• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI

Millet düşmanınızdır..

29 Temmuz 2021


Atilla Özdür İletişim: [email protected]

Küçükömer’den “Düzenin yabancılaşması” finalinde okumuştuk, “İnönü, sürekli olarak halktan korkarak yaşıyor”. Kurtuluş Savaşı’nın ilk faslında cephe gerisine doğru yürüyen bir subay grubunu gördüğünde ayaküstü konuşurken, her tarafta düşman kaynadığını belirttikten sonra, millete karşı da dikkatli olmalarını tembih ediyor. Çünkü millet, düşmanlarıymış. Muhtemelen bu korku, psikolojik bir önsezi olmalıydı.      

Zira Devlet-i Aliye’nin başına ne gelmişse, bürokrasi ihanetinin eseriydi. İhanet ise, gelir bölüşümündeki dengesizlik ve adaletsizlik..

Evvela 1853 Osmanlı İngiliz Ticaret Anlaşmasıyla ekonominin çöküşü. Ardından İttihat ve Terakki’nin yeni baştan ekonomiyi Türkleştirici devletçilik fiyaskosu. Ahali, Kurtuluş hareketini destekliyorsa da, ulu orta köylerine uğrayan askerlerin, köylünün beslenme kaynaklarını kurutmasından duyulan rahatsızlık vs. derken, cumhuriyet ve kısa süreli liberalizmin sonrası yine CHP’nin başarısız devletçi politikasının yarattığı yoksulluk..

İnönü, topraksız köylüyü düşünür, tarımda verimi arttırmak için toprak dağıtımına kalkışır. CHP’de ne kadar toprak ağası mebus varsa, zaten başka da parti yok, bunlar, istifa ederek Demokrat Parti’yi kurarlar. Yeter söz milletindir.” Köylüye toprak dağıtımından vazgeçilerek, Türkçe ezana da son verilir.

İnönü, bu hallerin başına geleceğini hissediyor olmalıydı ki, daha savaş zamanında subaylarına, halka karşı temkinli davranma öğüdünü veriyordu..

1858’de toprak üzerinde mülkiyet hakkı tesis edilir. Birinci devre toprak dağıtımında Osmanlının bürokrat, eşraf, asker, ağa ve ulema takımları miri toprakları kendi mülkiyetlerine alarak paylaşırlar. Bunların pek çoğu da Cumhuriyet Türkiyesine toprak ağası olarak intikal eder. İkinci fasıl toprak kapışması da Kurtuluş Savaşı sonrasında kapan kapanın elinde gider. Cumhuriyet döneminin hakim güçleri, köyleri, üzerinde yaşayan köylüleriyle birlikte sahiplendiklerinde, köylerinin sayılarını yüzlere kadar yükseltmekle gururlanırlar..      

İmana gelme konusunda ağalar ve zenginlerin Peygamberimize karşı düşmanlıkları, Allah’a inançtan evvel, elin yoksul fukaralarıyla bir hizaya getirilme korkusuydu. Şan, şeref ve gururdan olma kaybı. Bu korku ve ürperti, halen günümüzde de geçerlidir.

Çalıştığı bir müessesede öğrendiklerinden faydalanarak aynı malı üretim amacıyla bir işyeri açmak, kanunen yasaktır. Çünkü kanunlarımız emekten ziyade sermayeyi düşünse de, yine de bu yasağın doğru tarafı yok değildir. Amaç, bu yeni üreticiye, kendisini çırak çıkartan ustasına karşı dükkan açıp eski patronunun kazancına el atma hak ve hürriyetini tanımamak..

Emeğin ücretlendirilmesinde de felsefe yine aynıdır. İşçiler yüksek ücret alırlarsa, aralarında ortaklaşarak sermaye biriktirip, patronlarının pazarlama şansına köstek olma ihtimali. Bu bakımdan hükümetler, kimler tarafından kurulup da çekilip çevrilirse çevrilsin, işçilerin ücretleri daima, birikim ihtimalini önleyecek derecede düşük tutulur. Ücretinle doy doyabileceğin kadar, amma para biriktirmeye, sakın ha, kalkışayım deme!.

Bizlere gösterilenlere bakar da okursak, sanırız ki, Erbakan Hocamızın siyaseten infazına gerekçe, laikliğe düşmanlı idi. Ne kadar saçma ve şeytani uyduruk!. Ara sıra itiraf etmeyenler de yok değildi yani. Lakin CHP’li kimi mebusların, “Erbakan’ın boş arazilere attığı temelleri diyerek arabasına moloz yükleyip Meclis’e taşıdıklarını da gördük. Tipik bir terbiyesizlik gösterisiydi bunlar…

Haydi geliniz, bu terbiyesizliğin üzerinde biraz duralım.. 

Arabayla Meclis’e taşınan moloz, güya Erbakan’ın sanayileşme adına millete üfürdüğü afyonlu üfürüklermiş. Oysa bunlar, üretimi hızlandırıcı, bereketi arttırıcı ve ülkeyi de bağımsızlaştırıcı bir faktör, fabrika hazırlıkları. Neticede, istihdama açılınca ücretler yükselecek ve kadınların çalışmasına gerek kalmayacak. Bunun anlamı, zamanında dedelerimizin kullandıkları bel kuşakları şimdi torunlarımızın ellerinde kumbaralara dönüşecekti !..

Daha ne arıyordunuz?..      

27 Mayıs’ın devrim otomobili niye ve kimler tarafından iki metre yol aldıktan sonra bozulup gitti?

Vekâleten ticari kurban kesen yerli yabancı büyük şirketler küçükbaşları ırk, cins ve yaşlarına göre kilo hesabıyla kesiyorlar. Amma karşı çıkamıyorsunuz, gerekçesi laikliğe itiraz..

Bilfarz, on beş kiloluk kıvırcık, 1050 lira. Kesim sonrası et fazla çıkarsa, o fazlalığın çıkarılması, eğer eksik gelirse eksiğin tamamlanması gerekecek. Laik zeminde kilo hesabı dine uygun et ticaretinin bir başka yolu var mıydı?.. 

Eksikler nereden temin edilecek, fazlaları kim alıp götürecek? Puştlara has şeytanlığın daniskası..

Devlet Başkanlarımızın birinci nesil kızları oğulları kendi hesaplarına ticaret hayatına atılıyorlar. Bu vesileyle kazanarak çevrelerini de genişletiyorlar. Kendi sosyal pozisyonlarına uygun nezaket ehli için münasip mevkilerde KAFE türü mekanlarda, “Çay saati, Waffle saati” gibi etkinlikler düzenliyorlar.. 

Alt seviyelerde içerilere doğru esnaf lokantalarıyla mahalle mutfakları açmış olsalar, toplumun daha dip noktalarından geniş kitlelerle tanışmış olunmaz mıydı?.. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Yildiz teskilati

Is bankasi acilen hazineye devredilmeli
  • Yanıtla

Teşekürler sayın atilla bey

chp inönüyü daha iyi tanıma adına güzel bir yazı olmuş teşekürler.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23