görürüz. Bu görme ufkuna ulaşmanın tek çaresi, vicdana yolculuktur; vicdanda yolculuktur. Ve gördüklerimizi kendimizden kaçarcasına değil kendimize koşarcasına okumaktır.
Vicdan bizim hakkı tasdik, hakkı doğrulama yanımızdır. Bu yönüyle de hakkın içimizdeki aynasıdır. Hak, Rabbimizden gelen mesajlardır. Onlarda şüphe, tereddüt ve kuşkuya yer yoktur. “Hak, Rabbindendir, sakın kuşku duyanlardan olma” (Bakara, 147) ayeti bunu amirdir.
Vicdan “elest bezmi”nde Cenab-ı Hakkın “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sözüne “Evet, Rabbimizsin” (Araf, 172) cevabıyla mukabelede bulunduğumuzun içimizdeki şahididir. Bu cevap bizim fıtratımızın cevabıdır. Fıtrat yalan söylemez. Vicdan fıtratımızın tercümanıdır. O da yalan söylemez.
Vicdan adalettir. Adalet ise her hak sahibine hakkını vermektir. Vicdanın hükmettiği yerde zulme yer yoktur. Kur’an’da adaletin söz konusu edildiği her ayet aynı zamanda vicdana bir atıftır.
Vicdan merhamettir. “Rahmetim gazabımın önüne geçmiştir” kutsi hadisinde anlatılan ilahi ahlakın insandaki yansıması en çok vicdanda zahir olur. Cezalandırma veya cezalandırmama noktasında vicdanın öncelikli tercihi hep cezalandırmamadan yanadır.
Vicdan şefkattir. Annelerin yavrularına olan şefkati kalpten önce vicdanda mayalanır. Bu maya tutmadığı zaman kalpteki sevgi, geçici, beşeri sevgide kalır; sürekli, lahuti şefkate dönüşemez. Şefkat ise ebediyete taliptir. Ebediyetin olmadığı yerde şefkat yabanidir, ürkektir. Vicdan ebediyetin içimizdeki şahididir. Şefkat ebediyeti ancak vicdanda bulur.
Vicdan ilimdir, marifettir, hikmettir. Yunus’un “İlim ilim bilmektir /İlim kendin bilmektir/Sen kendini bilmezsin /Ya nice okumaktır /Okumaktan murat ne / Kişi Hak’kı bilmektir /Çün okudun bilmezsin/ Ha bir kuru ekmektir” dizelerinde anlattığı ilim, marifet ve hikmetin kendini bilme özeti ancak vicdanda vaki olur. “Kendini bilen, ancak Rabbini o bilir” mealindeki “Men arafe nefsehu, fakat arafe Rabbehü” sözündeki nefsin isabetli bir yorumu da vicdandır.
Vicdan takvadır, ruhsatlarla değil azimetle amel etmektir. Ruhsatlar, haramla helal makaslarının iyice daraldığı alanlardır. Ruhsattan harama düşmek her zaman mümkündür ve vakidir. Azimet ise helalle haramın birbirinden olabildiğince uzaklaşması, makasın sonuna kadar açılmasıdır. İnsan azimeti terk ettiğinde ruhsata düşer, yine kurtulur. Fakat ruhsatların düşüş yeri bizzat haramlardır. İşte böylesi durumlarda insan vicdanına danışmalı ve fetvayı ondan almalıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz, “Fetvayı nefsinden iste; müftüler ne fetva verirlerse versinler” sözleriyle bu önemli noktaya işaret buyururlar. Yani, ruhsatlarla ilgili fetvalarda insan vicdanına danışmalı, ondan aldığı olur üzerine davranmalıdır. Vicdandan gelecek olur ise daima azimettir.
Vicdan; riya, gösteriş, kendini beğenme, başkalarını küçük görme, gurur, kibir, bencillik gibi öz benliğimizi kemiren her türlü olumsuz his ve duyguların, her türlü kötü ahlakın önünde en muhkem bir settir, aşılması zor bir engeldir.
Bu set durduğu sürece olumsuz his ve duygular varlıklarını potansiyel olarak sürdürseler bile benliğimizi istila edemez, ele geçiremezler. Fakat bu set yıkılırsa işte o zaman insan hayvandan daha aşağı bir derekeye düşer, sadece başkalarının değil kendisinin de kurdu olur.
Vicdan dinin hadimi, yardımcısı, hizmetkarı; din vicdanın hamisi, koruyucusu ve mürebbisidir. Vicdanın bütün fonksiyonlarını eda edebilmesi onun dinle irtibatına bağlıdır. Vicdan uykudadır. Onu uyaracak dindir. Dinin uyarmadığı vicdan, kördür, ebkemdir, dilsizdir.
Külli vicdanın en büyük temsilcisi, her ismin olduğu gibi Rabbimizin “Sadık” isminin de azam tecellisine mazhar ve sıdk kendisinin ayrılmaz sıfatı bulunan Peygamber Efendimizdir. Bu yönüyle de Nur-u Muhammedi, bütün kainatın ortak vicdanıdır. “Allah’ın ilk yarattığı benim nurumdur” hadisiyle “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya, 107) ayetinde bu hakikate işaret vardır.







