AK Parti nasıl ak’lanır?
Bu başlığımın sebebi Ömer Çelik’in felsefe hocası İoanna’nın cenazesindeki konuşması.
Kendi aydınımızı, entelektüelimizi yetişemeyişimiz yüzünden. İktidardaki AK Parti mensupları, sözcüleri kendi değerlerini, kültürünü folklorik olarak görüp kullanıyor.
Yazımın başlığı da vatanını, milletini seven, bayrağımızı indirtmek isteyenlere, ezanı susturma düşüncesinden vazgeçmeyenlere ve vatanı bölmek/böldürme güruhuyla mücadele/mücahede edenleri samimi olarak ikazdır. Tabii kültürümüz de bir milletin değerleri, aidiyeti, diğer milletlerden farkını ortaya koyan (giyim kuşamdan, tutum ve davranışlara varıncaya kadar) milletin yaşayış tarzı değil mi? Kültür deyince; dinimiz, kendi değerlerimiz akla gelmez mi? Kültür, bir toplumun ruhu değil mi? “Dilini yitiren, dilinin konuşulduğu ortamın dışına savrulan ya da atılan kimse, her şeyden önce bir kimlik bunalımına düşüyor.” Boşuna mı söylendi. Bunun örneği yok tarihte bizden başka! Bütün kesimler, bütün partiler bu toplumun kültürünün, dolayısıyla ruhunun korunması ve güçlendirilmesi konusunda azamî dikkati, rikkati, özeni ve gayreti göstermek zorundadır.
İktidarın hükümet sözcüsünden Kültür Bakanına, bu din karşıtı felsefecinin cenazesine katılanların pâye ve kimliklerine bakınca görürsünüz. Peki bu felsefeci kim?
Övmek için yarışa giren bu zevata hatırlatıyorum. Önce hükümet sözcüsünün; temsil ettiği AK Parti’liye yakışmayan Ömer Çelik konuşmasında: “Belki hocamızın bütün hayatının özeti bize değerle, değer üretmeyle insan arasındaki ilişkiyi nasıl doğru kurabileceğimizi gösterir. Bize bu çağın söyleyeni olarak, bu çağın öğretmeni olarak yol göstermiş abidevi bir şahsiyettir. Onun için en büyük onurlardan bir tanesi ömrümüzün sonuna kadar felsefe öğrencisi olmaktır. O bakımdan bir değer arayışı olan, insanla değer arasındaki ilişkiyi arayan herkesin kendisine bulacağı en kıymetli değer öğretmenlerden, en kıymetli rehberlerden bir tanesi Yohan hocamızdır. İnsanla değer ilişkisi arasında bir bağ kurmaya çalışsak onun rehberliği her zaman önümüzde yol gösterici olacak. Ne mutlu ki bize, bu güzel ülkede, bu büyük vatanda böylesine abidevi bir şahsiyet yetişmiş. Ne mutlu ki bize, hepimiz bütün Türkiye’de çeşitli meselelere kafa yoranlar onun talebesi olma fırsatını da elde etmişiz. İnandığı şeyleri bize anlatmak için bütün ömrünü vakfetmiş böylesine yüksek bir şahsiyete sahibiz. İyi ki hocaların hocası İoanna hocamız bu topraklarda yaşadı ve biz onun öğrencisi olma şerefine nail olduk” diyor.
Neresini düzelteyim. İslâm düşmanı olanı rehber edinenin, bütün ömrünü İslâm karşıtlığına vakfetmişe abide şahsiyet diyenin AK Parti’de ne işi var. Tabii buna “Fon Rezaleti”ne bulaşanları, F.B.S. Kaya’yı da eklemek lazım. Sadece kendisine, yakın çevresine zarar verse de partisine verdiği zararın önlenmesi; bu zümrenin kapıya konulması, suçluların âcilen yargılanıp cezasını görmeleri. Ak Parti’den bunlar gönderilmedikçe, temizlenmedikçe iktidarda olsalar da muktedir olamazlar. Bu hususlarda yazan, feryat eden tepedekileri ikaz eden Yusuf Kaplan hocamızın yazısından nakledeyim.
“Bir taraftan insan hakları felsefecisi diye lanse edilen ama diğer taraftan da İslâm’dan, başörtülülerden nefret eden, başörtülüleri derslerinden atan, felsefe bölümlerine İslâm felsefesi çalışanları barındırmayacak kadar zalimlik gösteren, tezlerini sırf bu nedenle reddeden biri. Bazı muhafazakâr çevrelerin göklere çıkararak sahip çıkmaları üzerine, özellikle de çok büyük bir felsefeciymiş gibi abartılı paylaşımlar yapılmasına tepem attığı için bu yazıyı yazıyorum. Her şeyden önce, Kuçuradi, iyi bir felsefeci değildi, iyi bir örgütçüydü! Teoman Duralı Hoca, Ioanna Kuçuradi’nin öğrencisiydi. Teoman Hoca, “bizim eğitim sistemimizin bizim medeniyet dinamiklerimiz ekseninde inşa edilmesini” söylemişti. “Vay sen misin bunu söyleyen” dedi Kuçuradi ve Teoman Hoca’yı linç ettirdi hem felsefe çevrelerinde hem de bütün medyada! Kuçuradi, etik, insan hakları söylemleriyle öne çıkmış biri. Ama insan hakları dersinden başörtülüleri çıkarıp atan biri! Başörtülü birini insan yerine bile koymayan biri. Kendileri dışındakilere hayat hakkı tanımayan Batılıları andıran biri. Nasıl insan hakları felsefecisi bu? Gazze’de yaşanan insanın kanını donduran soykırımla ilgili bir açıklaması yok! Ayırımcılık yapan birine ayrımcılık yapıyor dedim diye beni ayrımcılıkla suçlayanların zekasına ve insanlığına şaşarım!
İkincisi, Kuçuradi Türk felsefecisi değildi. Türk değildi bir defa. Rum’du. Türk olmadığı için Rum olduğu için eleştiriyor değilim. Ama o kültürel olarak bu ülkenin çocuğu değildi, bizim medeniyetimizin çocuğu değildi; bildiğin Bizans çocuğuydu. Bizim kültürümüzle, medeniyetimizle ilgisi olmayan hatta kavgalı olan biri, nasıl Türk felsefecisi oluyor, biri söylesin lütfen! Bu ülkede yaşayacak, bu ülkenin inanmış çocuklarını okuldan atacak, tezlerini reddedecek, sonra Türk felsefecisi diye benim ülkemi temsil edecek dışarıda? Yok öyle yağma! Kuçuradi, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın, Türkiye’nin çocuğu değildi, Bizans’ın çocuğuydu ZİHNİYET olarak: Batı-merkezci bakıyordu her şeye. Felsefeden İslâm’ın izlerini silmeye çalıştı bu ülkede. Yetiştirdikleri öğrencilerin ekseriyeti İslâm felsefesine yabancı hatta düşman kişilerdi, Yalnızca Teoman Hoca hâriç; onu da linç ettirdi!
Üçüncüsü, Kuçuradi; dünya felsefe literatürüne kattığı herhangi bir felsefî sistem, bir teori filan yoktu. Olması da mümkün değildi. Ödünç bir dünyada, ödünç bir akılla böyle bir sistem geliştirmek olacak iş değildi! Ama inanılmaz bir şekilde putlaştırılmıştı! Ama Türkiye’de bu ülkenin kültürüyle, medeniyet birikimiyle kavgalı “Bizans’ın çocukları!” Kurdukları kültürel oligarşilerine dokunan herkesi topa tutmakta ve entelektüel terör havası estirmekte zırnık kadar tereddüt etmiyorlar!”
İnşallah “Bugün milletimiz hem iktidar hem muktedirdir!” başlıklı yazılar yazarız.







