Saç...
Koltuğa oturduğunda müşteri, elde makas hazırda bekleyen berbere soruvermiş,
- Beyazlanmış mı ?...
Berber de cevabını yerleştirivermiş,
- Önüne düşünce görürsün…
7 Haziran berberhanesinde koltuktakilerin hepsi kendi karamsar meraklarını çözücü ışık arıyordu. Bazı orijinal çapulculara göre kimisi, dağları ben yarattım havasında esip savuruyor, kimileri de, önüne düştüğünde görürsün renklerini dercesine, ters yönden afra tafra esip savrulmaktaydılar…
Kafalar tıraşlandı, saçlar, müşterilerin diz üstlerindeki örtülerin üzerinde sahipleriyle kucaklaştı ve neticede, müşteriler, Hüseyin Öztürk’ün skalasına göre;
“İradesini Allah için kullananlarla, Allah’ın yerine koydukları başka kişilere iradelerini hibe edenler” olarak iki ana grupta toplandı”.
Bunun kabaca anlamı, Allah (c.c)’ın ilahlığını kabul ederek, O’na inananlarla, inkârcılar biçiminde nisbetleşmek…
Eğer sandık neticelerini bu şekilde yorumlayacak olursak, inkârcıların toplum içindeki nisbi yoğunluğu, bir iki evvelki sandık ölçümlerine göre biraz daha artmış olur…
Oysa sandıklar, toplumun refah, huzur ve güvenliğini sağlayacak idari kadroları, ahlak ve ehliyetlerine göre seçip çıkartma, bulup buluşturma fonksiyonundan öte, ne imani turnusol hizmeti verirler ne de bunlardan böyle bir hizmet beklenir…
Soru şudur…
Adil amma kâfir bir yönetici mi, yoksa Müslüman amma zalim padişah mı ?
Hangisi evladır ?
•
Hükümet seçim kampanyalarında, ilginç bir tesadüf diyelim, Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan’la denk düşen ve halen yürütülmekteki üç büyük projeye yaslanmıştı. Karşıtlarıysa, bunlara şiddetle muhalefet ederek, köprüyü yıkacaklarını, meydan için yapılan hafriyatı dolduracaklarını ve Körfez geçiş yollarını da kapatacaklarını bağıra bağıra oy toplamaya çıkmışlardı…
Önümüzdeki mutasavver erken seçime kadar kurulacak koalisyonların AK Parti’siz olanlarında ortaklar, Hüseyin Öztürk’ün deyimiyle, “kendi hür iradesini Allah’ın yerine koyanların” tercihlerini yansıtacak yetkinin, bırakın asgari ücret üzerinde destursuz salladıkları ölçüde artırıma gitmeyi, evvela, söz verdikleri bu yıkma, kapatma ve doldurma sonrasında IMF ile yakınlaşmayı göze alabilecekler mi bakalım ?…
Öztürk’ün yorumuna göre, Allah için kullanılan iradi tercihin Allah adına koalisyona yansıması durumundaysa, IMF’ye el açma onursuzluğuna düşmemede tek çarenin, bu proje sevdasından vazgeçmek olduğunun idrakine varılacaktır, şüphesiz. Doğru adım, bu kez de hükümetin başını proje bölgelerindeki mülk sahipleriyle derde sokması büyük ihtimal…
Kimileri toprak almış ve pusuya yatmış satış için uygun zamanını bekliyor. Kimi toprak sahipleri de miras yoluyla mülk sahibi olmuşlar. İnsanın ömründe bir kez karşılaşacağını bile hayal edemeyecek olan kara toprağını devlet yatırımıyla altına dönüştürecek bu fırsatı elinden kaçırmasını kim ister ki?
•
Türkiye’de basın birinci kuvvettir. Hükümetten, Meclis’ten ve adaletten de önde gelir ve güçlüdür. 28 Şubat’ı oluşturup askeri darbeye sevkedenin, 12 Eylül faşizminin ve en son 7 Haziran seçim sonuçlarına koalisyon kapısını aralatmasının ateşli gücü basındır ve bu gerçek, hükümetin ileri gelenlerince de belirtilmektedir.
Erdoğan, büyük bir umutla ve dış yatırımcılardan da aldığı destekle başladığı bu projeleri bir şekilde, amma dayatarak, amma suhulet ve güven vericilikle bitirecekti. Bunlardan sarfınazar edilmesini ne yerli ne de yabancı ortaklıklar kolay kolay istemezler. Önlerindeki kösteğin temizlenmesi için bizzat kollarını sıvayacakları da eşyanın tabiatına uygundur…
Mali ve aracı sektörde olduğu gibi basın alanında da yabancılar istedikleri gibi at oynatıyor. Demokrasi ve dünya ile entegrasyon bu hakları vermiş… İnşaat sermayesi, kreditörlerle proje sahalarında toprak sahibi olmuş yatırımcılar ve basının işbirliği, seneye kalmaz yolların açılması için koalisyonun altını üstüne çıkarıverir…
Üzülmeye ve tasalanmaya gerek yok…


