• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI
09 Mart 2019

Tarihi bir tefsir teklifi

Dünyevi meşgalelerin ruhu, kalbi, aklı yıpratan yanlarından tecrit ile manevi cephemizin tasfiye ve tezkiyesini temin ve tesis edebileceğimiz, her bir anı binlerce feyiz, bereket yüklü üç aylara girmiş bulunuyoruz. Bu günleri dolu dolu geçirmek, bize nurlu tepside sunulan her bir rahmani fırsatı değerlendirmek elbette bir kulluk borcudur. Hele bu aylardaki mübarek gün ve geceleri ihya ile bütün bir ömrü o gün ve gecelerin manevi varidatıyla buluşturmak ve böylece geçici, fani ömrümüzü bir cihetle ibka etmek çaresine tutunmak sadece bir kulluk borcu değil aynı zamanda insan olarak, mümin olarak yaratılmış bulunmanın fıtri vazifesidir. 

Bu aylarda her ibadet diğer zamanlara göre mutlaka daha bereketli sonuçlara götürür. Fakat Kur’an’la içli dışlı olmanın, onu, anlam ve manalarını tefekkür ede ede okumanın yeri, konumu bir başkadır. Üç aylar bir Kur’anlaşma vaktidir; bu yönüyle de yekpare zamanın altın dilimleridir. Derim ki, bu aylarda doya doya Kur’an okuyalım, bu aylarda iliklerimize kadar işleyecek şekilde Kur’an’ın muhtevasıyla bütünleşmeye gayret edelim. Kendimizi bütün mahiyetimizle Kur’an’a arz ederek kendi hakkımızda çıkan sonuçları bilmeye, anlamaya, anlamlandırmaya çalışalım. Kimliğimizi, kişiliğimizi Kur’an’la test edelim. Onun sabit kriterleri ile bulunduğumuz yeri tespit edelim. Olması gereken yerde değilsek ya da başka vadilere savrulmuşsak kendimizi toparlayarak rücu edelim, dönüş yapalım, tekrar özümüzle buluşmanın çarelerini araştıralım.

Şüphesiz anlamını bilmeden ya da sadece meal çerçevesinde kalan bir bilgi seviyesiyle Kur’an’dan istenen ölçüde istifade mümkün değildir. Bu bağlamda mutlaka bizi doğrudan Kur’an’ın mana ve muhteva bütünlüğüne ulaştıracak tefsir okumalarına ihtiyaç var. Zaman sınırlı, kısıtlı. Bu sebeple de maksada ulaştırıcı tefsir okumalarında seçici olmak zorundayız. Bediüzzaman Hazretlerinin konuyla ilgili teklifi hala geçerli. Diyor ki:  

“Kur’an-ı Azimüşşan; bütün zamanlarda gelip geçen nevi beşerin tabakalarına, milletlerine ve fertlerine hitaben Arş-ı Ala’dan irad edilen ilahi ve şümullü bir nutuk ve umumi, Rabbani bir hitabe olduğu gibi; bilinmesi, bir ferdin veya küçük bir cemaatin iktidarından hariç olan ve bilhassa bu zamanda, dünya maddiyatına ait pek çok fenleri ve ilimleri camidir.

Bu itibarla; zamanca, mekanca, ihtisasça daire-i ihatası pek dar olan bir ferdin fehminden ve karihasından çıkan bir tefsir, bihakkın Kur’an-ı Azimüşşana tefsir olamaz… Çünkü, Kur’an’ın hitabına muhatap olan milletlerin, insanların ahval-i ruhiyelerine ve maddiyatlarına, cami bulunduğu ince fenlere, ilimlere bir fert, vakıf ve sahib-i ihtisas olamaz ki ona göre bir tefsir yapabilsin. 

(…) Binaenaleyh, Kur’an’ın ince manalarının ve tefsirlerde dağınık bir surette bulunan mehasininin ve zamanın tecrübesiyle fennin keşfi sayesinde tecelli eden hakikatlerinin tespitiyle, her biri birkaç fende mütehassıs olmak üzere muhakkıkin-i ülemadan yüksek bir heyetin tetkikatıyla, tahkikatıyla bir tefsirin yapılması lazımdır.

(…) Evet, Kur’an-ı Azimüşşanın müfessiri, yüksek bir deha sahibi ve nafiz bir içtihada malik ve bir velayet-i kamileyi haiz bir zat olmalıdır. Bilhassa bu zamanlarda, bu şartlar; ancak yüksek ve azim bir heyetin tesanütüyle ve o heyetin telahük-ü efkarından ve ruhlarının tenasübüyle birbirine yardım etmesinden ve hürriyet-i fikirlerinden ve taassuplarından azade olarak tam ihlaslarından doğan dahi bir şahs-ı manevide bulunur. İşte Kur’an’ı ancak böyle bir şahs-ı manevi tefsir edebilir.” 

Bediüzzaman’ın yüz yıldan fazla bir zaman öncesi yaptığı bu teklif hâlâ sahibini, hâlâ muhatabını bekliyor. Meseleyi günümüze taşıyacak olursak, medeniyetin ontolojik ve sosyolojik bütün temellerini İslamileştirerek neticede uygarlığın İslamileştirilmesini inşa niyet ve azminde olan bütün çalışmaların, söz konusu edilen tefsirden beslenme gibi bir mecburiyeti vardır. Yani bu tefsir olmazsa o da olmayacaktır. 

Böylesi bir tefsirin hem yazılması hem de onu yazacak heyetin sürekli organizesi uzun soluklu bir çalışma ile ancak gerçekleşebilir. Bu çok yönlü potansiyel, şimdi göründüğü kadarıyla ancak Diyanet İşleri Teşkilatında bulunmaktadır. Devlet, ilk kuruluş döneminde Alleme Hamdi Yazır’a bir tefsir yazdırarak nasıl bu önemli konuyu sahiplendiyse, şimdi de sahiplenmeli ve her biri kendi dalında uzman büyük bir kadroya istenen vasıfta bir tefsir yazdırmalıdır. İslam Ansiklopedisi gibi muhteşem bir eserin telifini gerçekleştiren Diyanet Vakfı, bu eşsiz tefsirin telifine de öncülük etmelidir. 

Kur’an Yolu meal ve tefsiri de değerli bir heyet çalışmasıdır. Fakat bu dört kişilik heyet sadece ilahiyatçılardan müteşekkildir. Biz, çok çok daha kapsamlı bir heyetten, çok çok daha kuşatıcı enginlikte bir tefsirden bahsediyoruz.

Eğer Diyanet bu işe sahip çıkmaz ya da çıkamazsa, mutlaka başka güçlü vakıflar ya da iş adamları sahip çıkmalı ve bu kutsi vazifeyi daha fazla muhatapsız bırakmamalıdır. 

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23