--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tasarruf ve tüketim dengesi…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Tasarruf ve tüketim, birilerinin sebep ve neticeleri. Aynen, tavuk ve yumurta misali…

Bir malı tüketmek için onu üretmen gerek. Aynısı olmayabilir. Ürettiğin farklı bir şeyse, onu satar parasıyla istediğini alırsın. Amma üretiminle tüketiminde haddini aşmayacaksın. Had aşıldığında krizler tepende patlar...

Gelelim, tepesinde krizler patlamış halen faal bir ülkeye…

Türkiye, şu anda ticari ve iktisadi hacmi küçük, fakir bir ülke. Büyümesi için harcamalarını kısıp, sağdan soldan da borçlanarak sermaye ediniyor. Yeni fabrikalar kurarak işsizlere iş imkânı sağlayacak. Bunları yapar da tasarrufa daha hırslı bir şekilde devam ederse, yani mallarını satamazsa elinde kalır. Bir kriz doğar ki, adına da tüketim krizi denilir…

Bu krize toslamamak için ürettiklerini satarak ya da kendin satın alarak tüketeceksin. Tasarruf hırsından azıcık da olsun çözüleceksin ki, meydana getirdiğin istihdam hacmi ufalmadan devam etsin. Buna da istikrar denilir ve “tam istihdamla” iyi kötü yakındır…

Ne var ki Türkiye’de istikrarla tam istihdam halleri on yıllardır yok edilmiş. Tek partili yılların kendi kendine yeterliliği, resmi ideolojinin, geçmişi inkâr politikasıyla öfkelendirdiği muhafazakâr vasat halkın iktidara getirdiği DP’nin liberal kalkınma politikasıyla yok edilmiş… 

Bu politikayla Hazinedeki sınırlı sermaye ile fabrikalaşma çağı açılınca, yabancının tüketim malları burada üretilmeye başlar. Anadolu içlerindeki has şekerli gazoz, köy bakkallarında mısır şuruplu Coca Cola olup çıkmış…

Yabancının emperyal sermayesi Türkiye’deki bu gelişmeden memnundur. Nakit borçlandırarak, buralarda fabrikalarını kurarak Türk liberalizminin kalkınma seferberliğini destekler. Hayatı kolaylaştırıcı ve ferahlatıcı her ne üretiliyor ise, sıra gelir bunların satılmasına ki, tüketim krizine toslanılmasın…

Liberal kalkınmada üretim maliyetleri yüksektir dışarıya satamazsın. Üreticiler, sendikacılar ve hükümetler aralarında anlaşarak işçi ücretlerini yüksek tutarlar. KİT’lerde yüz kişinin yapacağı işe ikiyüz üçyüz kişi yerleştirildiğinde, dahilde her ne üretilmişse yerli halktan müşterisini bulmuştur…

Kalkınma ve iktisadi modernleşmenin ana ham maddesi dövizdir. Döviz bütçesi ise, sürekli açık veriyor. Bu açıklar içerideki siyasi istikrarı bozar. Darbeler, anarşi, politik ahlaksızlık, maaş ve ücretlerde yoksullaştırmalar fayda vermeyince, sadre şifa niyetiyle;

Demirel’in meşhur 24 Ocak kararları ve ardından 12 Eylül Kenan Paşa ve 28 Şubat baskılarıyla özelleştirme fırtınası…

xxxxxxx

AKP, işte böyle bir yapıyı devraldı. Amma ne çare, yerli imalatta maliyetler yine hâlâ ithal fiyatlarının üzerinde. On yılda elde edilen ÖZELLEŞTİRME KAZANCI, önceki hükümetlerin 25 yıllık özelleştirme gelirlerini ikiye üçe katlama başarısını gösterir. İktisadi mucize yaratılmıştır. AKP hükümetleri döneminde ihracat hacmi büyüdüğünden, içeride üretilen yerli mamuller de dahilden müşterisini bulmuştur…

Şimdi bakınız ekranlardaki dizilere. Yerli hayat seviyesi, refah ve konfor bakımından Batı’nın refah devletlerindeki sosyal hayat seviyesini kıskandıracak derecede kat ve kat üzerinde…

Ne büyük bir başarı ve mutluluk…

Bu seviyemizi muhafaza etmek ve yoksullukla yoksunluk çukuruna düşmemek için tasarruftan sapmamamız gerekiyor…

Saparsak ne olur?…

Özelleştirme yoluyla dışarıya satarak PARA KAZANDIRACAK BAŞKA BİR MALIMIZ KALMADIĞI için bu kez, tekil kule veya topluca site denilen mahallelerin isimlerini bile şimdiden gâvurlaştırdığımız kutsal topraklarımızı, halen şimdilerde de yapıyor olduğumuz gibi, can havliyle yabancının pazarlarına sürmek zorunda kalırız…  

Osmanlı’nın eski tokgözlü mütevekkil Müslümanları kazma kürekle imece usulü inşa ettikleri kaldırımlarına evladiyelik raf ömrü biçmişler.. Batı’nın çağdaş zengin Hristiyanlarının teknoloji ürünü kaldırımları da, evladiyelik…

Türkiye’nin çağdaş liberal muhafazakârlarıysa, kamu parasıyla ürettikleri süslü kaldırımlara raf ömrü olarak bir iki yılı yeterli buluyorlar…

İstanbul’da Fatih Belediyesi’nin Eminönü Belediyesi’nden devraldığı Yeni Cami ve Mısır Çarşısı meydanları onbeş yıldır sürekli sökülüp kuruluyor, yıkılıp yenileştiriliyor…

Ben utanarak kalaylıyorum. Sizleri bilmem…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle