--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Saray edebiyatı…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

 

Son birkaç yıldır politikacının ağzından düşürmediği bir kelime, bir kavram, “Saray”

Saray aşkı, aslına bakılacak olursa görülür ve denilebilir ki, bizim milletin tek tutkusudur, “saray” da saray”

Bu tutku değil midir, Fransız jandarmasını, müstakil ve bağımsız koskoca bir Osmanlı Devleti’nin kendi vatan topraklarında tütün yetiştiren köylüsünün peşine taktırıp, onları içeriye aldırtan ?

Fransız Regie idaresinin asker sivil jandarmaları, Regie’den habersiz tütün tarımıyla uğraşan Osmanlı köylüsünü cezalandırırken, Devlet-i Aliye’nin asker sivil bürokrasisi, Boğaz kıyılarını saraylarla donatır…

Devletin dışarıdan olduğu kadar yabancının içerdeki  acentesi olan Galata tefecilerinden aldığı faizli krediler, bürokratlar eliyle birer inci tanesine dönüşerek Boğaz kıyılarına sırayla dizilir…

Duyun-u Umumiye’nin  silahlı tahsildarları da, koskoca Osmanlı Devleti’nin saraylaşma aşkına kurban giden vergi gelirlerinden, kendi devletlerinin payını ayrıştırmaya çalışır…

Halk arasında “kan çekmesi” tabir edilir. Küçükler, aynı kandan olduklarından, ağabey ve ablalarına simaen benzemeleri bir yana, huyu, suyu itibariyle de benzermişler…

“Abisi değil mi, kanı çekmiş aferim kendisine. Atladı ateşin içine çekip çıkarıp kurtardı kardeşini yangından” gibi, mesela…

Osmanlı insanı da, Türkiyeli insanla aynı kanı taşıyor. Çekecek tabii. Nitekim çekmiş ki, simitli çayhanelerin adını çıkarmışlar “Simit Saraylarına”… Orkestra takımında bir saksafon, bir iki gitarist ile  muhtemelen bir de org, al sana  bir “Düğün sarayı”…

Bursa, Osmangazi Belediyesi’nin salonlu düğün sarayları gibi, mesela…    

Türkiye’nin politikacısı da aynı kandan gelmekte, dolayısıyla onlar da, saraya meftun ve saraylılaşmaya özlem içinde…

Bilhassa büyüyerek iktidar nimetlerinden palazlanmış partilerin eseri, hemen her şehirde belediyelerin demirbaşları arasında yer alan üçer beşer “Kültür sarayları”…

Bakmayın siz, o görkemli binaların, “Kültür Merkezi” diye çağrılmasına. Hepsi birer saray yavrusu…

Bunların isimleri de, resmi küşadında kurdelesini kesen politikacıların ideolojik havasından…

CHP’li kadrolar tarafından yönetilen Şişli Belediyesi’nin kültür sarayı-sarayları var iken, bir tane daha olsun denilmiş. İsim olarak da…

Nazım Hikmet kültür evi… 

AKP’den seçilmişlere emanet Bayrampaşa’da ise Mehmet Akif Ersoy rüzgârları esiyor…

Bağcılar’daki, doğrudan doğruya yalın olarak, Halk Sarayı. İktidar gücünde meydana gelebilecek siyaseten el değişiminin doğuracağı risk ihtimaline karşı, ismi korumaya alınmış tek saray

Nazım Hikmet Kültür Evi, Şişli Belediyesi’nin yeni sarayına yaraşır eşlikte, şahane bir saray yavrusu. Ne var ki, inşasıyla birlikte yakın çevresinde modernize edilen kaldırımların otomobiller için parklaştırılmasına karşı önlem alınmışken; tam karşı kıyıdaki kaldırımlar ise, yoğun trafikte yayaları caddeye inmeye zorlarken, bir de oracıkta yer alan büyük bir özel hastanenin varsıl hastalarına beleşinden, otopark hizmeti sunuyorlar…

Hiç değilse gelir getirici bu kaldırımlar, İSPARK’a kiralansaydı…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle