--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Davutoğlu’nun hülle partisi

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
9

Ahmet Davutoğlu, kendi aklını, kendi vicdanını dahi ikna edemediği çok açık olan gerekçelerle partisini kurduğunu deklare etti. Ne kendisinde yeni bir hareketin heyecanı vardı konuşurken, ne de dinleyenlerde bütün zorlamalara rağmen olağanüstü bir coşku vardı. Basına yansıyan keyfiyetiyle zaten başlamadan biten bir seremoni izlenimi sergilendi.

Amerika’da okuduğunu söyleyen “diplomacı” gencin çıkışı bile Davutoğlu’nu gölgelemeye yetti. Daha sözlerini dinlemeden ekranda görür görmez, işte tipik bir FETÖ’cü dediğim genç, neyse ki beni yanıltmadı; aynen öyle çıktı. Bazıları daha sonra babasıyla görüntüsünü bulup medyada paylaştı. Babası açıktan Tayyip Erdoğan düşmanlığı yapıyor, direksiyondaki oğlu da babasının konuşmasından memnun sinsi sinsi gülüyordu.

Bu manzarayı görenler, birinci elden FETÖ’cünün baba olduğu, “diplomacı” oğulun ise babası sebebiyle FETÖ ile iltisaklı bulunduğu zehabına kapılabilirler. Hâlbuki durum tam aksinedir; orada baba, oğlunun hatırına o konuşmayı yapmaktadır. Çünkü FETÖ’de işler böyle yürür. Önce çocuk ele geçirilir daha sonra anne-baba ve yakınları.

“Gelecek” gibi müphem bir kelimeyi partiye isim yapmak ancak Ahmet Davutoğlu gibi, sözlerinin cazibesi kısmen müphemliğine bağlı kişilerin başarabileceği bir işti ve başardı.  Siyasette şimdiki zamanın her anı bile çok önemliyken, o gitti meçhule giden siyaset gemisini, kendisinin de adresini bilmediği zamanın bilinmez bir parçasına şimdiden demir attırdı. Çınar yapraklı amblemle sözde kendini maziye bağladı. Fakat esas siyasetin alanı olan şimdiki hali hiç gündemine almadı. Bundan böyle mazi ve istikbal arasında gidip gelen pek çok teoriler dinleyeceğiz kendisinden; fakat bunların hiçbiri şimdiki halin pratiklerinde gün yüzü göremeyecek, izinden gidenler de sadece dinlediklerini dinlemiş olmakla yetinmek zorunda kalacak ve şu “gelecek” acaba ne zaman gelecek diye bekleyip duracaklardır.

Hali hazırdaki görüntüsüyle Davutoğlu’nun kurduğu parti bir hülle partisidir. İç siyasette, sol düşüncenin, ana muhalefet misyonunu dahi yerine getirmekte mecalsiz kaldığı ortadadır. Bu sebeple de muhafazakâr sağ iktidarın karşısında ana muhalefet misyonu liberal sağ bir partiye devredilmek istenmektedir.

Akşener’in kurduğu parti hiçbir varlık gösterememiştir. CHP, liberal sağa dönüşme noktasında direnç göstermektedir. Davutoğlu’nun partisi ise istenen rüzgârı yakalayamamıştır. Eğer Davutoğlu’nun partisi biraz başarılı olsaydı, Ali Babacan parti kurmayacak Davutoğlu’na eklemlenecekti. Beklenen olmadığı için Ali Babacan da bir parti kuracak.

Eğer CHP kendilerine dayatılan dönüşümü gerçekleştirir ve liberal sağ kimliğini içselleştirebilirse, katılımlar CHP’ye olacak ve bütün kurulan hülle partileri bu çatı altında toplanacak. Eğer CHP bu dönüşümü yapamazsa, tamamen küçülecek ve marjinal bir sol parti olarak varlığını sürdürecek. Ana muhalefet ise yeni kurulan sağ liberal partilerin bileşkesinden oluşacak.

Fakat muhafazakâr sağ kimliğiyle özdeşleşmiş Davutoğlu ve Babacan bu konuda yine yanlış tercih. Böyle bir misyon ancak İlhan Kesici profilinde bir siyasi aktörle gün yüzüne çıkabilir. O da CHP mahbesinden başını çıkarıp çevresine bakabilirse…    

Bu işin böylece dizayn edilmesi için çalışanların asıl niyetleri ne olursa olsun sonuçta ana muhalefetin liberal sağda toplanması hem Ak Parti için hem de ülke siyaseti için hayırlı olur düşüncesindeyim. Öyle, çünkü Ak Parti içindeki parazitler ait oldukları adrese kendiliklerinden döner, bu sayede Ak Parti bünyesi istenmeyen parazitlerden arınır. Ve yine bu sayede hiç olmazsa ana muhalefet güçlenir ve ülke yönetiminde kendisinden beklenen siyasi katkı temin edilmiş olur.

Bir de işin Reisle ilgili yanı var. Hiç olmazsa seçmen bu vesileyle Recep Tayyip Erdoğan’ı mukayese edebilme imkânına kavuşur. Şimdiki ana muhalefet lideriyle bu mümkün olmuyor olmaz da. Çünkü bu mukayese varın yoka mukayesesi gibi iğreti duruyor. Bu sebeple de Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi şahsiyetindeki seçkin özellikler istenen ölçüde görünmüyor.

Hele bunca olumlu icraatı yanında bir de Kanal İstanbul projesini gerçekleştirse… Hele bir de Libya anlaşması tarihi semerelerini vermeye başlarsa… Hele bir de Akdeniz’deki enerji arama taramaları beklenen sonuçlara ulaşırsa…

 

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle