Veraset vergisi üzerine…
Veraset vergisinin bir diğer adı da intikal vergisidir. Nesnelerin para karşılığı olmaksızın el değişimine tatbik edilen vergi…
Yeme içme, giyim kuşam türünden ıvır zıvıratın, nakit para karşılığı parça bölük bir elden başka ele aktarılması, alış veriş sayılır ve kamu yararına kullanılması kaydıyla bir miktar vergi üretir. Her değiş tokuşun kendi pahasına göre yarattığı bu vergiye, Türkiye’de Katma Değer Vergisi deniliyor…
Zeytinden peynire, çoraptan gömleğe uygulanan bu vergiyi mal ya da hizmetlerin son alıcısı, cebren nakit olarak ödüyor. El değiştirme zincirinin ara halkalarında yer alanlar ise, vergi miktarlarını faturalarında beyan ettiklerinden, faturadan kaçınılması durumunda ödenmesi gereken bu vergiler artık değer misali aradaki kademelerin kasalarında birikip, haksız servete dönüşür…
Katma Değer Vergisi, ticari ana vergiye bağlı bir kuyruk vergisidir. Kuyruktan artık değer tırtıklamanın yol ve usulünü bilenler, ana vergileri de boş bırakmazlar.
Kamu yönetiminde karar yetkisine sahip rical, bu oyunları önleyici tedbirleri bilerek ya da ihmalen almadığında, zenginlerle fakirlerin arasındaki fark tehlikeli biçimde büyür…
Bu tehlikeye karşı alınacak tek çare, toplam servetin, oturup bütün topluma kelle başı ihtiyacına göre yeniden dağıtılmasıdır…
Bu nasıl olur?…
•
Liberal muhafazakâr sistemle birlikte muhafazakar demokratlar da bu devrime karşı çıkarlar. Ayrıca, her devletin vergi sistemi de birbirlerine benzer. Toprağın verimliliği, yer altı servetlerinin niteliği, coğrafi ve jeolojik konumu ufak tefek farklılık arzetse de, vergi nisbetleri dışında birbirlerinin tıpkıları gibidir. Bu benzerlikten ya da demokrasinin hak ve hürriyetler rejiminden olsa gerek, hiçbir toplum gelir dağılımını dengeli bir çizgiye çekememiştir…
Veraset vergisi, işte tam bu kertede çapa olarak kullanıldığında, işe yarar, umulur ki yarayacaktır…
•
Genel vergi hasılatının gelir dağılımını dengeleyemediği hallerde, yani, milli gelirin adil paylaşılamamasında “veraset vergisine”; ibadet oluşunun dışında zekâtın sosyal hayattaki işlevini dikkate alarak, vergi mükelleflerinin halktan kaçırdıkları haklarını sahiplerine ödeyici bir fonksiyon atfedilemez mi?
Yönetici yetkili, Müslümandır, hem de şeriata meftun bir Müslüman. Lakin yönetim sistemi, demokrasiye kilitlenmiş. Bu formatta din, Allah ile kulu arasında deruni bir ilişkiye dönüşüyor, cebren dönüştürülüyor. Dinin, eğitici ve öğreticiliği yok sayılıyor.
Bundan ötürü, zekâta böyle bir fonksiyon yüklenemeyince, edası da, mükellefin perakende şahsi tercihlerine göre yapılıyor. Bu haldeyse, genel anlamıyla gelir dengesizliği sür git devam ediyor…
Zekât ibadetinizi yerine getiriyorsunuz amma, tek tek fertlerin perakende hassasiyetleri problemin hangi gediğini kapatıyor?...
Bu bağlamda veraset vergisine de, ibadet oluşun ötesinde zekâtın üstlendiği içtimai faydayı dilimize sakız etmemize rağmen uygulayamadığımız sosyal işlevine benzer bir fonksiyon yüklenemez mi?...
•
Ali Ağaoğlu’nun iki evladı ve bir de damadı birleşerek, babalarına sekiz milyonluk Rolls-Roys marka dünya pahalısı bir otomobil almışlar, babalar günü hediyesi olarak…
Ali Ağaoğlu yarın ölecek. Bilfarz milyar dolarlık serveti dört murise pay edilecek. Vergi oranı devede kulak. Mirası paylaşanlara bu çaptaki bir vergi, öksürük ifrazatı gibisinden kabak çekirdekli bir eğlence…
Hafta ya da ay veya sene boyunca yetmiş tane Ali Ağaoğlu’nun ölüp gittiğini düşünün. Her birinin Ali beyi sollayıp geçen servetleri hemen hemen aynı sayıdaki murislerine taksim edilmesine rağmen, toplumun alt tabakalarına damlası dahi düşmeyecektir. Çünkü vergi oranları nedir ki?. Bu itibarla, gelir dağılım şemasında olumlu bir değişiklik de asla görülemeyecek…
•
Düşününüz, veraset vergi oranlarını yüzde onlar yirmiler seviyesinden aşağıdan yukarıya doğru kademeli olarak yüzde kırk ve altmışlara doğru yükseltmişsiniz. Mevcut ağaoğulları teker teker ve de kısa aralıklarda ölüp gittiklerinde, maliyenin kasalarına dökülecek vergi akışının debisi ne olur!…
Bunun ötesinde iş, devlet erkânına kalır. Bakanlar, Başbakanlar, mebuslarla bürokratlara ve son tahlilde de devlet başkanlarına…
AKP’nin bu devrime hoş bakmayacağı aşikâr. Çünkü liberal demokrat. CHP ise, bir cehalet eseri olarak eskilerin yanlışlıkla yapıştırdığı solculuk etiketini üzerinden koparıp atacağına ne şüphe!...
Diğer partilerin de yakın çevreleri itibariyle bunlardan farksızlığı, Jules Verne’e, geleceğin yoksullarına matuf umudlarına su sıktırıp, var olan statüye de “sonsuza dek”li uzun ömürler diletecektir…
•
Hani bir söylenti vardır. Zenginin malı yoksulun çenesini yorarmış. Ali Ağaoğlu da bizim çenebazlığımızı hoşgörsünler, dileriz…


