--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kin ve nefret...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Altmışlı yıllar, reenkarnasyon yaparak kin ve nefret üzerinden toplumu ayrıştırma amacıyla yeniden sahneye döküldü. Oysa kimsenin kimseyi uygun adım yürüyüşünde saatte beş km. hız yapamamasından ötürü Cumhuriyet ya da Atatürk’e küfrettiği gibisinden aptalca ithamlarda bulunduğu yoktu…

Nefesine güvenenin zurnacıbaşı olabileceği gibi, dükkânının zarar etmesinden zevklenecek enayiden başkaları da, Anadolu’nun ücra kasabalarında ramazanlık lüks restoranlar açmazdı...

Düz mantık ve selim akıl buna amir iken, sen kalkıyorsun önceden kurgulanmış ramazan seyyahları kimliğiyle tam da öğle vakitlerinde iç Anadolu’da fıstıklı tas kebabı arıyorsun…

Bulamayınca da, laiklik elden gitti, Cumhuriyet tepetaklak, oruççu şeriatlı yobazlar geldi iktidara oturdu…

Kin ve nefret kusarcasına…

Bir toplumun fiilen her telden çalabilir oluşu, o toplumun kültür zenginliğine işaret eder. Türkiye bu babda oldukça zengin. Gelişmişlik için tek başına yalın kültür zenginliği pek para etmeyebilir. Siyasi kültür bakımından da zengin olunmalıdır. Bu zenginliği işler hale getirmek de siyasetin vazifesi…

Tepeden devrim, toplumun bütün değerlerini alt üst ederek işe başlamıştı. Halkın devrime olan güven duygusu, yeni rejimle altüst edilen değer yargılarına olan yakınlığıyla mayaladığından, siyaset, birlik ve beraberlik adına bu mayalamada baskıya başvuruyordu…

Toplum, mülkiyet içgüdüsünün beşerin iç aleminde yarattığı baskı sonucu, dostane ilişkilerini bozmaksızın kendiliğinden ikiye ayrıldı…

Baskıdan rahatsız olanlarla, durumdan konfora ulaşanlar…

Rahatsız edilerek sesleri solukları kesilenlerin kendi fakirhanelerinde güvercinleşmelerine karşın, durumdan vazife çıkaranların hikâyeli heykel taşlama ve irtica suçlamalarıyla konfora erişmeleri, 60’lı yıllar boyunca devam edegeldi… 

• 

Bayar-Menderes beyaz ihtilalini takiben hükümetler,  kısıtlı muhafazakârlığı araç olarak kullanan sağ felsefe tarafından kurulduysa da, tepeden devrimin, muhafazakârlığın minareli yakasına olan karşıtlığı ya da diş bilemesiyle de, durumdan kendileri için konfor arayanların cümlesi, minareli muhafazakâr sağın karşısına dikildi…       

Güvercinlerin karşısına dikilen şahinler ikileşti…

Bu arada zaman hızla ilerliyordu. Demokratikleşme tartışmaları, temel haklar ve hürriyetlerle ilgili anlatımların hızla yayılarak, güvercinleştirilen vasat halka gözlerini açtırması, heykel taşlama, padişahlığa göz kırpma çirkinliğiyle düzenlenen komprime iftiraları pazardan dışlamaya yöneldi…

Aynı kökten farklı karakterde yeni komprimelere ihtiyaç hasıl oldu…               

Karanlıkçı yobazların, NOELLEŞTİRDİKLERİ  yılbaşı eğlenceleri üzerinden, kendine nisbet hayat tarzları farklı kimselere karşı birlik ve beraberliği parçalayıcı kin ve öfke yüklü saldırı iftiraları!…

Pazar tezgâhlarına döküldü…

Her telden çalabilme yeteneği bir toplumun gelişmişlik derecesini gösterirdi. Bu yeteneğin sanat dalında sadece çalgı çengi alanında kalmayıp, siyaset zemininde de kendini göstermesi gerekirdi. Üyelerinin zenginli fakirli kaynaşmış bir kitle oluşturmasından, siyasi partilerin özel bütçeleri haylice zengindir…

Bunların her biri, muhafazakar liberal ve sol görünümlü çağdaş batıcı sağ liberal partiler, kâr ve zarar hesapları kendilerine ait olmak üzere Anadolu’nun en ücra kasabalarına kadar yayılmış, sadece oruç aylarında açılacak ramazanlık lokanta zincirleri tesis etmeli ki, oruçlu günlerin tam sıcak ortalarında fıstıklı tas kebabı arayanlara, seslerini kestire…

Gelelim yılbaşlarına…

Unutmayalım, herkesin renk ve zevk tercihi gibi, kas güçleri de farklıdır. Kimisi uygun adımla saatte beş km yapabilir, kimisi sekizlere kadar çıkabilir. İnsan yapısındaki bu özellikten ötürü kimsenin kimseye ŞİMDİYE KADAR NİYE YİYİP İÇMEDİN, NİYE ZAR ATARKEN ZİNAYA UÇKUR ÇÖZMÜYORSUN diyerek, olumlu olumsuz efelendikleri falan yok. 

Tıpkı Reina katliamında da olmadığı ve bulunmadığı gibi…

Ayrıca devlet de, içmesine çekmesine karışmamalı ve karışamaz da, amma karışıyor…

Adamın kalendervari hayat tarzıdır, kolunu kapı penceresinden dışarı kıvıracak, dudaklarında da sigara, direksiyonda oturacak… 

Niye yasaklarsın yemek sonrasının, sigaraları parmak aralarında boşboğaz lafazanların, çatısı kapalı lokanta muhabbetlerini…

Amma yasaklıyor. Kamu sağlığı gerekçesiyle. İşte yine aynı devlet ilgili kurumlarınca, müskirat tüketiminin zirve yapacağı anlarda görevi gereği halkını hutbeleriyle uyarıyor…

Kendine iyi bak…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle