“Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm; bana geldiği zaman böyle gelecek ölüm…”
“Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm; bana geldiği zaman böyle gelecek ölüm…”
İDRİS GÜNAYDIN
Rahmetli Necip Fazıl’ın bir dizesi ile başladık yazmaya. Bu dünyada hepimiz kiracıyız. Nasıl ki kirada duran kişi daireyi kiralayınca mülkün sahibi olmaz ama kullanım hakkının sahibi olur. Aylık faturalar ev sahibine veya komşuya değil de kiracıya gelir; ayen öyle de; bu dünya mülkünün sahibi de Allah, kiracısı bizleriz.
Bir kiracı düşünün. Evi kiraladıktan sonra evin içinde eroin imal ediyor, hatta kenevir yetiştiriyor ve satıyor. Sonunda yakayı ele veriyor. Hakimin karşısında “suç benim değil, mülkün sahibi başkası” dese işe yarar mı? Hayır. Bir işe yaramaz. Evi kullanma hakkı kimde ise sorumlu odur.
Dünya da öyle. Adam cümle günahı, işreti işledikten sonra: “Ben ne yapayım? Şeytanı yaratmışsın, nefsimi yaratmışsın, cazibeyi yaratmışsın; benim ne suçum var? Bunlara kandık” deyip suçu Allah’a atsa; haşa “Tanrım beni baştan yarat, kader utansın, kaderim böyle imiş ağlama anam” gibi güya Allah’ı suçlayıcı ifadeler kullansa evinde eroin imal eden adama benzer. “Ne yapayım; alıcısı hazırdı, satıcısı hazırdı, para cazipti, ihtiyacım vardı. Polisin, jandarman yeteri kadar tedbir alamıyordu; işledim suçu” diyen adam gibidir.
Mülkün sahibi olan Allah bunu çok açık bir biçimde bize bildiriyor: Ali İmran Suresi 26-27. Ayetlerde Rabbimiz: “Gul lillahümme malikel mülki… Ey Muhammet de ki mülkün sahibi sensin; tü’atil mülke men teşaü: Mülkü dilediğine (kiraya) verirsin; ve tenziul mülke mimmen teşaü: mülkü dilediğinden alırsın (kiracıyı çıkarırsın. Ve tuizzü men teşaü: Dilediğini mal ile mülk ile, makamla, itibarla, insanlıkla, ahlakla… üstün kılarsın; ve tüzillü men teşaü: dilediğini günahla, suçla, fakirlikle, tembellikle, kötü ahlakla zelil kılarsın. Bi yedikel hayr: hayır senin elindedir .İnneke ala küllli şey’in kadir: Senin her şeye gücün yeter.”
“Tüliculleyle finnehari: Gecenin ardından gündüzü getirirsin; ve tülicünnehare filleyl. Gündüzün ardından da geceyi getirirsin. Ve tühricü l hayye minel meyyiti: diriden ölüyü çıkarırsın, ve tühricül meyyite minel hay; ölüden de diriyi çıkarırsın ve terzügu men teşaü bi gayri hisab: dilediğini hesapsız rızıklandırırsın.”
Şu Kur’an-ı Azimin ne büyük bir kitap olduğunu anlamak istersen ayetin şu kısmı aklı olana kafidir. “Ve terzügu men teşaü bi gayri hisab: dilediğini hesapsız rızıklandırırsın.”
Şurası malumdur ki; çalışmadan zengin olmak mümkün değil; çalışarak da zengin olmak mümkün derğil. Çalışarak sefaletten, fakirlikten, acizlikten kurtulursun lakin hesapsız zengin olmak Allah’ın istemesiyle olur. Adam, şehrin en tenha yerine iş yeri açar; bedava veriyormuş gibi insanlar ona akar. Oraya giderken aynı cinsten kaç iş yerinin önünden geçer. Sanki o adam da bir şeyler vardır! Buna benzer şeyleri çevremizde bolca görüyoruz. İşte Rabbimizin mucizesi. Hesapsız rızıklandırmak Allah’ın dilemesiyle olur.
Biz kiracıyız. Zamanı geldimi ev değiştirir gibi evimizi değiştireceğiz. Herkesin toprak altında bir evi var. Peygamberimiz: “La rahate fiddünya: Dünyada rahat yoktur” buyurmuştur. Dünya iş, çalışma, sıkıntı yeri… Asıl rahatlık altta. O da rahat edebilene, hazırlıklı gidene…
BENİM EVİM
Benim evim, mahallemizin kabristanlığının yanında. Üç kadını uyardım. Mezarlığa girerken başlarını kapattılar, ölülerine ne dua ettilerse ettiler, çıkarken açtılar. Üçünü de yanıma çağırdım ve sordum: “Geçmişlerinize şöyle dua ettiniz mi? Ya Rab! Annemin veya babamın veya dedemin veya ninemin günahlarını affet.”
Evet dediler.
Dedim ki: “Allah sizin duanızı niçin kabul etsin? Çünkü siz Allah’a hakkıyla inanmıyorsunuz.”
Gözümün içine manalı manalı baktılar.
Devam ettim: “Siz başınızı kapatarak dediniz ki; Ya Rab! Sen bizi sadece mezarlıkta görürsün. Mezarlıktan çıkınca görmezsin. Çünkü yoksun.” Halbuki Allah her yerdedir, işitir ve görür.”
“Yani Allah inancın yetersiz. Eğer başını her yerde açsan günahkar olursun lakin camide, mezarlıkta, türbede kapatır başka yerde açarsan inkarcı olursun.”
Bu anlamda ülkemiz yanlış Allah inancı ile donanan kadınlarla dolu.
Bir tarihler, bir özel okulla, öğretmen olarak çalışmak amacı ile, sözleşme yapmaya gittim. Sekreter kız ile konuşurken bana yakasındaki “Allah” yazan kolyesini gösterdi. Halbuki kolyesi kavalsa gerisi şişhane idi. Dedim ki “Bu kolyeyi taşıyarak şirke giriyorsun” Neden? Dedi.
Cevap verdim. “Sen bununla Allah ismini yakanda aksesuar olarak taşıyor, bunun seni kurtaracağına inanıyor, ardından her işreti işliyorsun. Senin Müslüman olup olmadığını anlamak için insanlar yakandaki kolyene değil, kılığına, kıyafetine, ahlaki davranışlarına, ibadetlerine bakıyor” dedim. O kadar morali bozuldu ki…
İSLAM’I SEVDİRMEK!
Sevdireceğiz diye nice çamlar devriliyor, yalanlar söyleniyor. En doğrusu hakikati söylemek. Çünkü din onun dini. Kendini o ayarlasın hakikatlere karşı. Söyleyen değil vesselam.