Yemün satayrummm, yemünnn!..
Her seçim, yeni bir Meclis ve onu denetleyecek bir de İcra Ekibi üretir. Eskileri rafa kaldırılır ve yenilerine yer açılır…
Gazetecilikte de aynen öyledir. Yazarsınız, hiç kimse, özellikle rejimi adına devlet sesini çıkartmaz. Aynı yazı on beş yıl sonra tekrar neşredilirse, dava açmayan savcı kalmaz. Zira, her yazı, her satır ve bütün noktalama işaretleri kendi hukuki zamanaşımı tünelinde yeni bir düşünce veya yorum sayılır. O zaman, evvelsinde suç sayılmayan fikirleriniz için, “Haydi bakalım, ver hesabını şimdi” denilerek, konuşanla yazıp çizenlerin soy ve soplarından başlanır…
Seçimlerin akabinde kadrolaşma ihtirasıyla gerçekleştirilen yeni tayin ve atama lehdarlarını ödüllendirme işlemleri de, bunlara yeni bir “yemünnn” mecburiyeti gerektirir. Eski yeminler raf ömrünü tamamladıkları gerekçesiyle geçerliliğini yitirdiklerınden, eskilerin yerine “yemünnn” kütüklerine yenilerinin kaydı geçirilir…
Doğru ya da yanlış, burada “İçilebilir mayi-i mukadder” anlamında kullandığımız “Yemünnn”, bir söz verme ritüeli olup ibadet gösterisidir. Sorumluluk altına giren görevlinin kendi hür iradesiyle kamu önünde açıkça deklare ettiği ve aslında da, sahteciliği örtülemeye yarayan bir söz verme ritüeli!..
Bir başka anlatımla, sosyeteye kabul edilebilirliğin ön şartı…
Demokratik cumhuriyetlerde, mesela Türkiye’de, hakimiyet, doğrudan halka - millete - ulusa ait bir hak ve imtiyazdır. Seçimler sonucu başak veren yeni kadrolar, milleti temsilen bu “and içme” ve söz vermeli “yemünnn” merasiminde, görevleri sürecince hiçbir baskıya boyun eğmeyeceklerini, açık toplum huzurunda inandıkları tanrılarına deklare ederler. Böyle kabul görür…
•
Merve Kavakçı’daysa, millet-ulus veya halk tarafından bir dönemliğine görevlendirildiği mebusluk vazifesini üstlenirken, hal ve edvarıyla şive ve lehçesinin, noktalı virgülüne varıncaya dek, hece vezni devletçe belirlenmiş politik edebiyata baş eğmeyi insanlık haysiyetiyle uyuşturamayınca,
Leyla Zana ile birlikte, “Yemünnsüz”lüğü “Yemünnncülüğe” tercihe zorlanmışlardı…
•
Her şey, yaradılmışlığın gereği fanidir. Bir tek Hz. Allah Bakidir… Köprülerimiz, binalar ile kaldırımlarımızın da ömürleri, imalatçılarının bizatihi kendi kendilerinin yaratıcısı olmadıkları için, sınırlıdır. Amma Türkiye’nin kaldırımları, “yemüünnn” sistemindeki ayıbından ötürü, dış ülke küffar kaldırımlarına nisbeten daha da kısa ömürlüdür…
Sebebi, “Yemüünnnlerimizdeki” defolar…
Bizim Türkiyeli yerli milletimize hizmet aşkıyla, yarı ithal yarı yerli ara malıyla üretilen kaldırımlarındaki ömür kısalığı, ömür kapanını eline geçirmiş mutlu egemenlerin, milletin donu ve tumanından sonra yeminine de el atmışlığındandır…
Askerler, hukukçular, hükümetçiler, hazinedarlarla muhtarlar, mebuslar ve benzer alanlarda görev yapan ve yapacak olan tüm postallılarla iskarpinliler “Milletin Külliyesinde” toplanmalı ve anlatıvermeli, kendi dilleriyle;
Namus ve şeref kavramından ne anladıklarını…
Böyle yapılmadığındaysa, gelecek nesiller, mumyalar müzesinde saklanan hatıralar albümünü gördüklerinde hep birlikte hayret nidalarını koyverirler, kendi dillerince…
Vay beee, biz neymişiz be abi…


