--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sonsuz dişli…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Halıcıoğlu-Eyüp-Sütlüce olmak üzere üç noktaya yayılmış okulumuzdan mezuniyet sonrası torbadan görev yeri olarak Diyarbakır’ı çekmiştik. 5 Ocak 1953 günü vazifeye başladık…

Henüz yaşımız tutmuyormuş. Hilal-i Ahmer yararına tam dört ay bila ücret çalıştıktan sonra, 20 liralık asli maaş karşılığı bordroda listeye alındık…

20 Asli’nin karşılığı 147 lira idi. Bekarlığımızdan ötürü beş lirası bekarlık vergisi olarak kesilecekti. 3 yıl sonunda 162 liraya yükselmişti maaşımız. Üç sene de böyle geçti. Devrisi üç yıllık süredeyse 178 liralardan devam etti ve bugünlere geldik…

Bu arada bir küsur yılımız da Kore’de geçmişti…

Vazifedeki yedi-sekiz yıllık ilk dönemlerimizde olur olmaz gerekçelerle maaşlarımıza eklemeler, ilaveler ve desteklemeler yapılsın, hiç vaki olmamıştı. Cebimizdeki liraların ekmek karşısındaki gücü kuvveti ne idiyse, limon portakal, entari fistan ve soğan sarmısak karşısında da hep ayni idi. Zaman zaman zayıflayıp kuvvetten düşüyor idiyse de, onların da sebebi, iklim şartları ve toprağın verim gücündeki devri dalgalanmalardı…

Hz. Allah, bidayette Bayar Menderes ekibine uzattığı yardım edici, destekleyici elini her ne sebeptense biraz geriye çekmeye başladı. Hikmetinden sual olunmaz, sanırız şundan olacaktı:

Demokrat Partisi’nin, İttihat ve Terakki’den beri süregelen devlet benim baskısından çekip çıkardığı halk, sudan çıkmış balık misali, hiç düşünmeksizin israf yoluna sapıvermişti. Yönetim de, halktaki bu kafa yemişlikten istifadeyle halkın tüketim isteklerine karşı dalkavukça “ Emriniz olur evet efendim” politikasına sapınca, bütçe başladı, eşyanın tabiatı gereği, açık vermeye. Bu açıkların kapatılabilmesi için hükümet, mecburen devalüasyona yöneldi…

Bundan sonra ne don kaldı ne fanila, ne sinema kaldı ne de tiyatro biletleri, üç beş yıl evvelinden farklı olmasın… 

Otuz kırk yıldır hükümetler, Ecevitlisi olsun Demirellisi olsun hemen hepsi, eski domates ile yeni mahsul domatesin arasındaki farkı, şu-bu gibi, dalkavukça isimlendirdikleri makul gerekçelere bağladılar. Ara sıra dar gelirlinin gönlünü alma politikası gereği, maaş ve ücretlere enflasyon farkı, usul ittihaz edildi…

Hükümetlerin, hangi tarakla taranıyormuş olurlarsa olsunlar, hepsi de enflasyonun alıp götürdükleriyle, bir evvelki yılda geçen zamanın maaş ve ücretlerden törpülediklerini takviye amacıyla ekleme ve iyileştirmeler yaptılar. Bu destekler faydalı olmuyordu da değildi…

Gel velakin, milletin tüketim damarları kapitalizmin çeşitli sektörlerinin kolektif işbirliğiyle bir kere iğdiş edilmişti. Hükümetler, Yapılması gerekeni yapmadılar, milleti tasarrufa davet etmediler. Kendileri de israfçılıkta millete örnek oldular. Tasarruf lafzı, lafta kaldı…

Biliyorlar ki, bu amaçla hükümetler, “Ey ahali……” diyerek tasarrufa başladıkları anda, Müsiad ve Tüsiad gibisinden çeşitli siadlar tarafından salla sırt edileceklerdi!…

Böyle olunca da, başka çıkar yolu yoktu bu işlerin, Ne yapacaklardı yani?..

Maaşlara zam, vergilere ayarlama, paradaki deliklere yama, damga vergisini bir iki parmak aşağı alma gibisinden, tarihin tekerrürünü sonsuz dişliye alıp, bu model gidişatı sürgit devam ettirmeyi, yeğ tuttular…

Her neyse, olmuş bitmişin davası olmaz demişler. Yapılan şu vergi zamlarına gerekçe, savunma giderlerindeki artışlar. MKE eliyle Ankaragücü futbol kulübüne Hazine’nin 2.500.000 liralık moral desteğinin 700.000 lira olduğu düzeltmesi yapıldı. Demek ki zam hasılatının 700.000 lirası daha şimdiden amaç dışının yeşil sahalarına akıtılmış olacak…    

Gidişat şöyle gibi.

Güle oynaya geleceğimizi birlikte eritip, bitirip tüketiyoruz. Torunlar, tombaklar ve bayraklar, ne olurlarsa olsunlar…

Ne devlet borçsuz, ne şirketler ve ne de millet… 

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle