--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ne selfie’ymiş yahuuu...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Seyrek yaptığım işlerdendi,  Merkezefendi civarından Mecidiyeköy’e gitmek üzere otobüse bindim. Otomatik vitesli yeni otobüslerin arka sıralarındaki birkaç koltuk diğerlerinden biraz daha yüksekçe olduğundan, çevreyi erkete kolaylığından ötürü, oraları tercih ederdim, oturdum...

Önümdeki koltukta giyim kuşam halinden yoksullar katmanına mensup olduğu belirgin delikanlımsı bir çocuk, elinde de aynalı bir telefon, karıştırıp duruyor. Savaş gemileri, iskambil kağıtları, satır satır yazılar birlerini takip ediyorlar.

Yaşını sordum, ondört imiş, babası işçi. Telefonunun fiyatını sorgulayınca, dedi ki, (altı yediyüz lira gibi)...

Çocuk belki bir yerlerde çıraklık yapıyor. Haftalıklarından biriktirip aldı. Zira çevresindekilerin elinde benzerleri, hatta daha iri ve iyileri bulunduğundan, küçük düşmemek için aynalı bir telefonla paçayı kurtarmak istemiş olabilirdi...

Belki de mektep talebesi. Arkadaşlarının arasında paçayı düzeltmenin telefon sahipliğinden  geçtiğini gördüğünde, ana ve babasından istedi. Onlar da evlatlarının ezilmekten kurtarıcı ilaç olarak telefonu gördüler ve satın alıp oğulcuklarına verdiler...

Tıp dilinde ‘epidemic’ dedikleri bir telefon salgını memleketimizi kırıp geçiriyor. Ben bu salgına “ elektronik bonzai” diyorum. Otobüs ve traleybüs koltuk ve duraklarıyla yaya kaldırımlarında, oturanlarla, sağına soluna bakmaksızın yürüyenlerin büyük bir çoğunluğu, dizkapakla kasıkları arasında irili ufaklı özel yapım yırtıklı eskimtrak kirli pantollar ve ellerinde de, kulaklarıyla irtibatlı aynalı telefonlara kendilerini kaptırmış gençli ihtiyarlı kızlı erkekli insan soyunun Türkiyelileri...

Yürürken birisi beni sağlayıp ya da sollayarak yarım baş aşarak aniden ayaklarımın önünden sağa ya da sola saptıklarında, hemen çelmeyi takıyorum. Onlar sendeleyip tökezlendiklerinde de, hiç vakit geçirmeden;

Yahu kardeşim dikkat etsene, beni de düşürecektin”i bastırdığımda, kafasını öne eğip defolup gidiyorlar.

Benzeri durumlar trafik ışıklarında da aynen meydana geliyor.  Kırmızı yanmış duruyorsun, arkanda da sıralanmışlar.  Yeşil yanar yanmaz anında arkadan bir korna sesi...

Böyle hallerde hemen arabadan iniyor ve kaputu kaldırıp arıza varmış gibi tamir numarasına yatıyorum. Kornalayan,  bassa da küfrü bana, kornalamanın  cezasını  kendisine böyle ödettiriyorum...

Yeni bir ders tekniğini keşfettim. Elindeki aynalı telefonun efsunkar büyüsüne kendini kaptırarak karşı taraftan geleni gördüğümde, sırtımı çevirip geliş çizgisinin bir kaç kulaçlık önünde duracağım. Haliyle  “kküütt” diyerek bodoslama sırtıma çarpacak...

Tabii ders vermem gerekecek. Kadın ve kız ise  eğer,

Aman bacım dikkat et, uyanık ol. Ortalık kapkaççı kaynıyor, aman haa”...

Her neyse, bizim kuşağın ilk mektep talebeliği erken Cumhuriyet döneminde kaldı. O zamanlar bizlere kız oğlan ayırmadan ‘Aile bilgisi’ dersleri verilirdi. Çorap yamatılır, iğneye iplik geçirilmesi öğretilir, bulaşık yıkattırılıp gerektiğinde ütü de yaptırılırdı...

Hocalarımızın öğrettiklerine göre, yamalı gezmek ayıptan sayılmaz, kirli ve yırtık esvapla dolaşmak ise, insan olana yakışmazmış...

Anlaşılan, Türkiye’de insan kalmamış...

İnsansız Türkiye’de şimdi de tutturmuşlar bir “selfie”.

Dilleri eşşek arılarınca sokulasılar... 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle