--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Muallimlik üzerine...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan buyurmuşlar ki; 

“Öğretmenliği ders anlatma ve not verme, öğrenciliği de imtihana girme ve not alma seviyesine indirerek tarihi bir yanlışın içerisine girdik. Bir an önce, muallim ve talebe kavramlarının derinliğini öğrenim sistemimize hakim kılmak mecburiyetindeyiz.”

Dipten doruğa doğru ve isabetli bir tesbit, amma eksik...

¥

Bir yanlışın içerisine düşülmekten bahsediliyor. Ne zamandır bu düşme, düşürülme olayı ?...

Biz şahsen, otuzlu kırklı yılların öğretmenlerince eğitilerek şekillendirilen bir neslin içinden geliyoruz. Her aklıma gelişte o devrin öğretmenlerini, mekanlarının Cennet olması dileğimle yadederim. Tayyip Bey sanırız, günümüzün öğretmen ve öğretmenliğine bakarak, öğretmenlikle muallimliği ayrı ayrı değerlendiriyor. Oysa erken Cumhuriyet’in öğretmenleri ayrıca da, muallim idiler...

Muallimliğin öğretmenliğe evrilişi, paranın;  tedavül aracı olmaktan öte bir fonksiyonunun bulunmaması gereken paranın ilahlaşması, tanrılaştırılmasıyla eşzamanlı bir oluşumdur...

Gerçekçi olmadan namuslu olmanın yolu yoktur. Görülen yanlışlıkların düzeltilmesi için kişinin sessizliğini bozmamasından, namussuzluk olarak daha başka ne olabilir ki...

Otuzlu kırklı yılların öğretmenleri, sabahtan akşama gün boyu zamanlarını talebeleriyle beraber aynı çatı altında geçirmelerinden ötürü, öğrencileri onları, analı babalı birer öz ebeveynleri olarak değerlendirip hürmette kusur etmekten kaçınıyorlardı...

Günümüzün öğretmenleriyse, daha doğrusu öğretmenliğiyse, yarım günlük eksikli gedikli “mecburi beraberliğin” hitamında, “Milli Eğitim Memur ve Memureleri” kimliğiyle, çorba parası derdiyle sokaklara düşürüyor. Mesela, seyyar arabasıyla hıyar satmaya, gibi...

Bu düşüştür ki öğretmeni, talebesinin ve dahi velilerin gözünde değersizleştirip etkisiz ve tesirsiz ders anlatma ve defi bela kabilinden de not verme cenderesinin içerisinde perişanlaştırmaktadır...

¥

Öğretmeni geçim derdine düşüren virüs, bileşik kaplar realitesi gereğince toplumun diğer bütün sosyal katmanlarını ahlaken etkileyen cari eko-politik zihniyetin eseridir...

İkinci Cihan Harbi patlamış, İsmet İnönü, hareketli ve dönerli dış politikasıyla Türkiye’yi fiilen savaşa sokmamanın yolunu bulmuş ise de, beşeri ahlakın, çevresindeki sıcak savaştan etkilenerek, çürümesini engelleyememiş...

Özellikle karaborsa, ihtikar, yokluk ve kıtlık rantlarıyla palazlanan erken Cumhuriyet’in öncü pozisyonundaki sermaye sahipleri, burjuvalaşarak devlet yönetiminde hak iddiasına kalkıştılar...

Diğer yandan da savaşın galibi pozisyonundaki Amerika’nın dünyaya nizam verme politikasıyla Türkiye’yi çok partili sisteme zorlamasıyla Demokrat Partisi’ni kurdurtup Yerli Mallar haftalarını da gündemden kaldırtınca, Türkiye’de de paranın tanrılığı başladı....

Mutfak pozisyonları sivil bürokrasiyle halka nisbet daha rahat ve parlak olan askerleri bile sıkıntıya sürükleyen iktisadi şartların zorlamasıyla yapılan devalüasyonlar sonucunda öğretmenler de, okul harici ek gelir peşine düşmekten kendilerini alamadılar...

Dışarının doğrudan ve emperyalizmin içerdeki acente ortakları ve yerli siyasetin işbirliğinde sürdürülen, demokrasinin serbest tüketim mücadelelerinde ideolojik kutsallıkları kendinden menkul “eğitim işyerlerinde”, şamaroğlanı pozisyonuna düşmek, öğretmenlerin kaderi olup çıktı...

Devlet başkanlarının, şikayet babında da olsa bu konuyu bilvesile dile getirmesi iyi olmuşsa da, acaba tedavisi için bir patika açılmasına imkan ve fırsat yaratabilir mi ?...

Zor, belki de imkansız bir iş. Emzikli bebeler bile ellerinde binbeşyüzlük aynalı telefonlarla oynarken !...

MEVZU DIŞI  BİR EKLEME: 

Aziz Nesin olacak, kahir ekseriyetiyle Türklerin aptal olduğunu söylüyordu...

Edirnekapı Sulukule bölgesinin has yerlisi çengili çalgılı göçebe halkın, asırlık topraklarındaki mekanları, varsıllara has nicelik değişimine uğradı. Villalar, köşkler, konaklar mahallesi olup çıktı, Sulukule...

Mahkeme karar vermiş ve yoksuldan varsıla, güçsüzden güçlüye yapılan bu gelir transferini kanun dışı saymış...

İki satırlık bir imar değişikliğiyle Mecidiyeköy’deki stadyumun yerine yapılan ve bitmiş de olan devasa binanın yine bir yetkili mahkeme, kanun dışılığına, hukukdışılığına hükmetmiş...

Türklerin aptallığı acaba nereden geliyor, sessizliğinden mi ?

Zavallılar... Seslerini çıkarsa, çapulcu oluyorlar, sessiz kalsalar, aptal. Ne talihsizdir şu Türkler...

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle