Niğde’ye...
İsmet Bozdağ ile babam, Bayar Menderes kalkışmasının Bursa halkasından iki can arkadaş idiler...
Babam sıradan bir işçi, İsmet Bozdağ da demokratların çıkardığı Hakimiyet gazetesinde kalem gösteren bölgenin üst seviyeden bir politikacısı, aynı zamanda yakın tarih uzmanı...
Beni soracak olursanız, 46 seçimlerine az bir zaman kalmış, demirkıratlığa özencinden ötürü, demokrasi çorbasında tuzu olması dileğiyle Bayar - Menderes hareketine hizmet amacıyla, sokaklarda seyyar Hakimiyet satıcısı. Orta mektep ikinci sınıf talebesi...
Bir bayram günü olsa gerek, İsmet ağabeylere gitmiştik. Bozdağ’lar Yeşil semtinde otururlardı. Tarihi Yeşil Hamamı’nın üst taraflarında konak bozması bir ev. Biz de el öpüp bir yirmibeşlik bayram harçlığımızı alacağız...
Büyükler dereden tepeden ve siyasetten konuşadursunlar, bir ara masanın üzerinde orta büyüklükteki boş bir resim çerçevesi gözüme takılıverdi...
Çerçevede resim yok, boş amma şimdilerin A – 4 ölçülerine denk “eser cedid” dediğimiz parşömen üzerinde daktilo edilmiş uzun bir şiir...
“Uff beee”li hayret nidalarımı koyvermişim gayri ihtiyarı, “Nasıl da yazmış bu koca şiiri İsmet abi!...
•
Yıllar yılları kovaladı.Babamın son günlerine doğru İsmet Bozdağ’ı Galatasaray Tünel civarındaki evinde ziyaret etmiştik. Bu kez de masanın üzerinde bir tuğla, bildiğimiz harman tuğlası. Bir köşesinden hafifçe kırık ve tam göbeğinde de yabancı imalatçının kabartma ismi...
Bursa kapalıçaşı yangınında yerlere saçılan yüzlerce benzerinin bir eşi imiş. Babam, merak saikasıyla yangın bölgesinde yerden alıp İsmet beye götürüyor...
“Bak İsmet, bu tuğla parçası. Menşei itibarıyle ilginç. Bursa da kullanıldığı yer ve işlendiği duvarlardan yerlere saçılmasına yol açan feci felaketin canlı delili...
Ziyaretine gelirken bu günlerimizi hatırlatacak daha münasip bir çam sakızı bulamadım...
Unutma beni”...
•
Aradan yirmi yıl kadar geçmişti, bu kez de İsmet Bozdağ’ı Beşiktaş’taki ikametgahına Metin Hasırcı ile birlikte ziyaretine gitmiştik...
Onlar iki tarihçi muhabeti koyuldular. Bendeniz ise resim yerine şiirle bezenmiş çerçeveyi merak etmiştim....
Meğerleyim Maliye bürokrasisinden Namdar Rahmi Karatay beyin eseriymiş. Kadim CHP döneminde hükümetin vatandaşa karşı yıllarca uyguladığı hizmet politikasını hicvederek, devrin halkla ilişkiler bürokrasisini resmediyormuş...
Efendimiz köylüyü bir yana koyup, ekmeğini suyunu, odununu kömürünü ve selesiyle sepetini yarı fiatıyla desteklediği memurlarını, yani...
•
Beklenen Türk – Rus savaşının sıcak esintilerinin yüzümüzü okşadığı şu günlerde İsmet amcam da nereden geldi, aklıma bilmiyorum. Vardır elbet bunda da bir hikmet...
Fani olduğumuza göre gideceğiz mutlaka. Ölüm hak. Amma istemem şu günlerin gümbürtüsünde pisi pisine gitmek...
Demek istediğimiz, kimselere güvenerek ve kimselerin gazına gelerek savaşa mavaşa kalkışılmasın...
Bir canım var, suyu sıkılmış, müzelik. Emval olarak da pili kurumuş bir kol saatim...
Savaşsa, saatçiler salına cepheye!...
•
Buyurun sizlere Namdar Hayri’den bir saat ayarı...


