--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kiliseyi satın almışlar, hırsızları aziz ilan ediyorlar!

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
0

Öyle mi?

“255 TL’lik hisse 6 ayda 4.500 TL olmaz. Olamaz. Cebe konulan para hemen iade edilmeli” desek de biz sahtekârız!

İki villayı müteahhitten alan sahtekâr belediye başkanının yargılandığı davanın duruşmasına, İstanbul 1 Nolu Baro Başkanı sıfatını kullanarak katılan, adının önünde Prof. Dr. sıfatı da olan İbrahim Kaboğlu namuslu, ahlaklı, dürüst bir hukukçu...

Öyle mi?

Yolsuzluktan gözaltına alınanlar için “eziyet gördüler” diyerek, başlık atanlar dürüst, öyle mi?

Yolsuzluk yapan avukatlar tutuklandığında, “Avukat olmak suç mu” diye başlık atanlar, dürüst, öyle mi?

Baro başkanından başlayalım...

Ne demiş 1. Baro Başkanı?

“Savaş ortamında bile olmayan uygulama.”

Hani sakalımız olmasa saydıracağız...

“Hangi savaşı kastediyorsun? ABD’nin İran’a açtığı savaşı mı? Terör devleti İsrail’in Gazze’ye açtığı savaşı mı?” diye girip...

“Savaş ortamında adamlar katlediyorlar, çoluk çocuk demeden öldürüyorlar. Hastanedeki küvözleri bile bombalarla yok ediyorlar. Sen neden bahsediyorsun, Kaboğlu?” diyeceğiz...

“Katilleri masumlaştırmak için mi bu cümleyi kuruyorsun? Türkiye’de daha ağır suç var gibi algı yapıp İsrail’in savaş suçlarını mı aklamak istiyorsun?” diyeceğiz...

Ama, olur ya, belki Kaboğlu haklı bir itirazda bulunuyordur diyerek, gerekçesini de okuma ihtiyacı hissediyoruz.

Neymiş gerekçesi?

Buyurun birlikte okuyalım:

“Mahkeme başkanının avukatlara ‘Bekleyeceksiniz tabii, bekleyemiyorsanız davayı almasaydınız’ dediğini öğrendik. Bir mahkeme başkanı; sav-savunma-hüküm üçlüsünde eşit olarak yer alan avukata ‘Bu davayı niye aldın? Mademki aldın, o zaman belirsiz bir biçimde bekleyeceksin. Ben ne zaman uygun bulursam sen o zaman konuşacaksın’ demesi savaş ortamında bile rastlanmayacak bir durumdur.”

Duydunuz mu bizim mahallenin esnafı?

Okudunuz mu, bizim mahallenin dürüstlük rolüne soyunan çapulcuları?


Bir duruşmanın hakim tarafından yönetilmesine bile karşı çıkıyorlar.

Sanki hakim “Ben bir yazlığa gideyim, orda çocuklarla top oynamak istedi canım, sonra gelir sizi dinlerim” demiş gibi...

Daha bir hafta önce yolsuzluktan tutuklu Silivri’deki hırsızların avukatlarından birisi “Saat 18.00’den sonra duruşma yapmayın, yoruluyoruz, eve geç kalıyoruz” dememiş gibi...

Savunma yapacak avukatların, söz verildiğinde konuşmaları gerektiğinin hatırlatılmasına, İbrahim Kaboğlu “Savaş ortamlarında bile olmaz” diye itiraz ediyor...

Savaş ortamlarında bile, gerçekten yargılama varmış gibi bize algı yapıyorlar.

İsrail’in 300 gazeteciyi öldürdüğü gerçeğini gözlerden kaçırmaya çalışıyorlar...

Anne babası doktor ailenin 8 çocuğu ile birlikte katledildiği görüntülerin daha vahiminin, Türkiye’de yaşandığı izlenimi vermeye kalkıyorlar.

Ahlaksızlığa bakın...

İsrail işte karşımızda duruyor... Yargılama mı yapıyor?

Hatta kendi katillerinin uluslararası mahkemede yargılanması istendiğinde “Sanıkları veriyoruz” mu diyor?

Yoksa uluslararası çete, yakalama kararı alınmış terörist Netanyahu’yu el üstünde tutup mahkemelerle alay mı ediyor?

Yazıklar olsun ki, bir tesettürlü bacımız, bu ülkenin her türlü zulme maruz kalmış dindar insanlarını, bu ahlaksızların diline maskara ettirdi.

O hesabını verecek...

Hala suskun kalarak, suskunluğunun da hesabını ayrıca verecek...


“Yanlış yaptım. Edindiğim tüm fazlalığı hemen veriyorum... Allah’tan tövbe diliyorum. Milletimden helallik istiyorum” diyeceğine...

Hala suskun kalarak...

Kendi üzerinden dindar insanların lekelenmesine fırsat verdiği için, bir suç daha işliyor... Bunun da hesabını verecek...

Ama kendi hırsızlarını “Savaş ortamlarında bile böyle yargılama yok” diyerek, sanki bir haksızlık yapılıyormuş gibi mağdur göstermeye çalışan adamlar da hesap verecek!

Yok artık o eski Türkiye!

Geç kalınacak olursa...

“İki sene sonra dava mı açılır” diye kimse kendini savunmaya hazırlanmasın...

Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet sanığı adamların yargılandığı mahkemeyi baskı altına almaya kalkışan baro başkanları, bir gün gelecek hesap verecekler. Onların ahiret inançları var mı yok mu bilmem...

Bu dünyada hesap verecekler, der geçerim...

Ama daha önemlisi, onlara destek çıkan bizim mahallenin doğrucu Davut’luk pozunda dolaşanlar, bu dünyada olmasa bile, ahirette hesap verecekler.

Adam daha kırkına varmadan rüşvet paralarıyla alınmış milyon milyonluk araçlara biniyor.

Gelen giden paranın hesabını veremiyor.

Bizim mahalledeki benzeri bir lüzumsuza “Oğlum yaşın kaç, edindiğin o arabalar ne?” diyoruz, tutuklanmasını alkışlıyoruz...

Ama Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluğunu örtmek için ekip kuran avukat için, o mahallenin fonlanmış medyası başlık atıyor: “Avukat olmak, adaleti savunmak nasıl suç?”


Ahlaksızlar... Türkiye’de 150 bin avukat var... 150 bin avukata “Suç işliyorsunuz” diyerek dava mı açıldı?

Yolsuzluk yapan, avukat da olsa belediye başkanı da olsa dava açılmayacak mı?

Açıldığında “Avukat olmak suç mu?” diye siz karşı çıkacaksınız diye biz de size boyun mu eğeceğiz?

Tesettürlünün yanlışını onaylamadık.

Daha ağzından bir kelime duymadığımız halde “Lekelenmeme hakkı” diyerek savunmaya kalkışmadık.

“Masumiyet karinesi” demedik, “Suçların ve cezaların şahsiliği” demedik.

Tam aksine, “Dindar insanları böyle töhmet altında bırakamazsın” dedik.

Ekrem İmamoğlu’na dediğimiz gibi ona da “Haram paraya el uzatılmaz” dedik.

“O parayı iade edeceksiniz” dedik.

Ama utanmazlar, kendi hırsızlarını savundukları halde, yolsuzluk yapan avukatlarını savundukları halde, işledikleri suçların bedava avukatlığını yaptıkları halde, bir kişi üzerinden, iki kişi üzerinden tüm dindarları suçsuz yere yargısız infaza tabi tutmaya kalkışıyorlar.

İçimizdeki uzantıları eliyle bize ahlak dersi vermeye kalkıyorlar.

Mersin belediye başkanı yolsuzluktan gözaltına alınmış...

Sözcü gazetesi utancından yerin dibine gireceğine, “Bir tane tesettürlünün yanlışını bulduk. Bir haftadır tepinip duruyoruz. Bizim mahallede 100 tane yolsuzluk yapan çıktı. Bu ne rezilliktir” diyeceğine...

Yüzleri kızaracağına...

“Vahap başkana gözaltı eziyeti” diye başlık atıyorlar.

Suçluya kahraman muamelesi yapıyorlar...

Büyük soygun yapmışlar... Kiliseyi satın almışlar, hırsızları aziz ilan ettiriyorlar...

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle