Bunca yıl
Bunca yıl
İDRİS GÜNAYDIN
Bunca yıl iktidarı savunmakla kendi inancımız arasında paralellik kurduk. Onu savunmakla inancımızı savunmayı eş değer gördük.
Durum o hale geldi ki, geçen zaman bizi haklı çıkarmadı. İnancımızı ferden fert savunmaya dönmek zorundayız.
Bunun şakaya gelir bir tarafı kalmadı artık.
Hatta biraz radikal bir düşüncem var.
Okullarda öğrencilerin fikren ikiye ayrılması taraftarıyım.
Eğitim sistemi nasıl olsa Kemalist öğrenci yetiştiriyor. Bizimle aynı düşünen idareciler, öğretmenler korkak, pısırık. Midelerinin derdinde. Bir de idareci olmak, daha da yükselmek...
Öğrenciler bölünürse:
1- Öğrenciler arasında fikri bir ihtilaf başlayıp bu durum şu iki faydayı sağlar: A- Tartışma kültürünü öğrenirler. B- Kitap okurlar. Yeniden 1970’li yılların kavgasız yıllarına dönülür. Kavgalı yıllarına değil. O, devletin güçsüz olmasından kaynaklı idi.
2- Öğrencilerin bir kısmı Kemalist olsa bile yarısı da karşıt görüşten yani Kemalizme alternatif olabilecek görüşten olur. Hiç değilse yarısını kurtarmış oluruz.
Okumanın olmadığı, fikrin ve düşünmenin olmadığı ülkelerde sadece onun bunun fikren kölesi olursun.
Bakınız bir zatı muhterem milleti nasıl kandırıyor? Ne güzel tufaya düşürüyor?
Ne imiş?
«Peygamberler öldükten sonra da tasarruflarına devam ediyorlar, hatta eşleri ile de buluşuyorlar”mış.
Tüh! Tüm Müslümanların vebali üzerine olsun şarlatan. Peygamberleri kaç kez evlendirdiniz? Hanımları çoktan öldü.
İslam Dini, özellikle Türkiye’de içeriden ve dışarıdan hiç olmadığı kadar saldırı altındadır.
Dışarıdan saldırı altındadır; çünkü Müslümanlara büyük bir öfke vardır ve suçlu olarak biz gözükmekteyiz.
İçeriden saldırı altındadır, çünkü; İslam’ın bir hurafeler yığını olduğu şom ağızlılar tarafından sürekli üflenmektedir. Bu tutarsızlıkları bahane olarak gören gençler de hem din ile alakalarını kesmekte hem de saldırmaktadır.
Soruyorum size: Eğer bu din, bu kadar boş ve hurafe dolu ise her gün okunan ezandan o gençler rahatsız olmaz mı?
Tüm ilahiyatçılar, Ehli Sünnet kelemına dayalı vaizlerini artırmalıdır. Tüm vaizler de öyle...
Diyanet boş gezen avareler olmaktan çıkmalı, Prof. Ali Erbaş devrine dönmeli, ciddi, uyarıcı, sadra şifa hutbelerle kelam konusunu doğru dürüst anlatmalıdır.
Amcaoğlundan dinledim.
«Muğla’da kızı sağlık görevlisi. Yanında zaman zaman birkaç gün misafir oluruz, diyor. Camiye gidiyorum müezzin yok. Ben yapıyorum müezzinliği. Cuma oldu imam minbere çıktı. Fatiha’nın Arapçasını okudu indi. Nasihat falan yok. Namazdan sonra sebebini sordum. ‘Halkın kimi ondan memnun değil, kimi öbür dediğim cümleden memnun değil. Onlarla mı uğraşacağım?’ ”
İşte bu. Hadi ayıkla çörekteki baklayı?
Biz ne yapıyorsak kendimize yapıyoruz.
Böyle imamın arkasında namaz kılınır mı?
Peki o imamı o hale getiren cemaat kimin cemaati? Vesselam.