Sağlık Bakanlığı’na…
Evvela hikâyeyi senaryolaştıralım…
Bir aile, İstanbul’un Kartal-Pendik dolaylarında ikamet etmekteyken Çekmece-Beylikdüzü tarafına nakli mekan eyler. Sağlık güvenlik kaydını, halen müşterisi göründüğü sağlık ocağından yeni ikamet bölgesindeki aile sağlık merkezine taşımaya pek vakit bulamaz…
Hastalanır. Sosyal güvenceli bir vatandaş olduğundan, devletin resmi sağlık kurumlarından birine başvurur. Durumu akut soğuk algınlığıdır ve haylice kritiktir de. İlgili sağlık personeli kendisine gerekli ihtimamı gösterirler ve tedavisi için gerekenleri eksiksiz yerine getirirler. Reçete edilen ilaçların arasında 1 gramlık sekiz kutu kadar enjektable FORSEF bulunmaktadır…
Forsef’ten bir ampul ilk müracaat ettiği kurumda vurulur ve akşam sabah günde iki ampul tavsiyesiyle hasta evine yollanır…
Akşam faslında çevredeki sağlık ocakları kapalı olduğundan ve resmi devlet hastanelerinin acil servislerine ulaşımın da zorluğundan, kolaylığından ötürü hizmet almak için hemen yakınlardaki bir özel hastanenin acil servisine gidilir…
Bir ampul zerki için 15.00 (onbeş) lira ödenir… Oysa Sağlık Bakanlığı’nın eğitim ve araştırma hastanelerinin acil servisleri, ellerinde reçeteleriyle gelen hastaların enjeksiyon hizmetlerinden ücret talep etmiyorlardı, (geçen yıla kadar)…
Ertesi sabah saat dokuz on sularında sağlık ocaklarının açık olacağı düşüncesiyle hasta vatandaş yakınlarındaki aile sağlık merkezine giderek, Forsef’ini vurdurmak ister. Amma aldığı cevap yıkıcıdır…
“Kaydınız burada değilse yapamayız, kayıtlı olduğunuz sağlık ocağına gideceksiniz ya da özel kurumlara”!…
Hastalanan vatandaşın kaydı kuydu İstanbul Asya’sının en uzaklarında kalan Doğu’sunda. Yeni ikametgahının çevresindeki başvurduğu sağlık ocağı ise, Avrupa İstanbul’unun en batı ucunda. Tek gidişlik yolculuk süresi iki saati aşar. Arada geçecek zaman ile çekilecek yol işkenceleri de caba. Ayrıca, ya da mali durumu buna imkan vermiyorsa vatandaşın !…
Koltuğa oturan müşteri berberine sormuş,
“Beyaz var mı ?”…
Berber de cevaplamış…
“Önüne düştüğünde görürsün…
Eğer haklı, doğru ve bakanlıklardan gelen emir ve talimatlara uygun ise bu vatandaşın hizmet talebinin reddi, anlaşılır ki bu talimatı, genelgeyi çıkaran Ankara’nın büyükleri, özellikle Sağlık Bakanlığı bürokratları, hayatlarında hiç bir gün berber koltuğuna oturmamışlar ve veya kendi can yoldaşlarının tepelerine de “devlet eliyle acımasız bir balyoz darbesi” inmemiş, indirilmemiştir…
Sadede gelelim. Hasta vatandaşın, elindeki ilacıyla birlikte mademki kaydını aldıramadığı eski ikametgahına yakın aile sağlık merkezine gitmesi gerekiyor, bunun yazılı olarak kendisine verilmesini istediğindeyse, devletin sağlık sıhhat sektöründeki resmi görevli bürokratı doktor, onu da veremeyeceği değil, vermeyeceğini bildirerek, devletin sosyal güvenlik şemsiyesi altındaki vatandaşına, “Haydi yallah, çık dışarı!”yı… çekiyor…
Hikâyenin senaryo haline getirilmiş anlatımı bu kadar. Bundan ötesi, hikâyenin yarı resmi, yarı vicdani ve insani platolarda kayda alınarak, yeni Türkiye’nin gelecek nesilleri için günümüzün tarihine not düşürmek…
Tanıyanlarının nezdinde hikâye kahramanlarının kişilik haklarının korunması gerektiğinden, isimlerini mahfuz tutuyorum. Bakanlık, bu ve benzeri yaralara merhem olmak istediğinde tabii başka...
Benzeri yaralardan bir diğeri de mesela, hem de epeyi tanınmış bir başka özel hastanede enjeksiyon ücretinin sekiz buçuk lira olması!…


