• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI
01 Haziran 2019

Muhabbetle…

Muhabbet, yaratılışın mayası. “Ben gizli hazineydim, bilinmeyi sevdim ve onun için mahlûkatı yarattım” mealindeki hadis-i kutsi, yaradılışı sevgi üzerine temellendirmesi bakımından çok önemli bir öğreti. Siz de bütün yaptıklarınızı sevgi üzerine inşa edin anlamında yorumlanabilecek bu buyruk aslında ferdi, ailevi ve içtimai bütün hayat serüvenimizin başlangıç ve sonucunu yöneten, yönlendiren bir fıtrat kuralı. Sevgisiz hayat azaplar yığını. Sevmeden yapılan her iş, mekanik, ruhsuz. Zaten ruhun canı da yine sevgi, muhabbet değil mi?

Sevmek için, bilmek, tanımak ilk şart. Bizim kültürümüzde bu tür bilmenin, tanımanın karşılığı marifet ve irfan. Muhabbet, marifetten sonra gelen bir irtifa, bir yükseliş hali. Marifet olmadan muhabbetten söz etmenin imkânı yok.  

Kalp, sevginin karar kıldığı yer. Kalbimizde olması gereken ilk sevgi, bilinmeyi sevdiği için bizi yaratan Rabbimizin sevgisi. Fakat bu sevgi tek başına yeterli değil. O’nun da bizi sevmesi ve bu sevginin de kalbimizde yerleşmesi gerekiyor. Bizi, birinde seven, diğerinde sevilen kılacak iki sevgiden bahsediyoruz. Başka türlü mutlak tevhide ulaşmamız imkânsız. Bu iki sevgiyi bir arada bulundurabilmenin şartı da Peygamberimizi örnek edinip bütün hal ve tavırlarımızı ona uydurarak yaşamak. “De ki, Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın. Ancak Allah’tır Gafur olan, Rahim olan” (Al-i İmran, 31) ayeti, böylesi sünneti esas alan bir yaşantıyı amir.  

Bir dualarında Efendimiz, Rabbine şu niyazda bulunur: “Allah’ım, senden senin sevgini, seni sevenlerin sevgisini ve beni, senin sevgine yaklaştıracak amellerin sevgisini istiyorum.”

Peygambere tabi yaşamanın bir sonucu da Efendimizi yakından tanımak. Bu tanıma neticede bizi onu sevmeye götürecek en salim yol. Ona tabi olma hassasiyetimiz artıkça onu sevme yoğunluğumuzun artacağı da muhakkak. Onu sevenlere en büyük muştu, “Kişi sevdiği ile beraberdir” hadis-i şerifi. Onunla ebedi beraberliği, nefsine yazık edenlerden başka kim istemez, kim sevmez ki? Yol açık, teklif bütün inananlara. “Muhakkak ki, Allah’ın Resulünde sizin için uyulacak en güzel örnek vardır. (Sizden maksat) Allah’a kavuşmayı arzulayanlara, Ahiret hayatını tercih edenlere ve sürekli zikir halini yaşayanlara” (Ahzap, 21) ayeti söz konusu birlikteliği belli kurallara bağlayan kutsi referans.

Bireysel ölçüde Allah’ı seven ve Allah tarafından sevilen olma mazhariyeti bireysel liyakat istediği gibi, bu karşılıklı sevgiyi topluma taşımak ve içinde yaşadığımız toplumu bu iki sevginin şekillenmiş yankısı haline getirmek de kolektif liyakat ister. Ayette bu liyakat şöyle belirlenir: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki, Allah öyle bir topluluk getirecektir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı alabildiğine mütevazı, kâfirlere karşı gayet vakurdurlar. Allah yolunda cihat ederler ve kınayanların kınamalarından asla korkmazlar…” (Maide,54) 

Seviyorsanız, mutlaka sevdiğinizle sohbet etmek, konuşmak istersiniz. Rabbimizle bizi konuşturacak en temiz, en nezih, en doğru, en istikametli, en edepli vesile Kur’an. O’nun bize Kur’an yoluyla söyledikleri, öğütledikleri, muhatabın durumu ve seviyesi ölçüsünde derecelenen, çeşitlenen ebedi sohbet. Bizim, Kur’an vasıtasıyla O’na yönelişimiz, O’ndan dua ve niyazda bulunuşumuz ya da O’nun öğrettiği şekilde yine O’nu tarif ve tavsif edişimiz hep bu ebedi sohbetin muhtevası, konuları. Sohbette insibağ vardır, denilir. Muhabbet artıkça insibağ da artar. “Allah’ın sıbğası. O’nun sıbğasından güzeli mi var?” (Bakara,138) Hayır, haşa. O’nun sohbetinden elde edilen boya, başka hiçbir sohbet meclisinden elde edilemez.

Muhabbetli bir gönülle yönelmeniz bu sohbetten istifadeniz için yeterli. Okuyuştaki güzellik ancak muhabbet ölçüsünde bir değer ifade etmek durumunda. Reisü-l Kurra Abdurrahman Gürses üstadımızın dediği gibi, Kur’an kendi musikisiyle nazil olmuş bulunuyor. Maharet o musikiye eşlik edebilmekte. Ses, makam ve beşeri musiki bilgileri Kur’an musikisine eşlik edebilme noktasında hadim ve yardımcı konumunda oldukları sürece makbul, muteber. Hadlerini aştıklarında, Kur’an’ın öz musikisinden mahrumiyet kaçınılmaz.  

Ramazan ayı boyunca, bu kriterleri esas alan çok özel bir program izledik: Kur’an-ı Kerimi Güzel Okuma Yarışması. Birbirinden güzel okuyuşlar bizleri Kur’an sevgisine, Kur’an muhabbetine daha bir yaklaştırdı; Kur’an’la bütünleşmemize vesile oldu. Kur’an nur olduğu için, nuraniyet sırrıyla yarışmada okuyan, dinleyen, programda maddi-manevi aktif görev alan herkes kazandı, hiç kimse kaybetmedi.

Mehmet Ali Sarı, Osman Egin, Halil Necipoğlu, Hafız Osman Şahin gibi üstatların ve özellikle yarışmanın dinamizmini sürekli yüksek tutmada fevkalade başarılı olan sunucu Mustafa Cihat’ın müdahale ve katkılarıyla, program daha bir zenginleşti, daha bir güzelleşti. Başta TRT, Diyanet İşleri olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyor, yarışmaya katılan Kur’an karilerine dünya ve ahiret başarıları diliyorum. Allah gayretlerine zeval vermesin. (Amin) 

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23