• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI
14 Eylül 2019

Adı bende saklı o kişi…

Diyarbakır’da anneler kanlı gözyaşına boğulmuş feryat ediyor… Eli kanlı PKK örgütünün ve onların siyasi uzantısı HDP’nin kandırıp dağa götürdüğü, ellerine silah verip kendi öz kardeşlerini öldürttüğü, onları bütün alçak emellerine alet ettikleri çocuk yaştaki kızlarını, henüz bıyığı terlememiş oğullarını istiyorlar gözlerini kan bürümüş, kendi cinslerinin bile en alçağı haline sukut etmiş hainlerden, zalimlerden… Vicdanı kararmış, manevi meshe/değişime uğramış, sırtlanlardan, yılanlardan, çıyanlardan başka bütün bir millet de o annelerle birlikte ağlıyor, o annelerin arşa yükselen dualarına bütün samimiyetleriyle iştirak ediyor, amin, Allahümme amin, diyorlar…

Devletin PKK’yı bitirme, sıfırlama azmi, kararlığı yüreğimizi serinletse de, bir an evvel neticeye ulaşılmış olunmamasının hüznü de yüreğimizin serinliği ile aynı ortamı paylaşmanın mahcubiyetini yaşıyor, keşke, keşke biraz daha hızlı, biraz daha süratli mesafe alınabilse demekten kendimizi alamıyoruz…

Elbette biliyoruz ki, sadece karşımıza PKK paçavralarıyla çıkanlarla mücadele etmiyoruz, onlara bu hainliği yaptıran devletlerle, gizli güçlerle de savaşıyoruz. Savaşıyoruz, savaşacağız ve inanıyoruz, iman ediyoruz ki sonunda bu savaşı kazanan bizler olacağız.

Başta İstanbul olmak üzere bazı CHP’li belediye başkanlarının gerçekleştirdiği işten atmalar sebebiyle işsiz kalmış babalar, anneler, onların mağduriyetini iliklerine kadar hisseden, yaşayan küçücük yavrular, bebeler de günlerdir kan ağlıyor, gözyaşı döküyor, uğradıkları haksızlık ve zulmü dillendirirken feryatları göğe yükseliyor… Gözleri ve kulakları mühürlüler dışında her vicdan sahibi insan da siyasi görüşü, siyasi düşüncesi ne olursa olsun bu gözyaşına, bu feryada ilgisiz kalmıyor, hassasiyetinin gücü ölçüsünde ve adalete tutkunluğu nispetinde onların ıstırabına ortak oluyor…

Bu feryatlar külli dua haline geldiğinde, bu ıstıraplar yürekleri yakıp yükselen dualara yüreklerin yangını da iştirak ettiğinde, işte o zaman bütün bunlara sebep olan zalimlerin vay haline, diyorum… Artık geri çevrilmesi mümkün olmayan kaderin azap hükümleri sökün edip onların üzerine üşüşeceği vakit çok yakındır. “Sevta azap” (Fecr, 13) melekleri onları tenkil için, onların kökünü kazımak için emir beklemektedir. Belki verilen mühlet aleyhlerine işlesin diye beklenilmektedir, belki helak edilmeleri için emir gelmiştir, icra da başlamıştır da ilahi imtihan gereği olmakta olanlar herkese zahir değildir, bilmiyoruz, bekleyip göreceğiz… 

1991 yılındaydı. Zaman Gazetesinin yayın yönetmeni Abdullah Aymaz, her toplantıda onun Zaman Gazetesi yurt dışı temsilciliği talebini gündeme getiriyor, her defasında da Genel Müdür İlhan İşbilen’in vetosuyla karşılaşıyordu. O günlerde talep sahibini tanımadığım için sessiz kalmak durumundaydım. Olay aynı haliyle birkaç defa tekrar edilince, yalnız kaldığımız bir vakit İlhan İşbilen’e karşı gelişinin sebebini sordum. O arkadaş MİT’ten başımızı ağrıtır, dedi. (İnanmadım elbette!) 

Seneler sonra, kendisini çok yakından tanıyan, benim de görüşlerine çok değer verdiğim yazar bir arkadaşa onunla ilgili kanaatini sordum. Bilgi ve birikiminden överek bahsetti. Fakat dedi, tehlikeli bir noktaya kayıyor. Ne gibi, diye sordum. Önce söylemek istemedi. Sorumu tekrarlayınca cevap vermek zorunda kaldı: “Çevresi onu manevi bir konumda görüyor, o da buna inanıyor…” (İçime bir şüphe düşmedi diyemem!)

Bir televizyon programına katılmak üzere aynı vasıtayla yolculuk yaptığımız bir akademisyen onunla ilgili dostluklarını, mesai arkadaşlıklarını bir yad-ı cemil olarak anlatınca, kendisiyle yeni tanıştığım bu akademisyene onun en ünlü kitabıyla ilgili bazı yorumlar yaptım. Görüşlerini sordum. Sözlerini şu cümleyle bitirdi: “Esasen o kitap, içinde benim de bulunduğum bir ekip tarafında yazıldı; fakat onun ismiyle yayınlanması uygun görüldü. (İnandım!) Şimdi de kitapta teorik olarak anlatılanların pratiğe döküleceği günleri bekliyoruz.” 

Hikâyenin devamı malum. Gün gelir söz konusu akademisyen, hayallerini bile çok gerilerde bırakan konumlara yükselir. Fakat pratikleri, teorileriyle aynı frekansı tutturamazlar, ne dediyse aksini yaparak ve arkasında büyükçe bir enkaz bırakarak ulaştığı yerden gerisin geriye dönmek zorunda kalır. 

Halk arasında “nasibi bağlı” diye bir tabir vardır. Gittiği her yeri kurutur böyle kimseler. Misafir gelseler, önlerine bir bardak çay koymak için bile zorlanır, çile çekersiniz. Kendilerinin böyle olduğunu bilenler, ev sahiplerini baştan teselli ederler, zahmet çekme, üzülme, benim nasibim bağlıdır, derler. Şairin, “Bi baht olanın bağına bir katre düşmez/Baran yerine dürrü güher yağsa semadan” dediği gibidir bu tür nasibi bağlı olanlar. Bana mahut akademisyen de onlardan biri gibi görünüyor. Bilmem ki, kendisi de bunun farkında mı?

Ben gayet ciddiyim, şaka falan yapmıyorum. Olmaz ama bu kişi eğer talep ettiği, hırs gösterdiği yere gelecek olsa, maazallah üç günde ülkeyi de kurutur, tanınmaz hale getirir…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

mehmet

A Davutoğlu'mu?
  • Yanıtla

Ziya

Bu feryatlar külli dua haline geldiğinde, bu ıstıraplar yürekleri yakıp yükselen dualara yüreklerin yangını da iştirak ettiğinde, işte o zaman bütün bunlara sebep olan zalimlerin vay haline, diyorum… Artık geri çevrilmesi mümkün olmayan kaderin azap hükümleri sökün edip onların üzerine üşüşeceği vakit çok yakındır. “Sevta azap” (Fecr, 13) melekleri onları tenkil için, onların kökünü kazımak için emir beklemektedir. Belki verilen mühlet aleyhlerine işlesin diye beklenilmektedir, belki helak edilmeleri için emir gelmiştir, icra da başlamıştır da ilahi imtihan gereği olmakta olanlar herkese zahir değildir, bilmiyoruz, bekleyip göreceğiz… Tamda bu günler geliyor,Fetö diye binlerce kişiye zulmeden,onların eş,çocuk ve akrabalını aç bırakan,onların ahu efganını görmeyen zalimlerin ve ispiyoncuların vay haline...
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23