--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Üç yılda 400 lira imiş

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Bakan Müezzinoğlu, en sonunda emeklilerin banka cevizini, taam edilebilir nihai bir noktaya getirmişler. Başbakanımız, bankalar zemininde meseleyi emekli lehine biraz daha zorlayacakmış…

“Devletin bankalara emaneten teslim ettiği emeklinin maaşını kaç gün süreyle kendi hesaplarında işletebiliyor ve mevduatmış gibi kullanabiliyor” meselesi çözüldüğünde, emekliler de muhtemelen ortalama hesapla 3 yılda 400 liralarını alıp açıklarını kapatacaklar…

Bankalar, bilindiği veya duyup işitildiği gibi, kendilerine emaneten bırakılan paralara sahibi tarafından geri alınıncaya kadar geçen süre için, gün hesabıyla ilave teşekkür parası ödüyorlar…

Kapılarına gelip kendilerinden para isteyenlere de para veriyorlar. O paraları alanlar da parayı ceplerinde, kasalarında misafir ettikleri sürece gün hesabıyla bankalara minnettarlık borcunu nakit olarak ödüyorlar…  

Bankaların bu işleri, normal insanların beşeri münasebetlerindeki insani muaşeret kaidelerine hiç benzemez. Aslında parasını güvenlik için emanetçiye veren kişinin hizmet ücreti ödemesi gerekirken, aksine, emanetçi banka para ödüyor, kendisine getirip “saklayasın” diyen sahibine…

Bankalar, kapısına gelerek kendilerinden yardım isteyenlere yaptığı para yardımıyla haliyle sevap işliyor olmalı. Amma ne ters dünyadır ki, bu adamlar, kendi sevaplarını adeta para ile satıyorlar…

İşte bu anormalliklerden olsa gerek, dini imanı işe karıştırmasak dahi, bankalar sektöründeki hediye paralarla yardım satışlarından gelen minnettarlık hasılatına faiz deniliyor…

Tekrarlayalım…

Saklaması için kişilerin bankalara emaneten, devletin de “dağıtasın” diyerek getirip teslim ettikleri para için bankanın da bunlara gün hesabıyla ödediği hediyelere,  faiz deniliyor…

Bunların faiz olmaları için ille de velakin yoğurtlu makarna ile mi servis edilmesi gerekirdi ?... 

İnsan bu işte, yine de merak ediyor faiz denilen şey nedir diye. Biz de meraklandık ve öğrendik, anlatalım…

Faiz, kafesteki maymunun kendisine hediye edilen nesneyi kıçına götürüp ölçtükten sonra eline alarak incelediği şey ne ise, işte o şeymiş…

Yahu, maymun bile “yutması için” verilen, hediye edilen cevizin, kıçını yırtıp yırtmayacağını yutmadan evvel ölçüp biçiyorsa, aklı başında bir emekli de, promosyon cevizlerinin kıç yırtıcılığını ölçüp biçerek öğrenmesi gerecektir…

Öğrenmesi gerekir de, kimlerden öğrenecek bu ceviz denilen faizin ne denli “çetin” olduğunu.

Diyanet fetva verir de “faizdir” derse, bilinmesi gerekir ki, dünyanın sonu gelmiştir. Çünkü Diyanet, hükümete bağımlı bir seri memurundan müteşekkil resmi devlet kurumudur…

Bu durumda sorumluluk, ilim sahiplerine, mollalara ve ilahiyatçılara kalacak…

Helal sertifikası üreten müesseseler de mevcut amma, hükümetle aynı dünya görüşünü benimsemiş kişiler tarafından kurulmuş ve işletiliyor. “Dostluk başka, alışveriş başkadır” diyebilecek kadar bağımsız hareket edebiliyor iseler;

Söz hakkı onların olmalı…

HAMİŞ; Bir okuyucumuz benim safımı anlamakta zorlanıyormuş. Daha açıklayıcı olabilirmişiz…

Bakışlarımda, beğenilerimde, tenkitlerimde geniş açılıyım. Gazete yazıcısı, yönetilenlerin yararına yöneten egemenlerin yanlışlarına kurgulu olmalıdır. Hiç bir kimseci değilim. Olmadığım için, hiç bir tarafa da yalanmam…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle