--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“ÖNDER”in defterinden...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Kısa adıyla “(ÖNDER) İmam Hatip Okulları Talebe ve Mezunları Derneği”. Kamu ve özel sektörün benzer alanlarında faaliyet gösteren dostlarıyla beraber bir etkinlik düzenlemişlerdi;

İmam Hatip Liseleri 2. Bilim, Kültür ve Sanat Günleri”.

Birkaç gün oluyor, o günlerde defter kalem ve anahtarlık gibisinden dağıtılan tanıtıcı hizmet araçlarını yenilerde görünce, sohbetimizi bu konuya hasretmeyi istemiştik…

Buyurun efendim…

Semih Akşeker, genç bir mimar imiş., Mimar Turgut Cansever’in talebesi. Günün birinde Unkapanı’nda otobüs içinde tanıştığımızda bana bir kitapçığını lütfetmişlerdi…

Apartmana hayır, betona hayır… 

Bakalım oradaki Cansever Hoca’ya…

 “Her dinin bir hayat görüşü ve varlık tasavvuru vardır. Bunlar bir şekilde mimariyi ve şehirlerin biçimlerini etkilemiştir. Mesela Müslümanların ibadet mekânları olan camiler aydınlık, sade ve ferah iken, Hristiyanların ibadet mekânları kiliseler karanlık, gayri-tabii biçimli ve kasvetlidir. İkisinin de ibadet yapısı olmasına rağmen öyle farklılıklar içermesi iki dinin farklı hayat görüşlerinden kaynaklanmıştır”.

Semih Bey, günümüzün acı gerçeklerinden birine parmak basıyor. Mimaride yoğunlaştığını açıktan açığa görmemize rağmen, fark edemediğimiz şirk tehlikesine… 

“Ev inşaatında ihtiyacın İslami sınırlar dahilinde yeterli görülmeyip bunun yerine büyüklük, yükseklik ve lüks olma gibi kıstaslarla belirlenmesi ve meskenlerin bu kabullerle üretilmesi, şirk düşüncesinin ta kendisidir” diyor…

Binayı tasarlayan mimar, inşaatın sahibi, ruhsatlandırıp denetim görevini üstlenen belediyeler, binaların içinde yaşayacakların havasını, güneşini, düşünmeden topoğrafik yapıyı bozarsa, Semih Bey, bu tavırların şirk olduğunu belirtiyor. 

“Görülmektedir ki” diyerek devamla, “Ev inşası için binlerce senedir ihtiyaç temel faktörünün değişmemesine rağmen, çağımızda öncelikle ihtiyaçtan kaynaklanmayan mesela “prestij, güç gösterisi, tahakküm ve rant için evler ve gökdelen bloklardan oluşan siteler yapılmaktadır”...

Çoğu yerde şirkin bu kanadında yerleşik ve genel anlamda ehl-i şirkten farkı da bulunmayan bir konfora yapışmayı Müslümanlık yönünden kendilerine zul telakki etmeleri gereken üst sınıfları, modalaşan prestij tutkusu,  inşaatçıların, yapabileceklerin en ucundaki en yüksek ve en büyük ürünlerinin peşine düşürüyor…

Sahiplendikleri kulelerinin tepelerine çıkarak aşağılara doğru bir atf-ı nazar ettiklerinde, Hz. Musa’nın tanrısına rastlamanın hazzını kaçırmamak için mi acaba? (Haşaaa)…” Sure-i Kasas Ayet, 38’ler”.

ÖNDER’in, İlim Yayma,  Ensar Vakfı, TÜRGEV, Diyanet Vakfı ve daha üç beş hizmet örgütleriyle birlikte tertipledikleri 2. Bilim, Kültür ve Sanat Günleri etkinlikleri için dağıttığı tanıtıcı not defterinin ön ve arka kapaklarında çoktan var ki, pratiğine de aktarılmış düşündürücü bir mimari tasarım grafiği konulmuş.…

Selimiye Kışlasının biraz küçük ebatlısı görünümünde  çok maksatlı bir bina. Hemen yanında hacmen ve irtifaen devasa bir gökdelen, yanındakiyse Süleymaniye benzeri oldukça yayvan ve altı adet uzun minareli bir cami ile hemen yancağızında da gökleri tırmalayan boyu ile hemen hemen hiç bir uzman mimarın yarışa kalkışamayacağı iki ince gökdelen kule ve gerisinde de her biri diğerlerinden farklı yapıda kuleler…

Tıpkı, günümüzün gerçek İstanbul’u…

Zımmen mimarideki yaşanan şirk realitesini onaylayıp kabul anlamında da, rezidanslar… 

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle