--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Suç, ölenlerin statülerinde...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

“Manisa’nın Gölmarmara ilçesinde tarım işçilerini taşıyan açık kasa SÜT kamyonu ile TIR’ın çarpışması sonucu 15 kişi öldü, 2 kişi de yaralandı”.  Akit gazetesi bu haberine diğerlerinden farklı olarak bir de şunu eklemişti...

“TBMM Tarım İşçilerinin Sorunlarını Araştırma Komisyonu, 3 ay önce tamamladığı raporunda, göç dönemlerinde tren seferlerinin artırılması, işçilerin daha ucuz ve güvenli olan tren yolculuklarına yönlendirilmeleri ile uzun mesafelerde araç kasalarında yolcu taşınmasının yasaklanmasını önermişti”...  

Şimdi, şu iki tesbite bir göz atıp, konumuza geçelim...                                 

İş kazalarında en fazla can kaybının görüldüğü ülke, Türkiye...

Bilgisayar oyunlarına tutku derecesindeki bağlılıktan ötürü, bu oyunlar uğruna insanların en fazla zaman harcadıkları ülke, Türkiye...

Padişahlık kaldırıldı ve hilafet de ilga edildi. Kemalist devrim, kendini garantiye almak için yerini aldığı rejimin meşrulaştırıcı tüm değerlerini sıfırlayacaktı. Tıpkı, seçimle iş başına gelen iktidarların bir öncekinden kalma yerleşiklerin yerine kendi kadrosunu kurması gibi...

Türk tarihini Osmanlı ve Selçuklu teressübatından arındırılarak (!), milletin mürebbiliği de, Tanzimattan bu yana Osmanlı aydınlarının tüm insanlığa şamil evrensel aklın temsilciliğini üstlenmiş, Halk Partisi’nin eline teslim edildi.

Halkın eğitimi, terbiyesi, yetiştirilmesi, gerektiğinde ceza ile tecziye edilmesinde akıl neyi emrediyorsa, o yerine getirilecekti. Ve öyle de yapıldı...

Demokrasi, söylemde yoksullar ve baskı altında tutulanlar için onlar tarafından kontrol edilen bir yönetim tarzı olsa da, Kemalist devrim hükümeti, yerini aldığı rejimi Osmanlı ve Selçuklu teressübatından temizleme ameliyesinde, demokrasiyi de unutmadı.

Mürebbiyemiz, eskinin izlerini temizlerken dilden kılık kıyafete, musikiden yeni dinin ibadet ritüellerinin şekillendirilmesine, mutfak kültüründen sofra adabına kadar alt ve üst yapılarımızdaki tüm değerleri, aklın ve ilmin mürşitliğinde yeni baştan düzenlerken, düzenleyici bürokrasi sandı ki, bu yeni baştan şekilleme projesi, makam odalarındaki evrak dolaplarının çekmecelerinde el sürülmeden ömr-ü billah muhafaza edilecek...

28 Şubat’a bin yıllık ömür biçenler de, buradan anlaşılıyor ki,  kökten yanılmışlar...

Ne var ki devrim, İttihat ve Terakki kökenli Osmanlı bürokratları tarafından kotarıldığından devlet, toprağın vakıf mülkü haline getirilmesi durumunda dahi, onları kontrolden hiçbir zaman vazgeçmemiş. Osmanlı’nın sadece toprağı değil, köylü emeğini de kontrol eden sola açık devletçi kanatlarıyla, merkeze en uzaklardaki köy ve köylü taifesini de himayesi altına almış...

Cumhuriyet devrimi neticede bir sınıf hareketi olduğundan, Osmanlı’nın üst sınıf bürokratlarıyla birlikte yeni Cumhuriyet’in İzmir İktisat Kongresinde hayat bulan piyasa aktörleri, köylüye kuru tarafından bir  efendimiz” payesini vermekle vicdani rahatlığa kavuşmayı tercihlemiş...

Sık aralıklarla tekrarlanan buna benzer vicdani rahatlama seanslarından birisi de, Akit gazetesinin söz konusu haberindeki şu paragrafta yer alıyor...

“TBMM Tarım İşçilerinin Sorunlarını Araştırma Komisyonu, 3 ay önce tamamladığı raporunda, göç dönemlerinde tren seferlerinin artırılması, işçilerin daha ucuz ve güvenli olan tren yolculuklarına yönlendirilmeleri ile uzun mesafelerde araç kasalarında yolcu taşınmasının yasaklanmasını önermişti”...

Ne oldu ?...

Soma faciasındaki kaza katliamında ölenlerin feryad-ı figan giden yakınlarıyla, asma yaprağı toplamaya giderken balık istifi yerleştirildikleri kamyon kasasında hayatlarını verenlerin yakınlarına bakıyorsunuz, ayni sınıftan. Cumhuriyet devrimini kotaran son dönem Osmanlı bürokratlarıyla  Cumhuriyetin devlet imalatından Aferist aristokrasisi ise, statülerindeki üstünlüğü, doğuştan ve apayrı bir sınıfın temsilcileri... 

Şimdi bu yazımız için diyecekler ki, ‘Cumhuriyet’i atalım Padişahlığı geri getirelim’. İstiyoruz...

Halil İnalcık’ın Osmanlı İmparatorluğu toplum ve ekonomi” isimli kitabından bir paragraf ile karşılık verelim...

“Gerçek durumları incelemek için, az kullanılmış olmakla beraber elimizde tahrir defterleri gibi zengin ve ayrıntılı bir kaynak var. Bu da köy kadı sicilleri ve terekeleridir... İmparatorluk merkezi idaresi ile küçük köylü arasında bir güven ve bunu ifade eden imparatorluk adalet ideolojisi ortaya çıkmıştır. Bu ideoloji sayesinde Tuna üzerinde Sırp çiftçisi veya Amasya köyündeki Türk köylüsü, yersel haksızlıklara karşı daima Çarigrad’da, Dersaadet’te oturan padişahın himayesini aramıştır.

Manisa ve Soma’nın şahsında Türkiye’mize gelelim... 

Bizimkilerin hamisiyse, ölenlerin geride bıraktıkları öksüzlerine onsekiz yaşına kadar ayda dörtyüz liralık sus payı hediyesi...   

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle