--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sandık güzellemesi….

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Kılıçdaroğlu erkekçe vaad ediyor. Bu vaadini de diğerlerine yaptığı gibi yeminle tahkimledi mi, bilmiyorum, amma görüp işitip duyuyorsunuz, “Sözüm söz” diyerek erkekliğini sandığa yatırıyor…
Türkiye’de sadece Müslümanlar yaşamıyor. Yılbaşılarımız ve üç gün ileriden beş gün geriden gelen Noellerimiz var. Ayrıca bu bayramları, belki de laikliğin gereği tek kalemde reddedip sadece Cumhuriyet ve 19 Mayıs’la bayram coşkusunu yaşayanlarımız da var…
Kemal bey,  partisinin başkanı sıfatıyla, Atatürk’ün halifesidir, bayram harçlığı dağıtımında vatandaşları dinlerine, inançlarına, felsefi ve ideolojik takıntılarına göre ayırmamalıydı. Amma ne çare, cari akımlara kapıldı ve emekliye bayram harçlığını Ramazan ve Kurban bayramları  ötesine taşımadı.
Kemal beyin seçimleri kaybetmesinin yanında,  yürürlükte olduğunda, TCK’nın da 141 ve 142’lerine göre, işlemiş olacağı sanal suçun teşebbüs safhasında kalacağı için, belki son tahkikatın açılması da suya düşecekti. Ayrıca tüm bu faraziyelere ilaveten sandıktan galip çıksa dahi, laik düzene olan bağlılığından, ikramiyeleri Müslüman emeklinin bizatihi kendisi  istemeyeceğinden, sözünden dönmüşlükten de sıyırmış olacaktı…
Bir taşla iki kuş, ne şans be…

Hükümeti israfçılıkla itham eden edene. Diyanet İşleri Başkanlığına Mercedes tahsisiyle itham piyasası epeyi ateşlenmişti. Oysa Türkiye’de hayata canlılık sağlayan unsurların sayısı beştir, dört değil. Su, hava, israf, güneş ve toprak. Dolayısıyle Mercedes üzerinden Diyanet’e hırlayanlar, dünyada gezip tozabiliyor, sermayesine katkıda bulunabiliyor ve tek kelimeyle yaşayabiliyor iseler, kendilerine bu imkanı sağlayan milletin ve devletin topyekün israfçılığıdır…
İki alana bir de bedava efsunculuğu dururken, Diyanet’e Mercedes nedir ki…
Bakan beyin dediği gibi, gerçekten çerez parası…

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin sosyal tesislerine hele bir yol sabah kahvaltısına gidiniz. Onbir çeşit kahvaltılık ıvırat zıvırat, kendinden bölmeli kapalı plastik paketler içinde ve bir de, normal bir kişinin ancak yarısı kadarını yiyebileceği kocaman beyaz sandviç…
Bunlardan en az yarısının çöpe gidecek olan minik paketçikler halindeki bal, reçel, yağ, kakaolu çokomuko, ve benzerlerini üretip paketleyip satanlar, isterler mi sosyal tesislerde Halil İbrahim Sofrası model alınsın…
İster mi kasaba ve şehirlerimizin aktif müteahhitleri, cadde sokak kaldırımlarının uzun ömürlü olmasını…

Bu seçimlerde kampanya boyunca seyre zorlandığımız orta oyunları, perdeciler, kavuklu ve pişekarlığa heveslenenlerin nefesleri, utanma ve arlanma sınırlarını fersah fersah aştı. Tarafeynin bol keseden savurduğu vaadler, seyredip dinleyenlerde ne akıl bıraktı ne mantık…
Düşünüp taşındıktan sonra, seçimlere iştirak eden bir siyasi partinin meydan cazgırı olsaydım, acaba ahaliyi davet zımmında hazırlayıp seslendireceğim sandık metni herhalde şöyle olurdu…
“Kardeşlerim, sevgili ve kıymetli vatandaşlarım.  Ananızı seviyorsanız oyunuzu bizim partiye verin… Bizim parti sizin babanız değil mi? Ananızı sevindirmek istemez misiniz”….
Biz, ananız için varız. Oyunuzu bize verin…

Merak bu ya, insan paçasını kurtaramıyor meraklarından. Oysa tecessüs de yasak. Lakin bizim merakımız kişilerin hallerine değil de kurallar arası kıyaslamalarda…
Bu itibarla ahmedin domuz yemesiyle süleymanın ölü eti yemesi bizi ilgilendirmiyor. Merakımız, domuz yenilmez de ölü yenilir mi?...
Bizler, her nedense domuza karşı çok titizlik gösteririz de, ölü etinin tadına doyamayız. Rakı ve şaraba karşı da, bayramdan bayrama özel günler havasında kalenderliğe saparız. ‘Bizler’  deyişimize karşı hemen havalanmayın lütfen. Yüzde doksandokuzluk bir ağırlıkla Müslüman yaftası taşıdığımızı gözden ırak tutmayın!...
HDP’nin dönerli Genel Başkanı  domuz eti yemişmiş…
Muhtemelen ‘ölü eti yiyenlerden’ sadır olan bir hikaye olmalı. Hem sonra yemişse yemiş, kime ne?
Aslolan, emanetin eline teslim edilecek adam için ‘ölü eti yememesi’ ilk birinci şart değil mi ?... Zira ‘ölü eti, haram ettir’, kitabımıza göre…
Şu kampanya döneminde Türkiye’de, “eti için” açılmadık taze mezar kalmadı… Bilmiyorum, domuz etinin revaç bulduğu ülkelerde de aynen böyle midir, siyasi ahlak…

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle