ALTIN ÇOCUKLAR YA DA SURET-İ HAKTAN
AKİT gazetesinin yazarı ve AKİT TV’nin rakipsiz yayını MANŞETLERİN DİLİ’nin itici gücü Ali İhsan Karahasanoğlu, Pazartesi günü “Mış mış da mış mı öyle mi Şamil” başlıklı yazısında Eski AK Parti Milletvekili Şamil Tayyar’ı Fatma Betül Sayan Kaya üzerinden AK Parti’yi eleştirirken suret-i haktan göründüğünü vurguladı.
***

16 yıl önce TRT’de yayımlanan Medya Müfettişi’nin proğramının danışmanlığını yaptığım sırada henüz FETÖ’cülerin TRT’yi tamamı ile ele geçirmedikleri ya da ipleri ellerine almadıkları günlerde Serra Karaçam’ın sunduğu yayında o dönemin Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar’a verilmiş olan bir cezayla ilgili şunları söylemiştim.
Linki aşağıya koyuyorum diyeceğim ama öyle bir şey yok.
“- Şamil Tayyar’ın yazdığı yazılarda doğru olanlar da var. Toplumu yanlış manipüle ettikleri de vardı. Bu dönemde Şamil Tayyar’a baktığımda haksız bir şöhrete sahip olduğunu düşünüyorum. Özellikle Ergenekon süreçlerinde 10 dalga olmayacak dedi, 11. dalga oldu. Diğer taraftan AK Parti kapatılacak diye köşesinde yazdı, AK Parti kapatılmadı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olacak dedi, Abdullah Gül oldu. Ve bütün bunlara bakıldığında haksız bir şöhrete sahip oldu...”
Youtube’u açın bakın oracıkta duruyor bu satırları söylediğim yayın.
Ve ekliyorum...
...”Şamil Tayyar’ın yanlış yönlendirilmiş olabileceğini de düşünüyorum. Yanlış yönlendirilmiş olmaktan da kastım şu: Ergenekon’da bir numaranın kim olacağına kadar bir çok olayı köşesinde yansıttı.... Bugüne kadar Ergenekon süreciyle ilgili yazdıklarına hep şüpheyle baktığım Şamil Tayyar, belki de Ergenekon operasyonlarına sekte vuran bir yazar da olabilir.”
Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.
16 yıl geçse de. Noktalı virgül...
***
Bakınız?!
Fatih Erbakan’ın Yeniden Refah Partisi’nde de bir tartışmadır gidiyor...
Doğan Bekin, genel başkan yardımcılığı görevinden istifa ettirildi, Fatih Erbakan tarafından.

Milletvekili olarak ne zamana kadar dayanabilecek bilmiyorum.
Doğan Bekin, Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç için “FETÖ’nün altın çocuğu” nitelemesini yaptı. Bekin, “Yeniden Refah Partisi, FETÖ’nün altın çocuklarının bekleme ve barınma yeri olamaz” diyerek parti yönetimine tepki göstermiş. Nokta...
ANLAŞILMAZLAR ARAMIZDALAR!!
“Amerika’da devletin kurumlarını ve toplumu bir olay hakkında yanıltmak ve suçluları, suistimal yapanları aklamak için danışmanlık yapan bir ‘akil’ eleman vardı.
Yüksek ücretlerle çalışıyordu.
Bu şahsa ‘anlaşılmaz’ (unintelligible) deniliyordu.
Olayları anlaşılmaz hale getirip suçluları adaletten kaçırıyordu.”
Bu satırları...
Gazeteci, televizyoncu, yönetmen Ekrem Ergüder x hesabında paylaşmıştı.
Bunun filmini izlemiş ama filmi ve oyuncuları hatırlayamamıştı.
Ergüder haklı olarak, ‘insan merak ediyor, bizde de var mı böyle elamanlar’ diye soruyordu.
***
Bu tweeti görünce yazma gereksinimi duydum.
FETÖ’cülerin yönlendirdiği, senaryosuna katkı verdikleri, hatta MİT’çi Kaşif Kozinoğlu öldürülmeden önce öldürüleceğini yazan Kurtlar Vadisi senaryo grubunun içinde olan, aynı zamanda şirketin sahibi Raci Şaşmaz, 15 Temmuz gazisi çıkıyordu. FETÖ’cü darbe başarısızlığa uğradığına göre soruşturmalarda sıranın bir gün kendilerine de geleceğini düşünerek gazilikle soruşturmalarda yırtmak için olsa gerek.
***
İkincisi ise;
BBP Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki beş kişinin hayatını kaybettiği 2009’daki helikopter “kazasına” ilişkin soruşturmada 36 şüpheli tutuklanıyor....
Tutuklananlar arasında 17 yıldır Muhsin Yazıcıoğlu ailesinin avukatlığını yapan ve olayın bir suikast olduğu iddiasını yıllardır yargıya taşıyan Av. Mustafa Selami Ekici de bulunuyordu.
***
Ne diyordu tweette...
Anlaşılmazlar vardır, bir olay hakkında yanıltmak ve suçluları, suistimal yapanları aklamak için.
Raci Şaşmaz ya da Av. Mustafa Selami Ekinci böyle midir, buna yargı karar verir.
Ama ben hep söylerdim, şimdi de yazayım.
“Katil babanız çıkabilir, yüzleşmeye var mısınız?” derim.
“Önce hayatta yaşanır, sonra kitaplarda okur, filmlerde görücüye çıkar” diye özetlenebilecek bir aforizma vardır.
Ya da bunu değiştirin, önce kitaplar, sonra filmler, sonra da gerçek hayatta karşınıza çıkabilirler.
Anlaşılmazlar aramızdalar.!
NAİM BABÜROĞLU KİME!?
Terörsüz Türkiye’yi konuştuğumuz bu günlerde bir fotoğraf karesi düştü önüme.
Fotoğrafı paylaşan Naim Babüroğlu.
Fotoğraf 1993 yılına ait.
Gazeteci Uğur Mumcu, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal öldürülmüş, Madımak yakılmış, Başbağlar’da katliam yapılmış...
Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı olmuş, Doğruyol Partisi’nin başına Tansu Çiller geçmiş ve Başbakanlık koltuğunda oturuyor.
Erdal İnönü’nün ise Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanlığı’nı ve Başbakan Yardımcılığı koltuğunu Murat Karayalçın’a bırakmaya hazırlandığı günler.
Yer Hakkari.
Naim Babüroğlu’nun bulunduğu karede Başbakan Tansu Çiller ile Başbakan Yardımcısı ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı Erdal İnönü görülüyor.
Babüroğlu da üniformalı bir şekilde Çiller ve İnönü’ye eşlik ediyor. Rütbesi binbaşı ya da yarbay olsa gerek.
***
Bu fotoğraf karesi beni 93 yılını 94’e bağlayan yılbaşı gecesine götürdü.
12 Eylül’de kapatılan CHP, 1992 yılında yeniden açılmış, SHP’den istifa eden Deniz Baykal CHP’nin genel başkanı olmuştu.
Önce Bosna savaşının yaşandığı Saraybosna’yı ziyaret etmiş. 93 yılını 94 bağlayan geceyi de Hakkari’de Mehmetçikle birlikte geçirmek istemiş ve bölgeye gitmişti. Yanında ise 12 Eylül öncesinde İçişleri Bakanlığı yapan Hasan Fehmi Güneş de vardı.
Bendeniz de Deniz Baykal’ın heyetindeki gazetecilerden birisiydim.

31 Aralık 1993’te Hakkari merkezden Çukurca İlçesi ve PKK’lılar tarafından en sık saldırıya uğrayan Üzümlü Karakolu’na doğru yola çıktığımızda, Çukurca yol ayrımında bulunan Komando Birliği önündeki çevirme noktasında CHP konvoyu durduruldu.
Rütbesi Naim Babüroğlu’nun rütbesine yakın bir komutan o muydu, değil miydi, ya da kimdi bilmediğim ve söyleyemeyeceğim kişi Deniz Baykal’a Çukurca’ya gitmemesi gerektiğini söyledi. Teröristlerin saldırabileceği endişesi duyduklarını bildiriyordu.
Bu sözler üzerine CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın kulaklarımla duyduğum cümlesini buraya tırnak içinde yazıyorum:
“-Bizim geldiğimizi duyunca mağaralarından çıkamazlar.”
Ve Deniz Baykal dönmedi. CHP’nin seçim otobüsü Çukurca’ya da gitti, Üzümlü Karakolu’na da gitti. Askerlere götürdükleri hediyeleri de dağıttılar.
***
Naim Babüroğlu’nun paylaştığı fotoğrafın çağrıştırdığı ikinci anım Tunceli’den.
Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Bülent Ecevit ile birlikte gitmişiz.
Yıl 1996. “Pülümür’ün Yaşsız Kadını” şiirinin de yazarı olan Bülent Ecevit’le
Henüz daha Tunceli il sınırından geçtik geçmedik elimize bir telsiz konuşması dökümü verildi.
Kim, neden, nasıl verdi hatırlamıyorum. Hak verirsiniz ki üzerinden yıllar geçti.
Telsiz konuşmasının PKK’lı teröristlere ait olduğu söylendi ve Ecevit’e suikast yapacaklarının telsiz konuşmalarına yansıması vardı konuşma dökümünde.
Telefona sarıldık, telsiz konuşmasının haberini yazdırdık. Bir gün sonra haber Türkiye’nin en çok satan gazetelerinde “PKK’dan Ecevit’e suikast hazırlığı telsiz konuşmalarına yansıdı” başlığıyla okura sunuluyordu.
***
Bu fotoğrafın bana çağrıştırdığı üçüncü anı ise ne zaman Diyarbakır’a gitsek, aman otelden çıkmayın, yalnız dolaşmayın, hava karardıktan sonra da grupta olsanız otel lobisinden başka yere gitmeyin tarzı kulaktan kulağa gelen uyarılardı.

***
Şimdi üzerinden yıllar geçtikten sonra daha iyi anlıyorum, bölgeye her gittiğimizde kulağımıza üflenenler ve bizim haber yaptıklarımız sadece PKK’ya yarayacak alıntılarmış.
Biz de bölgedekilerin oyununa öyle ya da böyle alet olmuş, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizin PKK tarafından kurtarılmış bir bölgeymiş algısına hizmet etmiştik veya ettirilmiştik.
***
Bende yukarıdaki çağrışımlara yol açan 1993 yılında tesadüfen aynı alanda bulunduğumuz Naim Babüroğlu şimdi ise Sözcü gazetesi yazarı.
90’lı yıllarda bölgeye giden gazeteciler üzerimizden yaptırılanın aynısını gerek yazılarında gerekse çıktığı tv yayınlarında yapıyor.
Sıralamayacağım, kendisi de biliyor.
Naim Babüroğlu’nun bir tane doğru analizi, tutarlı bir öngörüsü maalesef yok.
Tüm yazıları ve konuşmaları duygusal zeminde, iktidar karşıtlığı üzerinden kaleme alıp, sesleniyor.
Her dediğini tersinin çıkması, göz önüne alındığında, bir insanın bilerek ve isteyerek bunu yapması gerekir. Ben başka türlü açıklayamıyorum.
Naim Babüroğlu’nun bir Türk Subayı olduğunu göz önüne alınca da bilerek ve isteyerek Terörsüz Türkiye sürecine, PKK’nın silah bırakmasına, Suriye’de Türkiye’nin etkinliğinin artmasına, TSK’nın İsrail’in korkulu rüyası haline gelmesine karşı çıkacağını sanmıyorum.
En azından böyle olmamasını umuyorum.




