--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Tarihten sahifeler” Kimlerin utancı…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

27 Mayıs’ın 61 anayasası, İzmir İktisat Kongresi’nin birinci nesil lehdarları nezdinde, Türkiye’ye bol  geliyordu. Bunlara göre, bolluktan yüz bulanlar gemi azıya aldılar ve memlekette huzur ve istikrarı boğuntuya getirdiler…

Ne yapmalıydı?...

Çevreden   merkeze yönelerek, huzur bozucuların yüz buldukları sebeplere eğilip zemindeki pislikleri temizlemek…

Anayasanın özgürlükçü, hürriyetperver ve liberalist niteliğine son verici tesviye ameliyesine başlamak. En doğrusu, Kemalizmin  Cumhuriyetçilerine bol gelen anayasayı, kökten değiştirmek…

27 mayısla, 27 mayısçıların, ya da her boydan Atatürkçülerin, 27 mayıs Atatürkçülüğüyle  “tuu kaka”lı tepişmelerine bir kaç örnek…

“Disiplinli ekonomiyi yürütebilmek için belki anayasamızda gerekli tadilleri yapmak gerekebilir. Ekonomik açıdan geri kalmış bir ülkeyiz. Fakat 1961 anayasamız, Batı Avrupa’nın birçok ülkelerine model olacak ilerilikte kaleme alınmıştır. Eğer bunda ekonomik gelişmemizi aksatan bazı maddeler varsa, bunları cesaretle ele alıp tadil etmeliyiz”…

Şuna inanınız ki, her şeyin fazlası zarardır.  Fazla fakirlik nasıl zararlıysa, fazla zenginlik de insanların rahat ve huzurunu kaçırır. “Fazla para zarar getirir mi ?” diye soruyorsunuz. Fakat fala zenginlere sorun onu. Rahat olmadıklarını söyleyecekler. Fazla yemek, fazla içki, fazla eğlence, fazla sıcak ve soğuk, velhasıl haddinden fazla olan güzel şeyler de zararlıdır. O halde kararını bulmak zorundayız. Eğer rahat etmek istiyorsak, eğer 12 Eylül’den evvelki dönemi yaşamak istemiyorsak, bu kararı bulmak zorundayız. Onun içindir ki baraj sistemini koyduk. Yüzde 10 barajını aşamayan partiler milletvekili çıkaramıyacaktır…

Bugün gittiğimiz Azap köyünde “Atamdan sonra hoş geldin” pankartıyla karşılandık. Meğer Atatürk de 1924 depremi sonrasında bu köye gelmiş. Biraz sonra, sonradan adının Feramuz dede olduğunu öğrendiğim yaşlı bir vatandaş bana doğru geldi ve Atatürk’ün buraya geldiğinde ayak bastığı yere ait bir torba toprağı hediye etmek istediğini söyledi. Elinde de bir torba var. Aldım, amma yüzüne bakıp sordum.

- “Doğru mu söylüyorsun? bu Atatürk’ün bastığı toprak mı?

-  “Ölümü gör ki o toprak, iki gözüm aksın. Atatürk bu toprağa basmış” dedi. Tabii sütüne havale ettim...

Eğer doğruysa, 

TARİHİ DEĞERİ BÜYÜKTÜR…

Bir süredir bu çayda radyasyon lafları çıktı, aldı yürüdü. Bana öyle geliyor ki, memlekette panik çıkartmak için yapılıyor bu mübalağa. Vatandaşları teskin etmek için kısa bir  demeç verdim:

Ben radyasyona madrasyona aldırmam. Bizim vücudumuz öyle şeylere alışıktır..”. dedim. Eşkiyaya fırsat vermemek lazım…

Nereden saldıracaklarını şaşırdılar. Bir, beni Müslümanlara kıyım yapmakla; bir de, şeriatçılara taviz vermekle suçluyorlar. Demek ki, tarafsız davranıyorum. Son olarak  Antalya’daki “şişe kaldırtma” hikayesini doladılar. Bugün Ali, Basın Müşavirliğinden bir açıklama yayınlattı:

Sayın Cumhurbaşkanımızın Antalya’da bir turistik tesisi açarken “Ramazan’da masada rakı bulunmasın” uyarısını yaptığı şeklindeki değerlendirmenin eksik ilgilerden kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Bütün konuşmalarında dinin gereklerini yerine getirmekte her vatandaşın özgür olduğunu savunan sayın Cumhurbaşkanımız, bu anlamda bir uyarıda bulunmamıştır. Sadece, masaya “kapağı açılmadan konan büyük rakı şişelerinin kaldırılarak” içki içmek isteyenlere başka kaplardan sunulmasının estetik bakımdan daha doğru olacağı uyarısında bulunmuşlardır”…

Müttefiklerimizin de, ordumuz ve milletimiz gibi acilen müdahale beklediklerinin sinyalleri açık açık gelmeye başladı. Dün Brüksel’deki NATO Askeri Komitesi toplantısında General Rogers, Türkiye’deki kargaşa konusunda Türk ordusunun ne yapmayı düşündüğünü sormuş. Aynı toplantıda Amerikan Genel Kurmay Başkanı da beni sıkıştırdı. Aşağı yukarı aynı şeyi sorarak, “Aylardır bir Cumhurbaşkanını seçemedi politikacılarınız”. dedi. Anlaşılan bunlar aralarında konuşmuşlar. Canım çok sıkıldı ve o sıkıntıyla, bugün Yeşilköy’de TV’ye demeç verdim.

Neden Cumhurbaşkanı seçemiyorsunuz diye sordular. Galiba bizde seçilebilecek adam yok da ondan, dedim” diye şakaya vurarak içimi döktüm…

Demokrasi mi, yoksa Türkiye mi” sorusu kapıya geldiğinde, 

Demokrasi gider”…    

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle