Kadın erkek üzerine bir daha...
Kadın erkek eşitliği hukuk alanında olsun, anatomik yapı konusunda olsun, mümkün değil. Özellikle, egemen erkeklerin buna izin ve meydan vermemelerinden... Doğu toplumlarında ve ziyadesiyle bilhassa aşiretler dünyasında kadınlar erkeklerin kölesidir...
Devlet başkanları Tayyip Erdoğan da eşitsizliği, cinslerin anatomik yapılarını kastederek bunun hikaye olduğunu ileri sürdükten sonra, bu sözlerinin çarpıtıldığını görünce, bu hikayeyi ilk mektep öğretmeni gibi biraz daha açarak izah etme zorunda kaldı.
“Hak eşitliğine evet” gibi...
Aslında “Hak eşitliği” de bir masal. Fakat bu gerçeği ifade ve itiraf etmeye, kendi suçlarını açığa vurur endişesiyle, hiç bir devlet büyüğü cesaret edemiyor...
•
Gebze’de reklamlıklar imal eden bir işyerinde aslında sendikalaşmaya teşebbüs suçlamasını örtülercesine, sermayenin bir başka sebepten işten attığı bir hanım işçi konuşuyor,
“Daha önce tekstil sektöründe asgari ücretten bile daha düşük ücretle yıllarca çalıştım. Hiç değilse burada asgari ücretle çalışıyorum. Ne var ki yüz numaraya (helaya)gittiğimizde peşimizden gelen işyeri zaptiyeleri amirlerimiz, dakikalarımızı sayıyorlar. “Tuvalette yarım saat kaldın” tutanağıyla yallah. Zaptiyeler erkek olduklarından kadınların durumlarını anlamıyorlar, bizler de söyliyemiyorduk”...
Eşitliğin hikaye oluşuna itiraz edenlere soralım. Köleliğin bir başka türlü tarif ve izahı var mıdır?
Malzeme çok da, sahifedeki alan kısıtlı. Geçen yıl Güney Marmara’da bir peynir fabrikası, dörtyüz kadar işçisini zam istedikleri için kapının önüne koyup sağda solda boşgezen acemi çaylakları çok daha az para karşılığı (ücret değil), kovaladığı usta işçilerin yerlerine tezgah başı yaptırdı. Yiyecek içecek sendikasının yetkilileriyle! birlikte devlet erkanı da biliyordu gerçeği, ne oldu?
Hava!...
Sandık günleri geldiğinde, “Devlet de bizler de, sizin için varız” yalanına sarılarak utanmadan oy desteği istiyorlar...
Ben o ayrancının ne süt ve yoğurdunu ne de peynirini alıyorum. Bundan sonra oy isteyenlere de,
Nahhh sana oy...
Yine Güney Marmara’da bir başka peynir fabrikası. Hanım işçi anlatıyor...
“Ben Karacabeyliyim. Eşimle birlikte aynı gün çıkarıldık. Dokuz yıldır burada çalışıyorum. Buradan benimle birlikte onbeş kişi daha çıkarıldı. Asgari ücretle çalışıyorum dokuz yılda iki liracık zam yapıldı. İşçiler sendikaya üye olmasın diye, dört ayda bir, üçyüz lira ikramiye düşünülmüş. Amma buna karşılık, hem de peşin peşin, mesailerimizi kestiler. Güya ikramiye verilecekmiş. Aslında kendi cebimizden kendi paramızla kendi ikramiyemizi biz kendimize vereceğiz”
Amma aynı ayran fabrikası, süt ve yoğurtlarının bir ay önceki fiyatlarına yüzde yirmilik zammı anında oturtuverdi...
Ben de bunların kefir şişelerinden elimi ayağımı çektim...
•
Devam edelim bir soru ile köleliğin Türkçe tarifine...
--- Tuvalete gidiş gelişlerde de bir sorun varmış galiba?
--- Evet, hepsi ücretli (Dikkat ediniz lütfen, bahsedilen yer sütlü gıda sektörünün modern bir işletmesidir). Tuvalete giderken kart basıyorsunuz. Yemeğe giderken kart basıyorsunuz. Biraz fazla kaldın mı, ücretten düşüyorlar. Mesela gidip “ben mesai yaptım, ücretim şu kadar olmalıydı” dediğinizde, “Sen tuvalette çok kaldın, ondan kestik” diyebiliyorlar. Kalmışsın kalmamışsın, araştıramıyorsun”...
Bu eşitsizlik kalıcıdır. Kronik olup kendiliğinden meydana gelmemiş ve bu iktidarın da günahı değil... Tabii muhalefet de, kendi çıkarı gereği, seçmene şirin görünme sevdasıyla bütün pislikleri günün iktidarına yüklemek ister.
İktidarda olanlar ise geleneğe uyarak, “eskiden de böyle imiş ki, her yeri bokluk içinde teslim aldık” diyerek, kimsenin hesap vermediğini görünce, vazifelerini laga lugaya alıp, kendi ikballerinin çıkar hesabıyla günlerini gün etmeye bakarlar...
Sizler tartışadurun bakalım, “seçimlerde baraj olursa, nisbeti ne olsun?” avanaklığın!...


