Bereket içerisinde kıtlık
Bereket içerisinde kıtlık
HÜSEYİN ÖZTÜRK
Bereket kelimesi insanın önce gönlüne zenginlik katar sonra -eğer insansa- helalinden kesesine zenginlik katar. -Eğer insansa- ne demek. Bu ayrıntıyı izah etmeliyim.
Özellikle haram para, kişinin insan kalma fıtratını kemirir; vicdanını, aklını, muhakemesini alır ve narsistleştirir.
Narsistler asla hata yaptıklarını, yanlış yaptıklarını kabul etmez ve her şeyin kendilerinin hakkı olduğunu, diğer insanların zavallı ve akılsız olduğunu düşünürler.
Bu halde olanların Müslümanı, Hıristiyanı, Katoliği olmaz. Çünkü inançlarının şeklini ve şemalini kendilerine göre belirler, hatta sizinle konuşurken, nefislerine göre uydurdukları dini birtakım gerekçeler ileri sürerek, ikna etmeye çalışırlar.
Genelde açık verdikleri alanlar şöyledir:
Gergindirler, öfkelidirler, geçimsizdirler, hırs ve tamah sahibidirler, başkalarının zenginliklerine haset ederler, ailelerini ihmal eder ve topluma yön vermeye kalkarlar.
Dolayısıyla “Bereket” kavramı ilahi merkezli olduğu için böylelerine bir şey ifade etmez. İsrafları zirvededir ama israf etmediklerini söylerler.
İsraf, kişinin vicdanını heva heveslerine hapseder. İşin tuhafı en çok da israftan dem vurup, diğer insanların çok israf ettiğini dile getirip, kendi israflarının üzerini örterler.
•
Çok af edersiniz bunları söylemeyecektim ama sözün freni patladı. Çünkü gezip, gördüğüm yerlerde böyle öyle çok tiplere rastlıyorum ki, para denilince hırsları sebebiyle gözlerinden ateş fışkırıyor, israf denilince de “yemeyenin malını yerler” hesabına yatıyorlar.
Neyse esasa geçelim. Sizler de mutlaka böyle kimselere rastlıyorsunuzdur. Bir taktik vereyim, böyle şahıslara denk geldiğinizde, sözlerine hiçbir katkı vermeden sadece gözlerinin içine bakarak dinleyin, biraz sonra söylediklerinin riya olduğunu fark edeceksiniz. Geçelim.
Şükürler olsun bu yıl, “var yılı”. Tabii şükretmesini bilenler için. Şükretmeyi şikâyet etmeye yeğleyenler için ise “var yılının” bir anlamı yok.
Dağlar, taşlar, bağlar, bahçeler, tarlalar birer bereket vadisi gibi. Anadolu’nun her yerinden muhteşem bereket fışkırıyor.
Yalnız bu bereketin önemli kısmı ağaçlarda, tarlalarda, bağlarda, bahçelerde pazara gelmeden veya getirilmeden yerinde çürüyor yahut sefil oluyor.
Özellikle meyve bolluğu ve bereketi, önü alınamayacak kadar çok. Diğer sebzeler ve hububat da öyle. Hamdolsun!
Gelin görün ki, böyle bir bereket içerisinde sanki “var yılı” değil, “kıtlık yılı” gibi bir hal mevcut ortada. Tarladaki ürün, dallardaki ürün pazara gelemediği için bir kıtlık yaşanıyor.
Bir de bu kıtlık içerisinde israfın doruğundayız. Günlük çöpe giden meyve, sebze, ekmek, yiyecekler, içecekler, süt ve süt ürünleri, böyle iki Türkiye’yi doyuracak nispette.
Bu israfı hep büyük şehirlerde umarsız insanların, yani insafsızların yaptığını sanırız ama meğer Anadolu’da da israf hat safhada imiş. Gözlemlerimi söylüyorum.
•
Ezcümle:
Yazıyı atalardan bir söz ile bitirelim. “Ömrüne ve rızkına hamd etmeyen kimseler, şeytanın avucunda yaşarlar”.