• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
TÜM YAZILARI

İsrafla imtihan edilmek

31 Temmuz 2026
A


Hüseyin Öztürk İletişim: [email protected]

İsrafla imtihan edilmek

HÜSEYİN ÖZTÜRK

İnananlar için bu dünya bir imtihan salonudur”. Rahmetli Mustafa Karahasanoğlu ağabeyin sıkça kullandığı bir sözdü.

Dolayısıyla inananlar olarak, imtihanı kazanabilmek için derslerimizi çalışmak zorundayız ve alıp verdiğimiz her nefesimizi imtihan kâğıdı saymalıyız derdi.

İnanmayanlar için mesele yok. Hani insan onlara da özenmiyor değil. Bu dünya tam onlara göre. Fakat inanmışız bir kere. İnanmamak için inkâr ve şirkte olmak lazım.

Bilgeler hayatı şöyle özetlerler:

“Hiçbir şeysiz geliriz, sonra her şey için çırpınırız. Sonra her şeyi bırakıp, hiçbir şeysiz gideriz. Sonra her şeyden hesaba çekiliriz”.


Şimdi bu hakikati, yaratıldığına inanan hangi insan reddedebilir? Ancak kendisini israf eden kimseler reddedebilir. Normaldir, “israf” zaten “insaf” kavramının iflas ettiğini gösterdiği için söylenecek laf yok. Neyse sözü maksadımıza götürelim.

Dün de hatırlatmıştık. Bu sene “var yılı” diye. Bereket senesi elhamdülillah. Gelin görün ki, bereketten bereketli şekilde faydalanamıyoruz.


Tarlada ürünler, bağlarda, bahçelerde, ağaçlarda meyveler sebzeler, şöyle organize bir şekilde marketlere gelemiyor. Dolayısıyla bolluğu pahalıya yiyoruz.


Kapitalizmin duygulara baskısı ve aklı ötelemesi sebebiyle, galiba biz bolluğu rakamlarla ölçme hastalığına tutulmuşuz. Oysa bolluk, bereket, maddeyle ölçülemez.

Bir evde, iş yerinde, sofrada onlarca çeşit yiyecek içecek bulunabilir fakat bereket bulunmayabilir, israf ettikçe ihtiyaçlar artar, tüketmek için daha çok kazanmaya tevessül edilip, haram helal demeden ihtiyaç zannettiğimiz şeylerin aslında ihtiyaç olmadığını anlamayabiliriz.

Bereket; bir malın veya ürünün miktarından ziyade, onun nasıl kazanıldığı, nasıl kullanıldığı ve nasıl paylaşıldığıyla ilgili bir durumdur.

İsrafın israf ettiği insan benzerleri, topluma sürekli şunu dayatıyor. “Daha fazla tüket ve daha fazla iste”. Nereye kadar peki! Bu sorunun cevabı yok.

Hal böyle olunca insan ihtiyacını karşılamak için yeterli miktarda tüketen bir varlık olmaktan çıkıp, tüketmek için yaşayan zombilere dönüyor.

Günlük ihtiyaçlar için marketlere gidenler, satılan ürünlerden ziyade, ziyan olan ürünlere bakarsa, meramımız anlaşılmış olur.



O mahvolanlara üzüldüğümüz kadar evlerde veya iş yerlerimizde neyi nasıl ziyan edip etmediğimize belki daha dikkatli bakabiliriz.

Tarlalarda, bağlarda, bahçelerde yetişen mahsulün önemli kısmı, sofralara ulaşamadığı gibi gelenlerin bir kısmı da satış yapanların; “Daha pahalı satarım” hırsı yüzünden, depolarda bekletilmekte ve çürümeye terk edilmektedir.

Şimdi gelin de bu noktada ahlaktan, insaftan, vicdandan, insanlıktan dem vurmayın.

Bir tarafta üretici emeğinin karşılığını almazken, diğer tarafta tüketilebilir ürünlerin heba edilmesi, ahlaki bir problem değil de nedir?

Ezcümle:

Yunus Emre’nin dünyasında kişinin varlıklı oluşu; yığdıklarıyla değil, gönlünde taşıdıklarıyla ölçülür. Hesaba yığdıklarıyla değil, amelleriyle çekilecek.

Hacı Bektaş-ı Velî’nin hikmet dünyasında ise “emek, helal kazanç ve paylaşma” birbirinden ayrılmaz bütündür.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23