Yorummuş...
Geçenlerde kültür kaçkınlığından bahsetmiştik. Tekrarlamaya gerek bulunmasa da, bir iki paragrafını kısaca ele alacağız. Zira gerçek kimliklerini açıklama efendiliğini gösteremeyen bir kaç kişi, yazı hakkında kabaca hıyarlaşmaya kayan bir değerlendirmede bulunmuşlar...
Dedikleri şöyle;
“Sigarayı örnek göstereceğine başka bir örnek bulamadın mı (hıyar herif mesela), eskinin tütün tabakalarını şimdi bize kültür örneği diye gösteriyorsun?
Tabakayla tütünü belimizde taşımayı bizim kültürümüz olarak göstermişsiniz. Bu kötü kültürü kim ne zaman kakalamış bizlere”?..
¥
Özünü terk ediş konusunda (kaçkınlık) İDRİS Küçükömer”den aktarmayla demişiz ki;
“İstanbul’da elçiliklerde, saraylarda ve Osmanlıların Avrupa elçiliklerinde verilen balolarda bürokratlar, Batılı dostları ve Levantenlerle beraber eğlenirken, işsizlik artıyor ve yerli üretim güçlerinin yok olması son derece süratle devam ediyordu. Bu baloların benzerlerini, hatta devamını daha sonra C.H.Fırkası döneminde, tüketim malları kıtlığının yarattığı koşullar altında verilen Cumhuriyet balolarında görmemek mümkün değildi.”
Korkak delikanlılar, buradan bir şey anlayamamışlarsa kabahat benim değil, kendilerinin...
“Mecburi kültür değişimi, iktidarda bulunan kişi ve grubun yabancı bir kültürün tümünü veya bazı unsurlarını halkın itirazlarına rağmen kendi toplumuna cebren kabul ettirmesiyle meydana gelen, başka biçime sokulması halidir”...
Bizim zavallılar da, sofra adabımızdaki cebri zoraki değişimin önemli bir kültür kaçkınlığı olduğunu anlayamamışlarsa kabahat kimin?
“ Mahallelerin, semtlerin ve sokaklarla, işyerleri, binalar ve insanların, bunlar yetmediğinden olacak, sofralarımızı süsleyen nimetlerden mutfak kültürümüzün ürettiği yediklerimizle içtiklerimizin isimleri de, hızla “ana toprağından” kaçırılarak yabancılaştırılıyor”
Kültür değişiminden bahsediyoruz, özellikle ictimai kültür. Yeme içmeden def’i hacete kadar uzayan beşeri hayat kültürü, tiryakilik de dahil. Tütünden gayrisini görememişseniz, bu sizin körlüğünüzden...
Yazımızı şöyle noktalamışız;
O kadar kendimize yabancılaştık ki, koca Türkiye de yerli Türk sigarası tüttüren bir tek Türk tiryakisi bile kalmadı. Bizim kendi öz kültürümüzde tiryakiler, tabakalarını kuşaklarında taşırdı...
Şimdinin yerlileri, ellerinde “Camel” paketleri, geçmişiyle övünerek, avunuyor...
Evet, kendini avutuyor...
¥
Evet. O kadar kendimize yabancılaştık ki, en sonunda, sırayı, kötü ve en zararlı alışkanlık ve geleneklerimizden olan, müskirat ve tiryakiliğine getirmişiz...
Bizim yobaz tiryakilerin ise, onurlarına dokunmuş olmalı ki,
“Sigarayı örnek göstereceğine başka bir örnek bulamadın mı şimdi tütün tabakalarını bize örnek gösteriyorsun?” (hıyar herif demek istercesine)...
Aslında kendi kabalık ve hıyarlıklarını gizlemek istiyorlar...
¥
Birinci Türk İktisat Kongresi toplandığında, yirmili yıllarda, kongre salonu yerli Türk ürünleriyle dolduruluyor. Ballar, börekler, zeytinyağları ve Ömer Muharrem sabunları, Tekel’in İzmir fabrikasında üretilen beş tür sigara ve ithal sigara sarma kâğıtları ki, tabakasını kuşağının arasında saklayan orta sınıftan erkek egemen kibarların kendi parmaklarıyla sarıp tükürüğüyle yapıştırdığı sarma sigarasında kullandığı “kibar ali” markalısı falan filan...


