• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI
27 Nisan 2019

Sıradaki konular

Bütün bir günden bahsediyorsak, gece ve gündüzü birlikte konuşuyoruz demektir. Konumuz bir yılı tanımlamaksa, kışı, yazı, ilkbaharı, sonbaharı topluca düşünmek zorundayız. Bilgelik, zıtları bir araya getirip onları birbirinin mütemmimi yapabilmekten geçer. İyi ile kötünün, hayır ile şerrin, ak ile karanın birbirinin zıddı olduğunu herkes bilir; fakat onları aynı çizgide birleştirip birbirinin olmazsa olmazı şekline dönüştürebilmeyi ancak dâhiler başarır.  

Başarı ve başarısızlıkları da özellikle kolektif kader söz konusu olduğunda böyle okumamız gerekir. Her başarı mutlaka iyi, her başarısızlık mutlaka kötü değildir. “Siz öyle şeyleri kötü olarak algılarsınız ki, aslında sizin için en hayırlı olan odur. Öyle şeyleri de istersiniz, seversiniz; hâlbuki istediğiniz şey sizin için kötüdür, şerdir.” (Bakara, 216) Biz, bize düşen görevleri eksiksiz yerine getirdikten sonra, işin ötesini kaderin tedbirine bırakmamız en doğru, en isabetli davranış olsa gerektir.

“Siz bir yara aldıysanız karşınızdaki topluluk da bir vakit öyle yara aldı. Böylesi günleri Biz, bir ona bir ötekine, insanlar arasında döndürür dururuz.” (Ali İmran, 140) Biz, bu günlerden hangisine liyakat kazanırsak, özel ata ve ihsanlar hariç, kader hükmünü o yönde verir.  Kazanmak ya da kaybetmek adalet-i ilahinin tecellisine hak kazanılmış halle irtibatlı bir durumdur. Kazanmayı lüzumlu kılan haller, vasıflar bizde toplanırsa, bu hal ve vasıfların toplanması fıtri bir dua hükmüne geçer. Fıtri dualar ise ekseriyet itibariyle kabul görür. Fıtri duaların kabul görmesi, kavli duaların kabul görmesinden daha önceliklidir. Başkaca ayırıma bakılmaksızın, fıtri duayı yerine getiren kazanır. O bu halini korudukça hüküm lehinde tecelli eder, gün gelir aksi olursa netice de aksi olur. 

Gün güne daha küçülen, daha büzülen bir dünyada yaşıyoruz, yaşayacağız. Dost ile düşmanın iç içe olması kaçınılmaz bir coğrafyayı herkesle paylaşmak durumundayız.  Teknoloji, ekonomik sınırları anlamsızlaştırdığı gibi devletler arası siyasi sınırları da anlamsız hale getirmenin serbest oyunlarını oynamaya çoktan başladı. Blokların kıran kırana rekabeti kaçınılmaz gibi görünüyor. Ümmet bloğunu gerçekleştirmede acelemiz olmalı. Yakın geleceğin kılavuz istemeyen görünen köyü: Sanal dünyanın hakimi kim ise reel dünyanın hakimi de odur. Sanal çağa adım attığımız şu süreçte yeni uygarlığın kurucuları bizler olmalıyız. Yeni uygarlık, sanal uygarlıktan başkası değildir.

Kur’an bize güç hazırlığı yapmamızı emrediyor. (Enfal, 60) Peygamberimiz Efendimiz, güçlü mümin zayıf müminden hayırlıdır, buyuruyor. İfade mutlak bırakıldığına göre, gücün tanımı zamana ve şarta göre yeniden yoruma açık duruyor. Değişmeyen ilke, gücü hakkın hadimi kılmak. Şimdilerde gücü elinde bulunduran zihniyetin bir türlü başaramadığı bu ilkeli yaklaşım. Onlar, güçlü olan aynı zamanda haklı olandır sapkın anlayışının zalim temsilcileri. Biz ise gücü haklılıkta arıyoruz. Fakat bu haklılığın adaletle buluşabilme çaresinin yine güçlü olmaktan geçtiğini de yakinen biliyoruz. 

İç siyasetimizi kısır döngüden kurtarmak zorundayız. Hedef büyütmek en önemli hamle. Yanlışta ısrar, lüzumsuz inat. İçte ve dışta havayı bulandırmak isteyenlere karşı en emin yol, birlik, beraberlik, kardeşlik, dostluk gibi kavramlara yeni bir ruh aşısı yapmak. Küskünlükleri, düşmanlıkları, kıskançlıkları, muhabbetli dostluklara çevirmenin formülünü Kur’an, “Kötülükle iyilik aynı şeyler değildir. Sen kötülüğü iyilikle sav ki, düşmanın sana can dostu olsun” (Fussilet, 34) diye öğretiyor. Her insanın her an değişebilme ihtimali belki insanlığın en değişmez gerçeğidir. Marifet, bu değişimi müspete kanalize edebilmek. Düşman kazanmak için sadece aptal olmak bile yeterli olabilir; fakat dost kazanmak için sadece aptal olmamak yetmez mutlaka akıllı hem de çok akıllı olmak gerekir.

Bir şeye sebep olan onu işlemiş gibidir. Kemal Kılıçdaroğlu, sonucu baştan belli cenaze namazına katılmakla kendisine yapılan protestonun sadece muhatabı değil aynı zamanda müsebbibi durumundadır. Suçlu aranacaksa diğerleriyle birlikte o da anılmalıdır. Biz, suçlu aramıyor, büyük bir fitnenin eşiğinden dönüldüğü için bütün Türkiye’ye geçmiş olsun diyerek itidal ve aklıselim çağrısında bulunuyoruz. Yangına körükle gitmenin hele böylesi kaotik bir dönemde hiç kimseye faydası olmaz.  Zararın neresinden dönülürse kârdır… 

Layık olmadan kazanılan müstahak olmadan kaybedilir. Ahmet Davutoğlu, Başbakanlık sürecinde bu gerçekle acı da olsa yüzleşti. Şimdi aynı tecrübeyi yaşamanın kapılarını zorluyor. Kendisi takdir ettiğim değerli bir akademisyendir. Fakat verimlilik alanı politika pratikleri değildir. Hele şu günlerde söyledikleri ile hangi düşmanları nasıl sevindirdiğini düşünmeli ve koca bir hiç olarak sonuçlanacağı belli siyasi ikbal arayışlarına artık bir son vermelidir.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23