--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Rıhtım!..

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Terör olaylarının yer aldığı mahaller kamu otoritelerince  isimlendirilirken, hayatını verip giden kişilerin, orada  bulunma gerekçelerinin dikkate alınıp alınmadığına  pek bakılmasa da, dikkate alındığı da oluyor.  Zira, bizim ceza hukukumuzda bu önemli ayırgac, sanırım kast veya amaç tabir edilmekte. Beri tarafta da ameller niyetlerine göre değerlendiriliyor…

Gecenin bir nısfında ayaklanan isyancılar köprü methaline gelmişler ve bu fevkaladeliği bir şekilde duyan kişiler de, eli ayağı tutanları isyancılara karşı harekete geçirmişler. Bunlar için, direnişlerinin karşılığını kan ve canlarıyla ödediklerinden, orada bulunmalarındaki kast, gerekçe ve niyet sorgulanmadı, sorgulandırılamazdı da zaten…

Amaç, vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığımız değil miydi?..

Zira vatandaşın gecenin o saatlerinde bir başka maksatla oralarda dolaşması, eşyanın tabiatına aykırı düşerdi.. Bu itibarla devletin ya da kamunun o gece orada hayatından olanlara verdiği isim, sıfat ve ödülün, aynı zamanda köprünün fiziki yapısına da layık görülmesi gerekirdi. Ve öyle de oldu…

Şehitler Tepesi’nde ise niyet ve kast yine aynı mıdır?..

Bu topoğrafik noktaya gelerek orada bir yığın meydana getirenlerin amacı, kastı ve niyeti nedir?..

O noktaya, kot farkıyla daha aşağılara düşen zeminde yapılagelinen futbol müsabakalarını beleşinden seyretme imkanı veren özelliğinden ötürü, bidayette  fonksiyonu ve ismiyle müsemma Beleş  tepesi  denilmiş…

Orada maç seyretmek beleşinden olduğu için, aklı evvel Türk cambazları çok aylar öncesinde başlamışlar orada toplanmaya…

O gün ise beleş tepesinde nizam ve intizamı sağlamak amacıyla emniyet kuvvetleri sevk edilmiş.

Polislerin orada bulunmalarındaki  kast, amaç ve niyet,  kamu görevi…

Bu görevden ötürü kendilerine layık görülerek verilen onur, paye, ödül ve sıfat; kendileri hayattan ayrılırken bulundukları noktayı da, 

‘Şehitler tepesi’ olarak yeniden isimlendiriyor…

Gelelim “Rıhtım” cambazlığına…

Reina, Boğaz kıyısında bir mekan. İskele babalarında modern sürat çatanaları her daim istim üstünde. İstanbul’un hatta Türkiye’nin en kalburüstü eğlence mekanlarından birisi. Mekan, kuruluş ve hizmet gerekçesine göre hamulesini yüklenmiş, içeride yerlilerle yabancılar giden yılın kahrından kurtuluş sevinciyle hop oturup hop kalkarak gelen yeni yılı karşılıyorlar. Enerjiyi ateşleyen de, 

Elbette, ayran değil…

Demokratik hukuk devletlerinde kullanıp kullanmama tercihi kişilerin kendi iradesine bırakılan legal nesneler…

Çalgı, çengi, müskirat vs, vs…

Seçmeye dayalı coşkunun, dünyevi zirvesinin tepesine ulaştığı an, kendisini ırken, iktisaden, fikren veya siyaseten coşkulu Reinalılardan ayıran hastalıklı bir kin küpü, elinde silahlarıyla içerine dalıyor…

Ölenleri öldürüp, kalanları da o halleriyle bırakarak, toz olup gidiyor…

Devletin kamu sağlığı ve selameti adına orada vazifeli kıldığı kahraman polis ile ekmek parası aşkına emeklerini Reina’ya kiralayan mekan çalışanları hariç olmak üzere;

Ölenlerle kalanların o gece orada bulunmalarındaki kast, amaç ve niyet ne idi?..

Şimdi bizim bu yazımızın özünü kavramakta zorlanacak kişiler çıkabilir. Buna benzer bir konuyla ilgili olarak zamanında Atatürk’ün kullandığı bir maymuncukla  yardım edelim…

Atatürk İzmir’e bir gittiğinde valinin Kordon boyundaki evinde tertiplediği bir sofraya konuk edilir. Tam sofraya oturulacağı sırada vali bey perdelerin kapatılmasını ister. Atatürk de buna karşılık şöyle itiraz eder…

“Vali bey, dışarıdaki halk acaba bizim ne yaptığımızı sanıyor. İçki içtiğimizden şüphesi yok. Fakat şimdi masa üstünde kadın da oynattığımızı, kim bilir daha neler yaptığımızı zannedecekler. İçki içmekten başka bir şey yapmadığımızı görmeleri için, perdeleri açtırınız”…

Reina’nın iskelesi için  Şehitler Rıhtımı”nı düşünenler, acaba orda toplananları, fişeklikleri bellerinde Fırat Kanalı’na doğru komando talimi mi yaptıklarını sanıyorlardı?..

Mesela, Ahmet Hakan’lar…

Müslümanlı müslümansız, dinli dinsiz, yerlisi ve yabancılısıyla hiç kimsenin şehitlik kutsalını sulandırmaya hakkı olmamalı…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle