--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Körfez köprüsü…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Az gelişmiş yörelerin umur görmemiş insanı neon ışığına çıktığında gözleri kamaşır. Yılbaşlarında en büyük ikramiyeyi kazanan kenar mahalle yoksullarının başlarına gelenler gibi, bu  kamaşma, niceliği farklı olsa da nitelikte aynı sonuçları doğurur…

Kamaşmanın harfi tarifi olan aydınlık çarpmasına direnemezsiniz…

Tekil ferdi kendi mihverinden saptıran neon rüzgarı, toplumların üzerinden de esip gider, hem de  fırtınamsı bir şiddetle. On yılda yaratılan onbeş milyon gencin yanında demirağlarla örülmüş Türkiye’de, oturakları kıçından çifte yamalı pantol giymiş vasat halkının Amerikan rüyasıyla yatıp kalkması, yatırılıp kaldırılması mesela, bu kamaşmanın, bu çarpılmanın sosyolojik tezahürüdür…

30’lu yıllarda başlayan apartmanlaşma sevdası, 60 ve 70’li yıllara gelince, eski ve ahşap yapıların yıkılarak, aynı arsa üzerinde üç oda bir salon özlemiyle apartman dikimini hızlandırmıştı…

Neon ışığının kamaştırdığı gözler açıldığında çevresini erkete eden kadının, iki büklüm ev temizliğine isyan bayrağını çekmesiyle buzdolapları da, hane içlerinde yer tutmaya başladı…

Neyimiz eksikti Batının küffarından?

Bir çift boynuz mu?..

Her gelen iktidar, gün be gün eksik olanı tamamlamak zorundaydı, iktidarda kalmak için…

Finans mı?

İhraç mallarımızın arasında işçilerin fonksiyonu neydi ki!. Ve ayrıca, borç yiyen de, kesesinden yemiş  olmayacak mıydı?..

Hepsinden de öte, borçlanmak, yiğidin şanından değil miydi?.. Osmanlı, hasta adam idiyse, Türkiye de borçlu adam oluversindi…

Ve oldu, olduruldu da. Yiğitliğine halel getirtmedi…

Apartmanlaşmayla hemen hemen birlikte arabalılaşma da aynı tempoda başladı, başlatıldı…

Neon ışığıyla kamaşan gözler kıpkızıl bir kor misali araba aşkını yüreğimize indirdi. Bunun finansman kolaylığı da tabanda ve hem de sektirtmeden hemencecik bulunuverdi…

Çek ve senetler, karşılıksız basılan devlet gaymeleri gibi, her türlü ihtiyacın kaldıracı oldu…

Gözü kamaşan vasat halk, Hamd-ü senayı Allah’dan esirgemeye yöneldikçe, devlet de, onun açılan gözlerini Amerikan hayalleriyle doldurmakta geri kalmadı. Her ne kadar belediyeler beleşinden su içmesinler diye sokak çeşmelerini kaldırdıysa da,  kapitalistik çağın gereği babalıktan geri çekilen devlet, köprüler yaptırdı, gelip geçsinler diye…

Araba sevdasının esintili ilk günlerinin kaportası macunlu yırtık dökük arabaları, köprüler yapıldıkça façalarını düzelttiler…

Şimdi, kaportası çarpık ve macunlu tek arayı göremezsiniz trafikte. Eloğlunun kreditörü de, verdiği parayı kazasız belasız kısa zaman içinde geriye tahsil için, köprü tarifesini elbet kendisi dikte edecekti…

Körfez köprüsünden tek geçiş için otomobile ücret biçilmiş, 89 lira!..

Bizim has devletimiz olarak AKP hükümeti, bu kadar zulümkar ve paragöz olamazdı…

Elhamdülillah, Amerikan rüyamız gerçekleşti, gerçekleştirildi. En uzunlukta dünyanın dördüncü köprüsünün sahibi oluverdik…   

Bir yanda şehirlerimiz, yabancı müşterilerini bekler vaziyette sıra sıra dizilmiş gökdelenlerle süslenirken, Körfez, dini ve milli kültürümüzün koyu karanlığında öksüz konulamazdı, bu demden sonra…

Yüzgörümü olarak gerdanlığı takıverdik, el parasıyla…

Gururlansın millet diye… 

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle