Kan üzerine…
Kan denilen nesne, kırmızı renkli bir sıvı. Çeşitli kimyevi aktiflerin belirli ölçülerde birleşerek meydana getirdikleri bir terkip. Muhtevasında tuz var, biber tadında acımtırak alkaloitler var, böbreklerin süzerken elden kaçırdıkları birbirlerinden farklı ölçeklerde değişik zehir örnekleri var, demiri, çeliği çinkosuyla birlikte alkolü bile var…
Şekeri de cabası…
Alınıp satılması, daha doğrusu para karşılığı el değiştirmesi şiddetle yasaklanmış, metalaştırılamaz formunda bir meta…
Erdoğan’ın kâğıda düşürdüğü kara kalem formülünde öngörülen sistem için Kılıçdaroğlu, nitelik ve niceliğini tarif ettikten sonra demiş ki, “Böyle bir başkanlık sistemini bu ülkede kan dökmeden gerçekleştiremezsiniz. Açık ve net”.
Bunun üzerine bir curcuna fırtınası estirildi ki, sanırdınız memleketteki partizanlar arasında kızılca kıyamet kopacak. Ölenler ölecek kalanlar da, gel keyfim gel dertsiz tasasız uzun bir ömür sürecek…
Hey be yaygaracılar!. Sanki her biri bir Dadaloğlu…
•
Hastanelerde günde binlerce kan kontrolleri yapılıyor. Yıllardır, asırlardır yapılan bu kontrollerin neticesinde kullanılabilir kanın yapı taşı tesbit edilip arşivlere indirilmiş…
Laboratuvarlarımız var, kimyagerlerimiz maşallah dünya çapında üne sahip ilim adamları olarak, sebilillah. Demir, çelik, çinko ve krom madenlerimiz, emniyetli çalışma düzenleri bakımından Balkanlarla Kafkasların en güvenlikli olanları. Bu durumda kan dökülse ne yazar…
En kötüsü, stokları tamamlamak amacıyla vardiya sayısı üçe çıkarılacağı için, işçilere fazla mesai yazılır. Evel Allah, üç vakitte dökülenin yerine tonlarcası stoklanır…
•
İnsanın biti kanlanmasın derler. Kanlanırsa ar damarı çatlarmış. Damarın çatlaması da sahibini arsızlaştırırmış.
Şimdilerde pek moda oldu, ortalıkta bir tekerleme dillerde dolanıp duruyor. Yok efendim mücahitler müteahhitleşmişmiş...
Kapitalizmin devri krizleri vardır. Aynen dalgalı akımın saniyede elli-altmış kez artıdan eksi kutuplara salınım yapışı gibi, bu devri krizler de çeyrek asır aralıkla piyasaları darboğaza sokup sokup çıkarır.
Mücahitlerin müteahhitleşmeleri politik karakterli bir gelişim iken, kapitalizmin devri krizleri ise teknopolitik yapılı bir değişim. Bunların arasında sebep sonuç bağlamında bir korelasyon da yok değildir yani…
Haydi gelin bakalım bir zar atalım…
Şeş mi, dübeş mi? Hangisi hangisinden çıkma dersiniz?
Bakınız, kan üzerinde konuşalım dedik, kendimizi barbut masasında bulduk…
•
İkinci Dünya Harbi günlerinde herkes bir diğerinin tıpkısından benzeri idi. Uyuz olmayanla bitlenmeyen kimse kalmamıştı Türkiye’de. Yiyecek bir şeyimizin olmayışı gibi yapacak bir işimiz de yok idi, milletçe…
Almıştı bizim İstanbulluyu bir merak…
Bitin kanı var mıdır yok mudur ?…
Halledilmesi gereken mesele bu idi…
O günlerde Tarlabaşı’nda oturur, bulduğumuzda yerken, yakardık da sobamızı. Bacamızın tüttüğü o mutlu günlerimizde milletçe başlardık beyaz bir bez parçasının üzerinde kafalarımızın sık dişli tarakla taranmaya...
Beyazın üzerine düşen koyu renkli bitler de, kanlı mıdır kansız mıdır? Atılırdı kızgın sobaların üzerine. Hiç kimseden de duymadık, oluk oluk kan fışkırsın bitlerden.
İyi de, bu bitin kanlanması nereden?
Çık bakalım işin içinden…
Siyaseten mi, yoksa siyasetten mi ?
•
40’lı yılların, İnönü’lü günlerin biti kansızları, karaborsa, ihtikar ve harp vurgunculuğuyla bitleri kanlanınca, “Bizim de canımız var” yaygarasına başladılar. Bu yaygaranın, dertsiz başlarına dert açacağı korkusuna kapılanlar, yani devrin hükümeti, ilk tedbir olarak imam hatip okulunu açıverdi. Akabinde ilahiyat filozofu yetiştirecek yüksek ilahiyat okulu ve derken Çiftçiyi Topraklandırma Kanun-u Teşebbüsü…
Ne çare, kansızlar kanlanmıştı bir kez ve arkalarında da ABD’nin emir kıvamında çok partili demokrasi tavsiyesi…
•
Ne demişti Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın istediği modele atıfta bulunarak ellalem, “Böyle bir başkanlık sistemini bu ülkede kan dökmeden gerçekleştiremezsiniz” değil mi? Dökülürse bir çaresi de bulunur.
Kan formülü, herkesin elinde anonim. Demir var, çinko var. Şekeri tuzu stoklarda mevcut, suyu desen yağmur mevsimindeyiz…
Hem sonra canım, bitli kimse kalmadı…
Hepimiz müteahhidiz, yapma kana ne gerek…


