Meğer Tayyip Erdoğan’ı da seviyormuşum…
İlim irfan sahibi umur görmüş değerlerimizden bir zat, Cevdet Tokat’tan aldığım mektup üzerine anladım ki, Erbakan hocamıza olan karşılıksız sevgi ve muhabbetimiz, Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan’ı da kapsamaktaymış...
Yoksa, ne gereği vardı mektubunu umuma açık etmenin...
Buyurun ve düşününüz efendim...
¥
“Ankara’nın kırk Km. ötesinde bir köyde doğmuş ve zamanın gereği olarak ilkokulu 3 yıl okumuş bir anne babanın 11. çocuğu olarak 1966 yılında gözlerimi açtım. 1978 yılında köyümüzde ortaokul olmadığından girdiğim DP Yatılı sınavını kazanarak Hasanoğlan Atatürk İlköğretmen lisesine ortaokul öğrencisi olarak başladım. 1984 yılında okul bittiğinde ortaokulda aldığım bilgilerle sosyalist bir dünya görüşüne sahip olarak okuldan mezun oldum.
1986 yılında Seyyid Kutub’un ‘İslamın dünya görüşü’ kitabı vesilesiyle Rabbim benim kalbimi islama açtı ve orada derinlemesine bilgiye erişecek okuma şevki bahşetti. İlk defa 21 yaşıma girdiğim 1987’de oy kullanmış ve islam davasına hizmette vesile bildiğim davamızın partisi olan Refah Partisi için Necmeddin Erbakan hocamızın önderliğinde düşünce dünyam şekillendi.
Kendimi hep ‘Adil Düzen’in bir neferi olarak gördüm ve çeşitli vesilelerle bu hareketin önü tıkandığında Recep Tayyip Erdoğan’la halkla bütünleşen Millileşme hareketinin yanında yer aldım.
15 yıllık iktidar sürecine baktığımda bu sürecin ikinci yarısında Adil Düzen ve Millileşme davamızın çalınarak kişisel hırslara kurban gittiğine şahit oluyorum. Kraldan çok kralcı tipler mevcut siyasi yapıya çöreklenmiş, teşkilatlar ihale avcılarının sofrası haline getirilmiş durumda. Bu hareketin asli unsuru olan Milli Görüş ve Adil düzen davasının müntesipleri dışlanarak teşkilatlardan uzak tutulmaya çalışılmaktadır.
Son yıllarda bürokraside artan ‘sakallı yöneticiler’ güç odaklarını bu görüntüleri ile manipüle etmekteler. Çeşitli kurumlardaki yönetim kademesinde bundan 5 yıl öncesindeki alnı secdeye gelen mütedeyyin tiplerin yerini cin fikirli(Şam Şeytanı) kişiliksiz kifayetsiz muhterisler doldurmuş durumda.
Bu tipler de, hakim yerel siyasetin sözünden çıkmadığından kendilerinden memnun olunan muteber kişiler olarak korunmaktalar. Halbuki iktidarın nimetleri yokken bu tipler Milli Görüş ve Adil Düzen davasının iflah olmaz muhalifiydiler. Açılım sürecini bahane ederek zamanın başbakanı şimdiki Cumhurbaşkanımıza olan kinlerini açığa vurmaktan çekinmezlerdi.
Şimdi geriye baktığımda davamızın elimizden alınıp çalındığını içim yanarak izliyorum. Kuzu postuna bürünüp koyunların arasında gezen bu çakallardan bizi ancak ötelerden gelen Rabbimizin kaderi kurtaracaktır.
Cumhurbaşkanımız, davasının çalındığından dolayı mı yapayalnız acaba?
Cevdet Tokat”.
¥
1933’den 27 Mayıs 1960 yılına kadar geçen zaman ilk çocukluk ve gençlik yıllarımdır, siyasetle bir ilgim olmadı. Bu sıralarda gemi azıya alan ilericilik gericilik tartışmalarına bir anlam veremedim, sanıyordum ki gericilik uçkurla ilişkili bir nevi ahlaksızlık. Yavaştan yavaşa başladım Vehbi’nin Kerrakesini anlamaya...
Bütün arkadaşlarım Cumhuriyet, Milliyet ve Aziz Nesin okurken inat için hiçbir satırını anlayamasam dahi Yeni İstanbul almaya başladım...
Cevdet Tokat gibi Seyyid Kutup’un elime geçen bir kitabı üzerine dünyam değişti. Cadaloz taifesinin üzerine çullandıkları Erbakan ise, geldi gönlümde taht kurdu...
Çoğu kez icraatlarına ve programlarına karşı çıktım ve her seferinde anlayışla karşılandım. Bir beklentim yoktu ve karşılıksız seviyor, hürmet ve saygı besliyordum kendilerine...
¥
Anladım ki, Erdoğan’ı da seviyormuşum. Tabanımızdaki okuyucularımızın zaman zaman adımızı CHP’liye ve fetö’cülüğe çıkarmalarına yol açan yazılarımızı anlayışla karşılamasını, kendisine yönelik saf ve samimi sevgimi idrak edişine veriyorum...
Sanırım ve umud ederim ki, Cevdet Tokat’ı da anlayışla ve dostça karşılayacaktır...
Kim bilir, şu anlarda Cevdet Tokat, Türkiye’nin hangi ücra köşesinde Hak rızasına halkın sağlık ve sıhhati için ter döküp çabalamaktadır...


