--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Devlet bir emanettir, makam bir imtihandır

Süleyman Gülek
Süleyman Gülek
0

Devlet, yalnızca sınırları belirlenmiş bir toprak parçası veya kurumlar bütünü değildir. Devlet; bir milletin ortak hafızası, güvenliği, geleceği ve umududur. Bu nedenle devlet yönetiminde görev almak, sıradan bir iş veya kişisel yükseliş vesilesi olarak görülmemelidir. Devlet görevi, millete hizmet etme sorumluluğudur. Makam ise insanı yücelten bir ayrıcalık değil, ağır bir imtihandır.

Atalarımızın “Devlet malı deniz, yemeyen domuz” anlayışını değil; devlet malının yetim hakkı, millet hakkı ve kul hakkı olduğunu esas alan bir medeniyetin mirasçılarıyız. Kamu görevi üstlenen herkes, kendisine teslim edilen imkânların aslında millete ait olduğunu bilmelidir. Çünkü makamlar geçici, sorumluluklar ise kalıcıdır. Bugün oturulan koltuk, yarın başka birine devredilebilir; ancak görev süresince yapılan iyilikler de yanlışlar da toplumun hafızasında yaşamaya devam eder.

Makamın en büyük imtihanı, insanın güce sahip olduğunda nasıl davrandığıdır. Yetki, insanın karakterini değiştirmemeli; aksine karakterini ortaya çıkarmalıdır. Bir insan makam sahibi olmadan önce mütevazı, adaletli ve dürüst görünüyorsa, asıl sınavı makam sahibi olduktan sonra başlar. Çünkü güç, insanın gerçek yüzünü gösteren bir aynadır.

Devlet hizmetinde bulunanların en önemli görevi adaleti gözetmektir. Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında aranmaz. Bir öğrencinin hakkını korumakta, bir vatandaşın talebini dinlemekte, bir çalışanın emeğinin karşılığını vermekte, ihtiyaç sahibine fırsat eşitliği sunmakta da adalet vardır. Devletin kapısına gelen her vatandaş, kendisine değer verildiğini ve hakkının korunacağını hissetmelidir.


Kamu hizmetinde liyakat ve ehliyet de adaletin temel unsurlarındandır. Bir göreve, yalnızca yakınlık veya kişisel ilişkiler sebebiyle değil; bilgi, beceri, tecrübe ve ahlaki yeterlilik dikkate alınarak atama yapılmalıdır. Çünkü yanlış kişiye teslim edilen bir makam, yalnızca o kişiyi değil, hizmet bekleyen binlerce insanı da mağdur edebilir. Devlet yönetiminde emanete ehil olanı getirmek, hem hukuki hem de vicdani bir sorumluluktur.

Makam sahibi olan kişi, kendisini milletin üstünde değil, milletin hizmetinde görmelidir. Gerçek devlet adamlığı; gösterişli sözlerde, makam araçlarında veya unvanlarda değil, halkın derdini anlayabilmekte, çözüm üretebilmekte ve gerektiğinde kendi rahatından fedakârlık edebilmekte ortaya çıkar. İnsanların hayatına dokunmayan, toplumun sorunlarına çare olmayan bir makam anlayışı, yalnızca şekilden ibarettir.

Manevi değerlerimiz de bizlere emanete sahip çıkmayı, kul hakkından sakınmayı, adil olmayı ve kibirden uzak durmayı öğretir. Bir görevi kabul eden insan, aslında kendisine “Bu işi hakkıyla yapabilecek misin?” sorusunu da sormuş olur. Bu sorunun cevabı yalnızca sözlerle değil, uygulamalarla verilmelidir. Çünkü millet, yöneticilerin söylediklerinden çok yaptıklarına bakar.

Devlete hizmet etmek, her şeyden önce güven inşa etmektir. Vatandaşın devlete olan güveni zedelendiğinde, yalnızca bir kuruma değil, toplumun ortak geleceğine de zarar gelir. Bu nedenle kamu görevlileri; adil, şeffaf, ulaşılabilir ve hesap verebilir olmalıdır. Hesap verebilirlik, makam sahibini küçültmez; aksine onun sorumluluk bilincini ve devlet ciddiyetini gösterir.


Unutulmamalıdır ki devletin gücü yalnızca ekonomik imkânlarıyla veya kurumlarıyla ölçülmez. Devleti güçlü kılan asıl unsur; adalete duyulan güven, yönetime olan inanç ve vatandaşlar arasındaki birlik duygusudur. Bu güveni korumak ise makam sahiplerinin en temel görevlerinden biridir.

Görev süresi sona erdiğinde geriye makam koltuğu, unvanlar veya alkışlar kalmaz. Geriye, insanların hayatında bırakılan izler kalır. Bir öğrencinin önünü açmak, bir ailenin sıkıntısını gidermek, bir vatandaşın hakkını teslim etmek, bir toplumun geleceğine katkı sunmak… İşte asıl başarı budur.

Sonuç olarak devlet, şahsi menfaatlerin aracı değil; milletin ortak emanetidir. Makam ise gurur ve kibir sebebi değil, sorumluluk ve imtihan alanıdır. Bu anlayışla görev yapanlar, bulundukları makamı yüceltir; makamı kişisel çıkar için kullananlar ise hem devlete hem millete zarar verir. Herkes bulunduğu yerde kendisine şu soruyu sormalıdır: “Bana verilen bu görevle millete ne kattım, hangi emaneti nasıl korudum?” 

Bu soruya gönül rahatlığıyla cevap verebilenler, makamın hakkını vermiş demektir. Çünkü devlet emanettir; makam imtihan… Ve bu imtihanın en doğru cevabı, adalet, liyakat, dürüstlük ve samimi hizmettir. Kamu görevlisi, görevi ne ise onu doğru bir şekilde yapmalı, kamu yararını özel çıkarı için kullanmamalı, zaten bunlar kanunen de suçtur;rüşvet almamalı, hırsızlık, yolsuzluk yapmamalı, adam kayırmamalı. Her konuda şeffaf olmalı,  atamalarda siyasal çıkar gözetmeden liyakatli davranmalı ve adaletli olmaya özen göstermelidir.

 

Süleyman Gülek Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle