--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kültür kaçkınlığı…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Bu kavramı, toplumun kendi öz kültüründen  bir şekilde koparak yabancı değerlere kapılanması anlamında kullandık. “Kaçkınlığın”, toplumun tabanından gelen kollektif  talebin dışında, siyaseten egemen kadrolarca gerçekleştirilmesi durumunda, “mecburi-empoze kültür değişimi” olarak tanımlanması daha uygun düşecek sanırız...

       Mecburi kültür değişimi, iktidarda bulunan kişi ve grubun yabancı bir kültürün tümünü veya bazı unsurlarını halkın itirazlarına rağmen kendi toplumuna cebren kabul ettirmesiyle meydana gelen, başka biçime sokulması halidir…

       Eskiden bu değişme-değiştirme, silah gücüyle işgal edilip sömürgeleştirme amacıyla yönetimine el konulan ülke halkları üzerinde uygulanmaktaydı. Mesela çoğu Afrika ülkelerinde göregeldiğimiz mahalli dillerin yerine İtalyanca, Fransızca ve İspanyolcanın resmi dil olarak kullandırılması gibi…

 Bunun bir başka örneğini de; İdris Küçükömer’de bulup okuyoruz…

“İstanbul’da elçiliklerde, saraylarda ve Osmanlıların Avrupa elçiliklerinde verilen balolarda bürokratlar, Batılı dostları ve Levantenlerle beraber eğlenirken, işsizlik artıyor ve yerli üretim güçlerinin yok olması son derece süratle devam ediyordu. Bu baloların benzerlerini, hatta devamını daha sonra C.H.Fırkası döneminde, tüketim malları kıtlığının yarattığı koşullar altında verilen Cumhuriyet balolarında görmemek mümkün mü” …

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu da, “kaçkınlığın” kendi aile camiasında rastgeldiği bir başka örneğini MTTB.’in Cağaloğlu Merkez binasındaki sohbetlerinde vermişti…

Henüz ilkmektep çağındaki kızının, zaman zaman her hangi bir vesileyle yapılan resmi-yarı resmi toplantılarda işgüç, makam mevki sahibi büyüklerinin birbirlerine karşı “içtenliksiz  saygılı” davranışlarını gördüklerinde, etkilenerek, her halde bunlar gibi olunması gerekiyor düşüncesiyle, sofra başında elindeki su bardağını babasına hitaben, “şerefe” diye kaldırması…

Gerçi bu son örnekteki  değişme, iktidar zorlamasıyla resmen gerçekleştirilen bir kültür kaçkınlığı olmasa da, Türkiye’yi sömürgeleştirmeye çalışan dış emperyalist güçlerin yerli işbirlikçileri eliyle giriştikleri hızlı tüketim normları, sinema, tiyatro ve moda saldırılarıyla sivil karakterli psikolojik, cebri nitelikte bir kültür değişimidir…

Son yıllarda Türkiye, amma sağlam ve kalıcı amma uzun boylu süreceği kuşkulu, zenginleştikçe  hükümet de, özellikle büyük şehirlerimizdeki gökdelen normundaki hızlı ve yaygın binalaşmaları  refah devletine doğru yol alışımıza verip, dilimizdeki kaçkınlığı hoşgörüyle karşılıyor…

Bu hoşgörüyle de, mahallelerin, semtlerin  ve sokaklarla, işyerleri, binalar ve insanların, bunlar yetmediğinden olacak, sofralarımızı süsleyen nimetlerden mutfak kültürümüzün ürettiği yediklerimizle içtiklerimizin isimleri de, hızla “ana toprağından” kaçırılarak yabancılaştırılıyor

O kadar kendimize yabancılaştık ki, koca Türkiye de yerli Türk sigarası tüttüren bir tek Türk tiryakisi bile kalmadı. Bizim kendi öz kültürümüzde tiryakiler, tabakalarını kuşaklarında taşırdı...

Şimdinin yerlileri, ellerinde “Camel” paketleri, geçmişiyle övünerek, avunuyor…

Evet, kendini avutuyor…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle