--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Yılbaşı, amma nasıldı!..

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Yaşımız itibarıyle, İkinci Meşrutiyet, İT’li günler, Çanakkale savaşları, Sakaryalar, 30 Ağustosları, İstanbul’un İngilizlerce işgaliyle  9 Eylülleri fiilen yaşamadık. Bu kara günlerle ilgili bilgilerimiz, çevremizden naklen edinmedir.  Yavaştan yavaşa fiilen görüp yaşamaya dayalı olanlar kırklı yıllardan başlar. Mesela 1939-45’li yıllarda Bursa’daki bir mescidin, siyaseten kapatılarak kereste deposuna çevrilmiş Bedreddin Camii olduğunu, bahçesinde kovboyculuk oynarken bizzat öğrendiğimiz gibi...

O yıllar, “karartma” yıllarıdır. Pencerelerimiz dışarıya ışık sızdırmaz biçimde siyahi perdelerle sıkıca kapatılır, otomobil farlarından kedi gözü kadarcık ışık salınırken, halkın tek eğlencesi Uzun Dalga Ankara Radyosu olduğundan, yılbaşlarında komşular, radyolu hanelerde toplanarak ya ağlaşırlar ya da hallerine göre gülüşürlerdi...

Günün birinde ütünün fişini prize bağlamak gerekmişti. Bağlarkan ellerim titremiş olacak ki, bağlantı anında uçlarda bir süre ark oluştu. Aynı anda radyonun sesinde de bir çatırdama. Ark çıkarmayı bir daha denediğimde radyoda yine aynı parazitli hal...

Yılbaşı geldiğinde birkaç kapı komşumuz ellerinde portakalları ve kebaplık kestaneleriyle  kapımıza geldiler.  Safiye Ayla,  Müzeyyen Senar ve Hamiyet  Yüceses’leri falan dinleyecekler...

Hanendeler sıra ile mikrofon aldıkça, ben de, çocuksu şeytanlıktan olacak, bir başka odadaki elektrik prizinin başına geçip ‘ark üretimine’ başladım. Sonraları öğrendiğime göre koskoca mahallede hiç kimse  yılbaşıdan keyfince bir şey anlayamamış. Her evde çatur çutur radyo paraziti...

¥

Sırtında, çocukluğun verdiği şeytani masumiyetinin zimmetlisi olduklarında, bu tarzdaki hokkabazlıklarını hatırlayanlar, daha sonraki yıllar sonrasının kendisiyle ilgisi bulunmayan benzer olayların suçluları arasında acaba kendini hayallenmeleri olur mu?

Pek sanmıyorum. Vicdan azabının dürtüklemesi kişinin “Akillenme”siyle başlıyor. Sorumluluklar bebeklikten başlasaydı, açıktan açığa ortaya çıkar ve; 

Şu geçtiğimiz son Yılbaşılı günlerin İstanbul’unu, insanıyla ve ekonomisiyle, hastaları ve ustalarıyla perişan eden elektrik kesintileriyle en ufak bir ilgim ve etkinliğimin bulunmadığını,

Haykırırdım...

Çok yaramaz, ele avuca sığmaz deli dolunun birisiymişim...         

 

 

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle