Koltuk...
Sıfatlar zıtlarıyla belirginleşiyor. Güzelliğin karşısında çirkinlik yer alır. Kuvvetlinin fiziki alanda zayıfa, gelir paylaşımındaysa, madamıyla masası olan koltuk sahiplerinin de gariban kimsesize nisbetle imtiyazlı görülmeleri gibi...
İşçi sendikalarıyla işveren sendikalarının, vergi kontrol memurlarıyla da vergi mükellefleri arasında kurulu sevimsiz dostluklar gibi...
Bırakınız kitap sahifelerinde kalmış misafirperverlik ve yardımseverlik realitesini bir yana, şimdilerde işinden ve ekmeğinden olanlarımızın Suriyelisi de dahil, yabancı emeğe karşı içlerinde mayalanan rahatsızlıkların yavaştan yavaşa kabarması gibi...
Bu girişten sonra şimdi geliniz hükümetin içinde bulunduğumuz bu yıl için emekli maaşlarına yaptığı zamdan benim payıma düşen ‘bir liralık gündeliği’ deşeleyelim...
Vatandaşın hilalli, istavrozlu ya da havralı olup olmadığına bakmaksızın peynir ekmek sofrasındaki hallerine gelelim...
•
İmalat sanayindeki beyaz üreticiler, toplum içindeki itibarlarını tüketicinin müsrifliğine borçludur. Bilfarz mobilyacılar isterler ki, hane halkları daha henüz ekonomik ömrünü tüketmemiş eşyalarını üç-dört yılda bir değiştirsin...
Reklamcı, hane halklarının kafasını çelebildiği oranda sınıfdaşı mobilyacıyı destekler. Kesilen ağaçların yanında, boya ve tutkal misali kimyevi maddeyle ülkenin enerji tüketimi pompalanır. Çevre kirlenirken ozondaki delikler de genişledikleri için, mevsimler de zamanlarını şaşırır...
Bu zaman şaşkınlığı ise, Yüce Mevlamızın israfçı kulları için öte dünyaya bırakmadan muhtemelen bu dünyada infaz ettiği bir ceza da olabilir...
Üretim safhasında kullanılan girdilerin büyük kısmı ithalat yoluyla geldiğinden, bu müsrifliğin cari dengede açtığı gediği kapatmaya zorlanan hükümetler de, ellerinde başka kaynak kalmayınca, ördekleştirilen emeklinin tüylerine el atar...
Orta hallisine varıncaya dek reklamzede hane halkları bu işbölümü kumpaslarına karşı dik durabilseler, kanatlarımızdaki tüylere el uzatanımız da olmazdı, olamazdı...
Şimdiki ahvalde günlük bir liralık zammın piyasadaki paylaşımına gelince görüyoruz ki, bunun beş-on kuruşu doktor, ilaç ve reçete katılım keseneğine gittiğinden, günlük maaş artışımız yetmiş-seksen kuruşa düşüyor...
Politikacının bu, “kaşıkla verdiğini sapıyla geri alma” düzenine, ahalinin “Allah’a isyancılığın ön infazı” desek nasıl olur ?
•
İthal muzcularla yerli muzcular arasındaki çıkar savaşı gibi, ithal mobilyacılar da yerli mobilyacılarla ayni savaş alanında karşıtlık ve zıtlık mücadelesi veriyorlar...
Siyaset de, kendi finansörleri bu iki zıt kardeşleri, ahaliye çaktırmadan destekliyor...
Pıtrak misali çoğalan yabancı büyük perakendecilerle, yerli veya yerli-yabancı büyük nalburiye mağazaları, Çin ülkesinden çok düşük fiyatla ithal ettikleri mobilyaları, yerlisine nisbetle dampingleyip satıyorlar...
Bundan da bizim camilisi olsun, kiliseli veya havralı, yerli mobilyacılar rahatsız. Siyasetin finansörleri olan bu büyük mağazacılardan gelen yardım ve destek ricaları üzerine hükümet, yerli sanayii koruma amacıyla ithal mobilyada gümrük vergilerini yüzde elli arttırmış...
İlk ağızda helal olsun, amma...
•
Şimdi bu vergi artışından rahatsız olan ithalatçılar da, kârdan zarar etmemek için hükümetten ithal mobilyada KDV indirimi istiyorlar... Klasik tarzda bir zıtların sözde çıkar savaşı...
Bu türden zıtlar, kendi aralarında çıkar savaşına kalkıştıklarında, kural, usul ve eşyanın tabiatı gereği, her daim ahırdaki atlar yaralanırken ördekler de tüylerinden olur... ...
İyi de, bizim Türkiyeli reçelciler, baklavacılarla köfteciler niye seslerini çıkarmıyorlar. Muhtemelen hallerinden memnun olmalılar...
Baksanıza, elin yabancıları deniz aşırı topraklardan kalkıp gelen birer süper, hiper mağazacılar olarak, Çin’den getirdikleri masa ve sandalyeyi Türkiyeliye satarken, bunun yanında Belçika Felemenk mutfağının köftesiyle turşusunu, reçeliyle peynirini de bizimkilere kakalıyor...
Modern köleliğin adını çıkarmışlar, demokrasiye...


