İslam ve Batı
İslam ve Batı
Hüseyin Öztürk
Bu hafta tanıtmaya çalışacağımız eser, İnsan Yayınlarından çıkan ve MİT Başkanımız İbrahim Kalın’ın; bilgi, gözlem, araştırma ve bütün bunların toplamında, tecrübe merkezli tahlillerini makul şekilde ortaya koyduğu “İslam ve Batı” isimli kitabı.
Dünya toplumlarına İslam, “Doğu” dini diye benimsetilmiş. Hıristiyanlık ise “Batı” inancı olarak kabul görmüş. Haliyle “Doğu ve Batı”, birbiriyle mücadele ederek, birbirlerini ötekileştirmeye çalışmış.
Oysa bizim inancımızda; Doğu, Batı ve kâinatın cümlesi Allah’ındır. Yaratılan ve yaratılacak olan ne varsa Allah’ındır.
Galiba sıkıntı burada! Hâlbuki İslam başta olmak üzere diğer sapkın olmayan inançların bütününde “Tek Allah’ın varlığı” kabul edilir.
Demek ki, mesele inanmak yahut inanmamak değil. Mesele; araştırılmamış, incelenmemiş, bilgilenilmemiş, özümsenmemiş din ve insan ilişkilerinin anlaşılamaması.
İbrahim Kalın, mevzua salondan değil, sahadan ve bizzat emek harcayarak, ortaya harika bir “İslam ve Batı” sentezi koymuş.
Eserin satırları arasına dönelim ve şunları kaydedelim:
•
“Bu çalışmada İslam ve Batı’nın iç içe geçmiş tarihinin ana hatlarını tasvir etmeye çalışacağız. Bunu yaparken, bu iki dünyayı ayrı ayrı değil, birbirleriyle olan ilişki ve etkileşimleri açısından ele alacağız.
Yaklaşık on üç asır geriye giden bu uzun tarihi anlamak için “ben” tasavvuru, “öteki” algısı, zaman ve mekân tasavvuru, sembolik dil, imgeler ve siyasi terminolojiler üzerinde duracak, onların inşa ettiği anlam dünyalarına nüfuz etmeye çalışacağız.
Böylece dün olduğu gibi bugün de kendi hakkımızda ve başkaları hakkında ne tür kimlik ve benlik tanımlamaları yaptığımıza biraz daha yakından bakmaya çalışacağız.
Burada imaj üretimi dediğimiz sürecin ana parametrelerine de değinmek gerekiyor. Batı’nın İslam algısı; medya mensupları, akademisyenler, uzmanlar, gözlemciler, araştırma kurumları, lobi şirketleri, film yapımcıları, edebiyat insanları ve siyasetçiler gibi son derece karmaşık ve yaygın bir aktörler ağı tarafından üretilmektedir.
Böylesine karmaşık bir ağın ürettiği imajlar, bir zaman sonra “sahte”, “yalan” yahut “kasıtlı” olmanın ötesinde bir nitelik kazanır.
İnsanlar kendilerine sunulan imajlara samimi bir şekilde inanmaya başlar. Çağdaş medya çalışmalarının da gösterdiği gibi imaj, gerçekliğin yerine geçer.
İmajı kontrol eden, gerçekliği de kontrol etmeye başlar. Bu bakımdan İslam ve Batı arasındaki ilişkilerin, çoğu zaman bir imajlar savaşı olduğunu unutmamak gerekiyor.
Bu çalışmada Batı’nın İslam algısının zorunlu yönlerini tartışırken, İslam dünyasındaki Batı tasavvurunun problemli yönlerine de temas edeceğiz. Kitabın ana tezlerinden birisi bu olacak”.
•
Ezcümle:
Evet, eserde İslam ve Batı son derece aklıselim bir samimiyetle kaleme alınmış. Bir diğer güzel tarafı ise kitabın sonunda, 1881-1885 yılları arasında İstanbul’da Amerikan Büyükelçisi olarak bulunan Lew Wallace’nin II. Abdülhamid hakkında yazdığı çok mühim bir bölüm var.
İnsan Yayınları: 0212-249 55 55 insanyayinari.com.tr